• 22 Şubat 2015, Pazar 9:55
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

SU GİBİ AZİZ OL
Birine su ikram ettiğimizde bu sözü çocukluğumuzda çok duyardık. Çünkü Osmanlı nesli suyu aziz ve kutsal addetmiştir. Bu anlayışın teme¬linde de Kur’an-ı Kerimde ve Hz. Peygamberin sünnetinde suya verilen önem ve konuya çekilen dikkat yatmaktadır.  Cenâb-ı Allah: “Biz her canlıyı sudan yarattık”( ) buyururken, Pey¬gam¬ber Efendimizde suyun hayat kaynağı olduğu, susuz hiçbir canlının yaşa¬yamayacağı hususlarına dikkat çekmiş ve suya hürmet edilmesini, öl¬çülü kullanılmasını, israf edilmemesini, büyük bir nehirde bile abdest alır¬ken su¬yun normal kullanılmasını, su hayrı yapanların farklı sevap ve mükâ¬fat ala¬caklarını… haber vermiş, suları kirletenlerin iflâh olmayacaklarını, Allah’ın rahmetinden mahrum kalıp gazabına uğrayacaklarını bildirmiştir.  Peygamberimiz bir gün Sa’d ibni Ebi Vakkas’ın fazla su kullanarak abdest alışını görmüş ve: “Ma hâzâ isrâf ya Sa’d?- Bu israf nedir ya Sad, Nil Nehrinden bile abdest alsan yine de suyu israf etme” buyurmuş¬tur.   Cenneti tasvir eden bütün ayetlerde, “ağaçların altından akan su¬lar” dan bahsedilir. Bugün uzayda hayat olup olmadığını araştıran bütün çalış¬malarda ilk aranan şey sudur. Çünkü susuz hayat mümkün değildir. Necip Fazıl merhum konuya şöyle dikkat çekmiştir:  Kâinatta ne varsa suda yaşadı önce Üstümüzden su geçer doğunca ve ölünce    Fethi Mübin’le vatanımız olan Anadolu’yu seven insanların dilinden “Aziz vatan, Cennet vatan” gibi sözcükleri çok duyarız. Hakikaten bir alt¬taki enlemde sıcaktan, bir üsttekinde de soğuktan durulmaz. Her yönüyle gerçek¬ten dünya cenneti olan yurdumuzun “Anadolu” diye adlandırılması da suyla ilgili bir efsaneden kaynaklanmaktadır:  Anadolu’ya ilk gelen 40 Türk yiğidi yolda çok susamışlar, ciğerleri yan¬mış, kavrulmuş ama bir suya rastlayamamışlar. Önlerine bir kova suyla bir kadın çıkmış, o bir kova sudan hepsi içmiş, kanmış, doymuş, fakat mü¬barek nene hâlâ ısrar ediyor “için” diye. Onlarda bu ısrarlar karşısında ba¬zıları da karınlarını göstererek “Ana dolu- Ana dolu” yani midemiz haddin¬den fazla doldu sağol demişler ve bu söz çok tekrar edince bu vatana isim olmuş¬tur.( ) Bu Alp Erenlerin soyundan gelip, Anadolu Selçukluları, Osmanlılar diye büyük devletler kuran insanlar suyu aziz bilmişler, kadrini kıymetini hakkıyla takdir etmişler ve onların medeniyetine “Su medeniyeti”( ) denmiş¬tir. “Miyahiye” adı altanda suyla ilgili eserler telif edilmiştir. Os¬manlı’nın      ru¬muzu, alamet-i fârikası, suyla en çok irtibatı olan ve bin yıldan fazla yaşaya¬bilen çınar ağacıdır.  Bir asır öncesine kadar çeşmeleriyle, sebilleriyle, lüleleriyle, kuyula¬rıyla, kurnalarıyla, kovalarıyla, kırbalarıyla, kemerleri, su yolları ve yalak¬larıyla, değil insanların hayvanların bile susuz kalmaması için kabirlere bile yapılan susaklarla, suyla alâkalı vakıflarıyla… bu medeniyetin izlerini faz¬laca görmek mümkündü ama, onların vefasız torunları olan bizler, yenile¬rini yapamadığı¬mız gibi, aldığımız mirasa da sahip olamadık, estetik yapı¬ları ve kitabeleriyle ve sanki gözü çıkarılmış insanlar gibi, akmayan, borusu sökülmüş, kitabeleri kırılmış… bazılarına hâlâ rastlanmaktadır.  Bunların bânileri ve vâkıfları (yap¬tıranları) da her halde kabirlerinde melul, mahzun ve mükedder bir durumda, belki de bizlere beddua etmektedirler.  Âli duyguların tezahürü neticesi ortaya çıkan bu medeniyetin yok olup gitmesi, sadece ihmal ve aldırmazlığın neticesi olmamış, Bilâkis “aslını inkâr eden haramzadedir” sözünde olduğu gibi, bir reddi miras, bir kin ve gayz neticesi olmuştur.  Harf inkılabından sonra sadece İstanbul’un Süleymaniye semtinde, 2000 çeşme kitabesinin kırılıp, silinip, yok edildiğini bir Alman sosyolog eserinde hayret ve dehşetle kaydetmektedir.( )   1902 de getirilen ve 126 çeşmeden akıtılarak İstanbul halkının hizme¬tine sunulan Hamidiye kaynak suyundan, bugün sadece 12 tanesi( ) ak¬makta, o da son zamanlarda gösterilen bir gayretin neticesidir. İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük şehirlerde bugün parası olmayan bir fakir müba¬lağa olma¬sın Kerbelâ gibi susuzluktan ölebilir. Çünkü sokak çeşmesi diye bir şey kalmamış. Ancak Allah bânilerinden razı olsun camilerin önlerinde çeş¬meler ve tuvaletler mev-cuttur.  Konya’mızın bu hususta farklı bir yönü olduğunu da burada belirtelim. Takriben her 700 metrede bir tatlı su çeşmesi insanların hizmetine sunul¬muş¬tur. Allah yapan ve yaptıranlardan razı olsun. Su gibi aziz olsun¬lar.  Üç nesneden zâil olur kaygu Yeşil yaprak, güzel sûret, akar su Denmiş ama, insan bugün bunlardan hiçbirinin kadrini kıymetini tak¬dir edemeyip, hor ve hoyratça harcadığı için, dünya meşhur tabirle “küre¬sel” bir felakete doğru gitmektedir. Sırf Avrupa mukallitliği uğruna, 100 gr. idrarın arkasından klozetin mandalına basıp 10 litre su harcayan bizler, bugün susuz kalmanın vahâmetiyle karşı karşıyayız. Avrupalı onu yapıyor ama, onlar su kaynakları yönünden bizden çok zengindirler. Başta Viyana gibi birçok şe¬hirlerde su bedava verilmekte, sosyal devlet olmanın gereği olarak, su parası diye bir şey bilinmemektedir. Dünyada hiçbir şey sonsuz değildir. İsrafın sonu mutlaka iflâstır. Her işte, her hususta normal ve orta yolun benimsenmesini Peygamberimiz tavsiye ediyor. Cenâb-ı Al¬lah’da: her işte israfa kaçanların, ölçüsüz davrananların Şeytanın arkadaş¬ları( ) olduklarını bildirmiştir. Suyu ölçülü kullanalım, su gibi aziz olalım inşal¬lah.   Dipnotlar: 1- Enbiyâ Sûresi, 30.  2- Mehmet Önder, “Bitmez Tükenmez Anadolu”, Sümerbank Kültür Yay. 6/111 Ankara 1970, s. 6-7;  Türk Edebiyatı Dergisi,     Nisân 2005, s. 67; Nezihe Araz, “Anadolu  Erenleri”, Özgür Yayınları, İst. 2000, s. 462.  3- Mustafa Armağan, “Osmanlının Kayıp Atlası”, Da Yay. 2005, İst. s. 230, 235, 237.  4- Sur Dergisi, sayı 225, s. 29; Osmanlı çeşme ve sebilleri ile ilgili bilgi için bkz: İsmail Hâmi Dânişmend, “Tarihi Hakikatler”,Tercüman 1001 Temel Eser. c.2, s.257,545,256.  5- Melih Aşık,  Milliyet  Gazetesi, 24. 05. 2002.  6- İsrâ Sûresi, 27.   

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık