• 10 Ocak 2017, Salı 7:22
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

TÜRKLER (2)

Yahûdi asıllı Fransız gezgin ve târihçi Leon Cahun (1841- 1900) bu durumu şöyle anlatmaktadır: “Kuteybe dört ay düşman (Türkler) çemberi içinde kaldı. Bu müddet zarfında Irak genel vâlisi Haccac kendisinden hiçbir haber alamamış ve zihni en müthiş endişelerle kaplanmıştı.

Bütün câmilerde Kur’an okunuyor ve Kuteybe’nin halâsı (kurtulması) için Allah’a yalvarıp cemaatlerle dualar ediliyordu... Hakikat şudur ki, Araplar silâhları ellerinde olarak Türklerle başa çıkamamışlardır” (1)   

Bu şoven (ırkçı) tutumları yüzünden Emevî saltanatı bir asır bile devam etmemiş, Hz. Peygamber soyundan olan Abbasîlere yenilip târih sahnesinden silinip gitmişlerdir. Bunların yıkılışında Türklerin etkisi çok büyük olmuştur.(2) Bu hususu İsmail Hâmi Dânişmend (1899-1967 ) şöyle değerlendirir:

 “Millî ruhu İslâmiyet’e tamamıyla intibâk etmiş olan Türk ırkının büyük kütleler halinde ihtidası(Müslüman olması) 9. ve 10. asırlarda (yani Abbasîler döneminde) olmuştur. O târihlerden evvelki ihtidaların ferdi ve ailevi sahalara münhasır kalmış olmasının başlıca sebebi, Emevîlerin ırkçı tutumları dolayısıyla Türk-Arap mücâdelesidir”(3)

Emevîlerin yıkılışından sonra Abbasîlerin Türklerle sıcak ilişkiler kurması, Türklerin Müslümanlara ve Müslümanlığı tanımaları, iman, inanç, mizaç ve karakter bakımından İslâm’ın kendilerine en uygun din olduğunu anlamaları neticesi, daha önce ferden Müslüman olanlar varsa da, 9’uncu ve 10’uncu asırlarda özellikle de Abdülkerim Satukbuğra Han döneminde İslâmiyeti tercih etmişlerdir. 

Bir milletin tamamının iyi veya hepsinin kötü olması mümkün değildir. Bazı müfrit kimseler Yahûdiler için ekseriyetle bu hataya düşerler ve Yahûdiler şöyle, Yahûdiler böyle… gibi genelleyerek konuşurlar. Bu da doğru değil. Onların içinde de iyilerde vardır kötülerde.

Peygamberimizin eşlerinden Safiyye vâlidemiz Yahûdi asıllıdır. Ayrıca başta âlim bir kişi olan Abdullah b. Selâm olmak üzere Peygamberimiz zamanından 30’dan fazla Yahûdi Müslüman olup sahâbe olma şerefine nail olmuşlardır. Aynı anne ve babanın evlatları yani bir aile içindeki fertlerin bile karakter ve mizaçları birebir aynı değildir. Haset, kıskançlık, kavga, kıtal gibi kötü huy ve hasletler ta Âdem Peygamberin evlatları arasında zuhur etmiştir. Burada ölçü çoğunluk olmalıdır. Yani ekseriyeti iyi olan millete, halka iyi denmeli ama onların içinde çok azınlıkta olsa da kötülerde bulunabileceğinin kabul edilmesi gerekir.

 Prof. Dr. Ramazan Şeşen Bedir Yayınevi kanalıyla İslâm öncesi Türkler arasında seyahat eden İbni Fadlan ve Mervezî’nin eserlerini(4) dilimize kazandırmıştır. Bu seyahatnâmelerde Türklerin birçok olumsuz yönünden kötü adetlerinden bahsediliyor ise de, onların çok güzel huy ve hasletlerinin olduğunu da birçok târihçi zikreder.

Türklerin Müslüman inancına ve akidesine yakın birçok yönlerinin olduğunu İsmail Hâmi Dânişmend şöyle sıralar:

1-Türkler; yeryüzünde kutsal saydıkları bazı tanrılar olsa da esas olarak Gök Tanrı diye çok çok büyük ve her şeye gücü yeten bir tanrı inancı içinde idiler. İslâm’da da her şeye gücü yeten, doğmayan, doğurmayan tek ve çok büyük bir Allah inancı vardır.

2-Türkler; gökyüzünün katları ve tabakaları olduğuna inanıyorlardı. İslâm da da Gökyüzü yedi kat olarak bildirilir.(5) 

3-Türklerde aynı dine ve töreye mensup insanların öldürülmesini katiyetle yasakladıkları halde, savaşlarda düşman öldürmenin kahramanlık olarak değerlendirilmesi fikri, İslâm’da da mevcuttur.

4-Türklerde zina ve korkaklığın cezası çok ağır idi. İslâm’da da aynıdır.

Ma’lum İslâm’da da zinanın cezası çok ağırdır. Korkaklığa gelince; Peygamberimiz sık sık şöyle dua ederdi: “Allahım acizlikten, tembellikten, korkaklıktan, ihtiyarlayıp acze düşmekten ve cimrilikten sana sığınırım. Kabir azabından sana sığınırım, hayatın ve ölümün fitnesinden sana sığınırım.” (6)  

5-Türkler ruhun ölmediğine inanırlardı. İslâm’da da aynı itikat vardır. 

6-Türklerde bazı dağlar kutsal kabul edilir ve senede bazı günler oralara çıkılır, kurban kesilirdi. İslâm’da da ma’lum Arafat Dağı mübârektir, hacda oraya çıkmak farzdır, Mina mevkiinde de kurban kesmek vaciptir.

7-Türklerde üvey ana ve yengeler gibi çok yakın akrabaları nikâhlamak şiddetle yasak idi. İslâm’da da aynı yasaklar mevcuttur.(7) 

 

 

Dipnotlar:

1-İsmail Hâmi Dânişmend,“Türk Irkı Niçin Müslüman Oldu?”, Milli Ülkü Yay.Konya 1978, s.54.

2-İsmail Hâmi Dânişmend,“Türk Irkı Niçin Müslüman Oldu?”,Milli Ülkü Yay.Konya 1978, s.194.

3-İsmail Hâmi Dânişmend,“Türk Irkı Niçin Müslüman Oldu?”, Milli Ülkü Yay.Konya 1978, s.61.

4-İbni Fadlan, “Seyahatnâme”, Tercüme Prof. Dr. Ramazan Şeşen, Bedir Yay. Ank. 2010. 

5-Bakara Sûresi, 29; İsra 44; Mü’minun 86.

6-Müslim, Zikir 50.

7-Daha geniş bilgi için bkz: İsmail Hâmi Dânişmend, “Türk Irkı Niçin Müslüman Oldu?”, Milli Ülkü Yay. Konya 1978, s. 70 ve devamı.   


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık