• 09 Ocak 2017, Pazartesi 7:34
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

TÜRKLER (1)

Kılıca insafsız bir beceriyle kullanan Türk’ün eli, yendiği insanların yarasını sarmakta da ustadır.  Lord Byron.

Türkler kahramandırlar, dostlarına zarar vermezler. Yüce Türk Milleti tuttuğu eli bırakmaz. Sözünden dönmez iyi ve kötü günde dostundan ayrılmaz. Böyle bir ulusla el ele vermek, yeryüzünde her zorluğu yenmek için, sonsuz bir güç ve yetenek kazanmak demektir. Çek Bilgini Armos Comenios

Türk gibi ölüme gülerek bakan bir eri başka hiçbir ulusta bulamazsın. Yalnız ona iyi bir komutan gerekir. Mulman

Türkler muhakkak ki Avrupa târihinin ve yakın Asya târihinin bildiği en hâlis efendi millettir.     Kayzerling

Türk milleti iki bin yıldır profesyonel askerdir. Bütün Türklerin mesleği askerliktir. Donaldson

Türkler ölmeyi biliyorlar hem de iyi biliyorlar. Bende ölmeyi bilen bir milletin yenilmeyeceğini bilecek kadar tecrübeliyim. M. Montecuccoli (Avusturyalı Komutan). 

Türkler İnsanları yücelten iki büyük meziyet vardır: Erkeğin cesur, kadının namuslu olması. Bu iki meziyetin yanında hem erkeği, hem de kadını şereflendiren bir meziyet daha vardır. İcabında tereddütsüz canı fedâ edebilecek kadar vatanına bağlı olmak. İşte Türkler bu meziyetlere ve faziletlere sahip kahramanlardır. Bundan dolayıdır ki Türkler öldürülebilir, lakin mağlup edilemezler.   Napolyon Bonapart   Fransız İmpar8atoru.

Türk asillerin asilidir. Yapma olmayan, gösteriş bulunmayan bu pek yüce asalet, ona tabiatın hediyesidir. Pier Loti.

Çanakkalede başarılı olamadık, nasıl başarılı olurduk ki, Türkler yuvalarına girilmiş aslanlar hiddetiyle, cüret ve casaret kahramanlığıyla savaşıyorlardı. Böyle bir millet görmedim.  Sir Julien Corbet

Türklerin târihini MÖ 6000’li yıllara kadar dayandıranlar vardır. At ve koyun yetiştiriciliği ile iştigal eden bir soydan türeyip, Tanrı Dağları, Altay Dağları, Ortaasya stepleri ve bozkırlarında çoğalan, Orhun Abideleri ile, Kül Tigin ve Bilge Kağan yazıtları ile, Dede Korkut ve Alp Er Tunga Destanları ile bir kültür ve medeniyet oluşturup, asırlar süren zaman dilimi içinde millet olma özelliğini kazanan, 16’sı büyük olmak üzere 180 dolayında devlet kuran(1) mert, cesur, merhametli, göçebe ve dayanıklı insanlara “Türkler” denmiştir.

Emevîler döneminde Müslüman mücâhidler,  müthiş bir performansla yarım asır bile geçmeden Çin Seddi’ne ve Türklerin yaşadıkları beldelere dayanmışlar ama Bizans’ı, Sasaniler’i ve Persler’i (İran’ı) kolaylıkla yenip kısa zamanda Ortaasya bozkırlarına gelen Araplar Türklerle münasebete geçince duraksamışlardır.(2) Onlara karşı zafer kazanmakta çok zorlanmışlar, yurtlarını işgal edememişler, sert kayalara çarpmışlar, bazı savaşlarda da Türkler’e yenilmişlerdir.

Emevîler ırkçı tutumları sebebiyle, kendileri gibi Arap oymayan kişileri küçümsemişler, onlara Mevâli (köle) demişler ve onur kırıcı muâmele etmişlerdir. Emevîler bu hususta öyle bir ifrat tutum içine girmişler ki; kendi ırklarından olmasına yani Arap olmalarına rağmen sâdece kabile farklılığı olan Hz. Peygamber soyuna bile olmadık eza, cefa ve işkenceler yapmışlar, birçoğunu katletmişlerdir.(3) Ma’lum Emevîler Ümeyye Oğullarından, Peygamber Efendimiz ise Haşim oğullarındandır. Bunlar üç göbek ilerde Haşim ve Abdüşşems isimli iki kardeşin çocuklarıdır.(4)

Bu sebeple meşhur Arap Târihçisi El-Câhız (781-868) şöyle der: “Emevîler Allah’ın kullarını havel (köle), mallarını düvel (saltanat aracı), dinini de değel (pusu ve aldatmaca aracı) yaptılar” (5)

Karakterleri ve mizaçları gereği, aşağılanmaya, horlanmaya hiç tahammülleri olmayan Türkler, bu ırkçı tutumları sebebiyle Emevîlerle sıcak ilişkiler kurmamışlar, onlara karşı gelmişlerdir. Emevîlerin yenilmez kumandanları Abdurrahman ve Kuteybe Türk kavimlerinin karşısına gelince bir başarı gösterememişlerdir.  Hattâ o dönemde bazı fanatik Araplar, Türkleri yenemeyince onları Kur’anda geçen Yecüc ve Mecüc kavimleri olarak vasıflandırmışlar, yani kötülemişlerdir. 

 

Dipnotlar:

1-Târih ve Düşünce Dergisi Hediyesi, Ağustos 2003. Nesil Matbaacılık, İst. S. 7.

2-İsmail Hâmi Dânişmend, “Türk Irkı Niçin Müslüman Oldu?”,Milli Ülkü Yay. Konya 1978, s.54.

3-İbrahim Sarıçam, “Emevî-Abbasî İlişkileri”, TDV Yay. Ank. 1997, s. 292.

4-İbrahim Sarıçam, “Emevî-Abbasî İlişkileri”, TDV Yay. Ank. 1997, s. 68, 94.

5-Câhız, el-Beyan ve’t Tebyîn,  c. 2, s. 123.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık