• 21 Aralık 2018, Cuma 8:31
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

Vakıflarda Din Ayırımı Yapılmaz

Osmanlı vakıflarında Osman Gâzi zamandan başlamak üzere dil, din, milliyet ve cinsiyet farkı gözetilmeden vakıf hizmetleri verilmiş, her hangi bir ayırım yapılmamıştır.(1) Busbecq; herkesin vakıflardan ücretsiz faydalanabildi­ğini, han ve kervansaraylarda ücretsiz olarak üç gün kalabildi­ğini, hayvanla­rına bakıldığını, tembelliğe vesile olamasın diye üç günden faz­lasına müsâade edilmediğini yazar.(2) Gayri Müslimlerin de vakıflar kurmala­rına, bunlar için her milletten yardım toplamalarına ses çıkarılmadığı gibi, Osmanlılar tarafından bilakis yardımcı olunduğuna dair kayıtlar mev­cuttur.(3)

İnsan Onuru:

Osmanlıda vakıflar yardım yaparken kimsenin izzeti nefsini rencide et­memiş, ama kimsenin de asalak olmasına, başkalarının sırtından geçinmesine, inanan insanların iyi niyetlerini istismar etmesine müsâade edilmemiştir. İn­sanların böyle fikirlere kapılmamaları için,  Değişik usuller geliştirmiştir. Naçar durumda olanların evlerine yemek gönderilir, fakat onlar komşularının yanında eziklik duymasınlar diye gece karanlığında gönderilirmiş.

İhtiyarlara ve kimsesizlere açıktan ve bedavadan yardım yapılmaz, basit bir iş yapma mukâbili fazlaca para verilir ama bedavadan verilmezmiş. Tabi hiçbir iş ya­pamayacak durumda olanlara verilirmiş. Meselâ ihtiyar kadınlara yün verilir eğritilir ve karşılığı bol bol verilirmiş...(4) Günümüzde ise vakıflar maalesef, 80 Liralık bir erzak torbası verir ama onu seksen milyona kameralar önünde teşhir ve rezil ederler.

Dedelerimiz bu hususun hassasiyetine, inceliklerine o kadar dikkat et­mişler ki; Eski vakıflarda aşçı yemek verdiği adamın onuru incinmesin diye yüzünü görmezmiş. Gişe deliği gibi basık bir yerden uzatılan tabaklara ye­meği verir, ama kimlere verdiğini görmezmiş, fakir tanınmasın, izzeti incin­mesin diye.  

Fakiri azarlamayacaksın, kovmayacaksın ve kötü, kalitesiz,  kullanma târihi geçmiş, tapon vb. malları onlara vermek sûretiyle onurları ile de oynama­yacaksın. Yoksa bu durum gayretullaha dokunur ve azarlanırsın. Ashab dö­neminde olduğu gibi:  

Ashab-ı Suffa’ya (o dönem medrese talebelerine) bozuk hurma getiri­lince şu âyet gelir: “Ey iman edenler!  Kazandıklarınız ve yerden sizin için çıkardığımız nimetlerin iyilerinden Allah için infak edin. (Size verildiği tak­dirde)  gözünüzü yummadan alamayacağınız (basit ve değersiz)  şey­leri hayır diye vermeye kalkışmayın. Allah’ın müstağni ve övülmeye lâyık olduğunu bilin.”(5) 

Polonyalı rahip Simeon 1609’da gezdiği Memâlik-i Osmaniye’deki va­kıfların ahvâlini şöyle dile getirir: “Türkler her sokak başına bir çeşme yap­mışlardır. Şehir dışında yollar üzerinde de içi su ile dolu ve içine kar atılmış su kapları konulmuştur. Issız ve kurak yerlerde yolcular için soğuk su bulu­nur. Müslüman, Hıristiyan, Yahûdi tefriki (ayırımı) yoktur, Hayır eserlerinden faydalanmak için insan olmak kâfidir. Hastalar ve misâfirler günde iki öğün yemeği, bedava imparatorluğun her yerinde bulabilirler. Şehirler dışında, köylerde, ıssız yerlerde, dağlarda, ormanlarda ve çöllerde Türkler, kervansa­raylar, hanlar, câmiler, hamamlar, şadırvanlar yapmışlardır. Bütün bu tesis­ler bütün hayvanlara ve yolculara ücretsiz, Allah rızası için açıktır. Nehir, ırmak, bataklıkların üzerinde elli, yüz ve bazen daha fazla gözlü geniş, uzun, metin köprüler kurulmuştur. İnsanlar ve hayvanlar, ücretsiz üzerinden geçer­ler. Hepsi şahısların hayır eseridir. Hiç birini Türk devleti yaptırmamıştır. Avrupa’da ise üzerine basmaya korkulan tahta atılmış köprü bozuntularını geçmek için bile para ödenir. Tahta parçalarının başında bekleyenler, insan­lardan ve arabalardan zorla para alırlar. Doğrusu biz Hıristiyanların yüzle­rini kızartacak bir keyfiyettir…”(6)

Dünya Vakıfçılığı, Müslümanlardan Öğrenmiştir:

Batılılar Rönesans döneminde ilmi ve irfanı Müslümanlardan öğrenip geliştirdikleri gibi, vakıfçılığı da Müslümanlardan öğrenip geliştirmişler ve bugün nerdeyse onları geride bırakmışlardır. Oxford,(7) Sorbon,(8) Yale gibi dünyanın en kaliteli üniversiteleri vakıf üniversiteleridir. Batılı zenginler bu­gün bu kurumlara korkunç denecek yardımlar yapıyorlar.

Meşhur Bill Gates, ABD’deki yardım vakıflarına 31 milyar dolar bağışlamıştır.(9) New York Belediye Başkanı Michael Bloomberg, 25 milyar dolar tutan servetinin hayır kurumları kanalıyla dağıtılacağını açıklamış ve ilk örnek olarak kendinin me­zun olduğu Jon Hopkins üniversitesine 350 milyon dolar vermiştir.(10)   

Dipnotlar:

1- Mehmed Şeker, “Anadolu’da Birarada Yaşama Tecrübesi”, DİB yay. Ankara 2000, s. 138.

2- Ogier Ghiselin De Busbecq, a. g. e. s. 28.

3- Mehmed Şeker, “Anadolu’da Birarada Yaşama Tecrübesi”, DİB yay. Ankara 2000, s. 163.

4- Osman Nûri Topbaş, “Vakıf İnfak Hizmet. Erkam”, Yay. İs­tanbul, 2002. s, 29, 35. 

5- Bakara Sûresi, 267.

6- Yılmaz Öztuna, “Büyük Türkiye Târihi”, Ötüken Yay. 1977, c. 11, s. 285.      

7- 1274 de Oxford bile böyle kurulmuştur. Editör: Seyfi Kenan, “Osmanlılar ve Avrupa”, İSAM Yay. İst. 2010, s. 39.

8- Sorbonne Üniversitesi fizikî görünüm olarak basit bir yapı. Ünü dünyayı tutan bu ilim yuvası 1201-1274  Robert Sorbon adlı bir papaz tarafından kilise ve papaz okulu olarak kurulmuştur. Daha sonra vakıf haline getirilmiş, bugün bile papazlar ve rahibeler dini kisveleri ile rahat rahat orada diğer talebelerin arasında tahsil yapabiliyorlar. Senede bir defa dini bir ayin yapılması vakıfın şartı gereğidir.  A. Ragıp Akyavaş, “Çalar Saat-2” TDV Yay. Ank. 2010. s. 144.

9- Bütün Dünya, 2008/07, s. 71.

10- 28 Ocak 2013 Pazartesi saat 13.00 TRT Haber.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık