• 04 Ocak 2017, Çarşamba 7:30
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

TARİH (4)

İleriye gitmek isteyen geriye gitmek mecburiyetindedir. Bir mânia bir duvar veya hendek atlamak isteyen kişi, biraz geriye gidip güç ve hız kazanmak durumundadır. Târihiyle ilgilenmeyen kişi, üç katlı bir evin orta katında oturup da alt ve üst katlarla hiç ilgilenmeyen kişi gibidir. Neticede bu ev o insanın başına yıkılır. Kadircan Kaflı’nın teşbihi biraz ağır gibi görünse de çok haklı ve yerinde:

“Geçmişini inkâr eden millet, babası bilinmeyen veya babasını inkâr eden çocuğa benzer, ya piçtir yahut nankördür. Piç olmak kaderdir, nankörlük ise alçaklıktır.”  

Yahya Kemal merhum ise konunun ehemmiyetini şu beyti ile dile getiriyor:

Derler ki, insanda derin bir yaradır köksüzlük

Budur âlemde hudutsuz ve hazin öksüzlük

Târih değerli ve kıymetlidir. Eğer aksi olsaydı Avrupalılar antika eşyalara milyon dolarlar öderler miydi? Almanya’yı Almanya yapan son dönem devlet adamlarından Bismark’a devamlı başucunda bulundurduğu üç kitabın ne olduğunu sormuşlar ö şöyle demiş: “1-İncil, 2-Şekspir, 3-Müverrih Ranke.”(1) Yani Târihçi Ranke’nin kitabı.

Bu pek meşhur Ranke der ki; “Târihçinin vazifesi, kendisini incelediği devrin şartlarına götürebilmesi ve o zamanda yaşayabilmesidir”(2) 

Bizde târihçi geçinen kişilerin en büyük hatalarından biri de bu husustur. Osmanlı döneminde cereyan eden olayları, o dönemin şartlarıyla değil de, günümüzün değer yargıları ile muhakeme edip, ecdadını dünyaya ve kendi genç nesillerine en kötü kişiler olarak lanse etmeleri. Osmanlıda neye kardeş katli oldu? Osmanlı neye Türkçülük yapmadı? Gibi târih dışı sorular karşısında Halil İnalcık Hocamız şöyle der: “Bu noktada bütün yanılmalar, geçmiş olay ve gerçekleri bugünkü kavramlarla düşünme alışkanlığımızdan kaynaklan­maktadır...”   (3) 

Tabi bizler çok okuyan insanlar olmayıp, mevzu bahs dönemde aynı konuda dünyadaki uygulamaları, cereyan eden gaddarlıkları bilmediğimiz için; “demek bizim dedelerimiz çok zâlim ve gaddar insanlarmış, çok barbarlık yapmışlar...” gibi değer yargılarına kapılıveriyoruz. Hâlbuki incelendiğinde o dönemde dünyada ve özellikle Haçlı alemindeki teâmül ve uygulama bizim dedelerimizinkinden çok daha zâlimce, cânice ve hunharcadır. Meselâ “Nizâm-ı Âlem için kardeş katli” meselesi.

Şimdi bu durum bu günün zihniyeti ve anlayışı ile değerlendirilip “olmaz böyle şey” denip çıkılıyor. Doğru bizde olur veya olsun demiyoruz. Ama aynı dönemlerde dünyada sanki hiç yok, her taraf güllük gülistanlık, taht için, taç için, mevki ve makam için kimse kimseyi öldürmüyor da bu sâdece Osmanlıda vuku buluyor gibi bir zihniyet hakim.

 Bilakis o dönemlerde dünyanın başka yerlerinde de Osmanlıdan beş beter uygulamalar olmuştur. O günkü anlayış ve gelenek budur.  Hâlâ dilimizden düşmez “Bizans oyunları, Âl-i Cengiz oyunları” diye.

 Ne cinâyetler işlenmiş, ne katliamlar yapılmış, nice işkence türleri uygulanmış, babalar evlatlarını, evlatlar ebeveynlerini, kardeşler birbirlerini öldürmekten, çoğu zamanda envai çeşit işkencelerle katletmekten çekinmemişlerdir.(4)

Ünlü târihçimiz Halil İnalcık; “Ciddi bir târihçi çevrilmiş veya sâdeleştirilmiş kitapları kaynak olarak almaz ve görmez. Târihçi en az 5 dili bilip eserleri orijinalinden tetkik etmeli”   (5) der.

Yine meşhur sözdür: “Türkler târih yapmasını bilmişler de yazmasını bilmemişler” derler. Yazmasını bilmeyince biz târihimizi hele hele son zamanlarda Avrupalı Türk ve Osmanlı düşmanlarının eserlerinden ve kitaplarından kopya etmişiz. Eh onlarda ezelî ve ebedî düşmanları için her halde iyi şeyler söyleyecek ve yazacak değiller. 

Meselâ; Balkanlarda yapılan savaşlardan bahseden kitaplarda; “... Osmanlı kazandı, şu kadar esir sürdü Anadolu’ya götürdü…”gibi kelimelerle karşılaşınca, bugünkü anlayışla “vay efendim Osmanlı şu kadar esir götürmüş…” Okumayan, bilmeyen, o günkü şartları göremeyen insanlar dedelerine başlıyorlar sövmeye.

Çünkü o günün uygulamasını bilmiyorlar. Avrupalılar da aynı günlerde aynı şeyleri yapıyorlardı, binlerce Türk esiri götürüp, hayvan gibi pazarlarda satıyorlar, gemilerde küreklere çakıyorlar, zindanlara atıyorlar…Hem de bizim dedelerimiz kadar onlara şefkatli ve merhametli davranmıyorlardı. 

 

Dipnotlar:

1- A. Ragıp Akyavaş, “Derken Efendim-1”, TDV Yay. Ankara 2007, s. 36.

2 - Halil İnalcık, “Söyleşiler ve Konuşmalar” Profil Yay. c. 1, İst. 2013, s. 257.

3 - Taha Akyol, Milliyet 17. 05. 2004.

4 - Geniş bilgi için bkz: Mrs.Max Müler“İstanbul’dan Mektuplar”Terc. 1001 Temel Eser, İst. 1978.

5 - Halil İnalcık, “Söyleşiler ve Konuşmalar” Profil Yay. c. 1, İst. 2013, s. 56.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık