• 17 Ocak 2020, Cuma 8:57
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

Türklere Erdemlerini Kazandıran İslâm’dır(2)

Ergun Candan ise bu Yada Taşlarının çok büyük güç ve dev enerji kaynakları olduğunu söyler ve şöyle der: “Atlantis deki bazı merkezlerde bulunan kristaller, kozmik enerjileri toplama ve dağıtma işlemlerinde etkin bire şekilde kullanılı­yordu. 

Dev bir yansıtıcı gibi işlev gören bu merkezlerde bü­yük enerjiler odaklandırılıyor ve yansıtılıyordu.” Bu taşlar­dan bazılarını getirip piramitlerin tepesine yerleştirdiklerini, piramit adı “parlayan ateş” anlamına geldiğini, Yunanlıların bu yapılara bu ismi bundan dolayı verdiklerini, büyük blok taşları bu güç ve enerjiler sayesinde piramitlerin tepelerine çıkarabildiklerini, hatta Atlantis kıtası batmadan kıta halkının bu enerji kaynağı kristaller ve taşlar sayesinde gemileri bile havada uçurabildiklerini yani bir yerden bir yere ışınlayabil­diklerini, Mısır’a da bu taşların o kıtadan göçüp gelen insan­lar tarafından getirildiklerini ileri sürer ve şöyle devam eder: 

Bu enerjiler sayesinde gemileri bile havada uçuruyorlarmış.  O dönemde ellerindeki bu imkânları kötü yolda kötü şekilde kullanan insanlar türemiş, böylece doğanın dengesi bozul­muş, Bu gerçekler Ezoterik kaynaklar tarafından yazılmakta ve dile getirilmektedir. Türklerdeki Yada Taşlarının sihirli gücünün temeli de bu taşlara ve enerjilere dayanmaktadır.”(1)

İslâm öncesi Türklerin suyla ilgili bu özelliklerinden bah­sedilse de, temizliğe fazla önem vermedikleri kaynakların tetkikinden anlaşılmaktadır.

İbni Fadlan, Mervezî, daha sonra İbni Batuta gibi seyyah­ların eserlerini karıştırırsak, İslâm öncesi Türklerin hiçte im­renilecek bir hayat tarzlarının olmadığını, dünyayı kendilerine hayran bırakan temizlik, örf, adet, gelenek ve birçok faziletle­rini İslâm’la müşerref olduktan sonra edindiklerini görürüz.  

Türkler mümtaz vasıflarını, medenî melekelerini, dünyayı kendilerine hayran bırakan nezafet ve letafetlerini İslâm’la müşerref olduktan sonra kazanmışlardır. Çok kıymetli ma­denler bile işlenmeden, erbabının elinde imbiklenmeden, güzellerin başına taç olmuyor, parmaklarını ve gerdanlarını süslemiyor. İşte mayasında, özünde, cevherinde iyi hasletler bulunan Türk milletini de İslamiyet işlemiş, âli duygularını ortaya çıkarmış, dünya tarihinin en kıymetli pırlantaları ola­rak takdirlere arz etmiştir. Bu sebeple Selçuklu Türkleri su medeniyetinin temellerini atmışlar, Osmanlılar da onu gelişti­rip, güzelleştirip olgunlaştırmışlardır. Hatta cennet vatanımız Anadolu’ya bu ismin verilişi de yine su ile ilgili bir efsaneden kaynaklandığı rivayet edilir.

Anadolu’ya ilk gelen 40 Türk yiğidi yolda çok susamışlar, ciğerleri yan­mış, kavrulmuş ama bir suya rastlayamamışlar. Önlerine bir kova suyla, daha önce gelen Alperen analarından bir kadın çıkmış, o bir kova sudan hepsi içmiş, kanmış, doy­muş, fakat mü­barek nene hâlâ ısrar ediyor “için” diye. On­larda bu ısrarlar karşısında ba­zıları da karınlarını göstererek “Ana dolu- Ana dolu-yani midemiz haddin­den fazla doldu sağ ol” demişler ve bu söz çok tekrar edilince bu vatana isim olmuş­tur.(2)

Bu Alp Erenlerin soyundan gelip, Anadolu Selçukluları, Osmanlılar diye büyük devletler kuran insanlar suyu aziz bilmişler, kadrini kıymetini hakkıyla takdir etmişler ve onla­rın medeniyetine “Su medeniyeti”(3) denmiş­tir.

Osmanlıda evlerdeki avlulara “hayat” denirdi ve orada gerçekten hayat vardı.  Bu hayatın içinde evi, evinin her oda­sında “gusülhane” denen küçük çaplı bir duşu, suyunu temin ettiği kuyusu, kümesi, ağaçları, tuvaleti velhasıl bir tipi, bir tufan olsa günlerce dışarı çıkmadan hayatını idame ettirebile­ceği her türlü ihtiyaç maddesi bu hayatın içinde idi.  Evet Osmanlıda tuvaletler evin içinde değil dışında idi.  Bunun her ne kadar bazı dezavantajları olsa da, avantajları daha çok ve daha sıhhî idi.  Suyun kıt olduğu memleketimizde, pisliği akıtmak için tonlarca su, kokuyu gidermek içende birçok parfüm ve deodorant kullanmaya gerek kalmıyordu. Bir ma­nide bu durum şöyle dile getirilir: 

Evimizde kuyu var

İçtim soğuk suyu var

Öyle bir yar sevdim ki

Türlü türlü huyu var. 

Bugün Japonların 50-60 metre kare evlerde yaşayıp uy­guladıkları iktisat sistemini dedelerimiz, aynı avluya açılan her odada bir aile barındırmak suretiyle yani “Ataerkil” aile tipiyle çok önceden uygulamışlardır. 

Dipnotlar:

1- Ergun Candan, “Antik Mısır Sırları”, Sınır Ötesi Yay. İst. 2009, s.86, 88,

        116; Türklerde Yada Taşı inancı Su Medeniyeti Sempozyumu Koski

        Büyükşehir Bel. 2009 Konya, s. 120.

2- Mehmet Önder, “Bitmez Tükenmez Anadolu”, Sümerbank Kültür Yay.

         6/111 Ankara  1970, s. 6-7;  Türk Edebiyatı Dergisi, Nisân 2005, s. 67;

         Nezihe Araz, “Anadolu Erenleri”, Özgür Yayınları, İst. 2000, s. 462.

3- Mustafa Armağan,“Osmanlının Kayıp Atlası”,Da Yay.2005,İst.s.230-237.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık