• 28 Nisan 2018, Cumartesi 8:23
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

Şahâdet Aşkları (2)

Kâbetullaha varıp bir kez tavaf etmekliğin

Bin Karaman, Bin Acem, bin milket-i Osmandır(1)                                

Ağabeyi ile arasında geçen her şeye rağmen ondan “naşını (ölüsünü) küffar diyârında bırakmamasını, mutlaka naklettirip Müslüman kabristanına konmasını istemiş” ve vasiyet etmiştir.(2

Cem’in ağabeyi Sultan ll. Beyazid de savaştan dönüşte elbiselerinin to­zunu çırptırıp bu tozları toplatıp, kerpiç yaptırıp, “ölünce benim kabrimdeki sapmaya bu kerpiçleri koyun” diyecek kadar inançlıdır. O kadar iman ve ihlâs sâhibidir ki; bu sultanın bir adı da Beyazid-i Veli’dir.(3)

 Ama daha öncede izah edildi iş devletin bölünmesi yani iktidarın paylaşılması dolayısıyla Os­manlının zayıflaması söz konusu olunca kendi öz babası, öz kardeşi hattâ öz evlatlarını bile fedâdan çekinmemişlerdir.

Bu pâdişahın oğlu Yavuzla ilgili yazılacak birçok şey var ama biz sâdece bir tane misal verelim: Yavuz Mısır seferine Hz. Peygamberin daveti üzerine çıktığına dair birçok rivâyetler vardır. Bu davet üzerine Suriye’yi fethetmiş, Şam’da kışlamış, Selimiye Câmiini yaptırmış, Mısıra geçmek üzere Kudüse gelmiş, 12 bin şamdan yakılarak şehir pırıl pırıl yapılmış,(4) Mescid-i Aksa’da namaz kılmış, târihte ordusu ile Sina Çö­lünü 13 günde ilk defa Ya­vuz geçmiş, bu geçiş esnasında Hz. Peygamber orduya rehberlik yapmış,(5) Yavuz’dan sonra Sina Çölünü Birinci Dünya Savaşında İngiliz General Allenbey, motorlu vası­talarla ancak 11 günde geçebilmiş,(6) Mısırı fethetmiş, mukaddes emânetleri teslim alıp İstanbul’a getirmiştir. Çok acayip özelliklere sahip olan Sina Çölünü Yavuzun nasıl geçtiği bugün bile çözülemeyen bir sır olarak değerlendirilmektedir. Sâmiha Ayverdi’ye göre; Yavuzun ordusu ile Sina çölünü kısa zamanda geçmesi 21. Yüzyılda hâlâ bir askerî sır olarak es­rarını korumaktadır.(7)

Şirpençe hastalığına yakalanıp son demlerini yaşayan Ya­vuz'un,  Yasin Sûresini okurken,  "Selâm ün Kavlen min Rabbi'r Rahim" âyetine gelince,  fazlaca daralıp yanından ayır­madığı can dostu Hasan Can' a: "Ne oluyor bire Hasan" diye sormuş, O'nun: "Sultanım Allah la beraber olma vakti geldi" cevabı üzerine,  "Bire Hasan sen bizi başka vakit ki­minle beraber zanneder­sin" diye azarladığı ve birkaç dakika sonra da vefat ettiği görülmüştür.(8) 

 

Rehberleri Kur’andır:

Kanûnî ihtiyarlayınca yakınlarına vasiyet etmiş, “ben ölünce şu sandığı mutlaka kabrimin içine koyun” diye. Zigetvar Seferinde şehit olunca naşı İstanbul’a getirilmiş ve vasiyeti yerine getirilmek üzere bu sandık konmak isteyince Şeyhülislâm Ebussuud Efendi; “ bu bir bid’attir, eğer kıymetli emtia cinsinden bir şeyler ise koymayalım” diyerek sandığı açtıklarında; yaşadığı müddetçe yapacağı önemli işler ve kararlar hususunda Kanûnînin şeyhülislâmlardan aldığı fetvaların dolu olduğunu görünce Ebussuud ağlayarak “Sü­leyman sen kendini bunlarla nezdi ilahide kurtardın ama, bizi kim kurtara­cak?” demiştir.(9) Sultanahmet Câmii yapılırken I. Ahmed eteğinde taş ve harç taşımış,

Onlar Allah’a bu denli samimiyetle inanmışlar, halk da onlara inanmış ve sevmiştir. Osmanlı halkında; “devletin başı inançlı olursa, değil halkın, hay­vanların bile daha munis, daha müşfik olacaklarına” iman vardır ve şu kanaat yaygındır:  “Her kim Al-i Osman’dan dua alırsa şüphesiz tuttuğu iş kolay gelir, Zira onlar bir ulu ocaktır. Kim onlara yan bakarsa, anın başı aşağı olur”(10)

Almanların büyük şâiri Şchiller şöyle demiştir; “Bir milletin en sağlam temel direğini o milletin dini teşkil eder. Din olmadığı takdirde, bütün Kanûnî hükümlerin tesirsiz kalacağı şüphesizdir. Kanunlar bizi, bir takım şeylere zorlarken, din ise isteklerini fıtratımızdaki hakikatler üzerine kurmuştur.”  

Evlad-ı Fâtihan dediğimiz Balkan milletlerinde meselâ Bulgaristan’da 1945 yılına kadar bütün baskılara rağmen bir tek Türk dininden dönüp Hıris­tiyan olmamıştır. Oruç tutmayan, içki içen nâdir kişiler dininden dönmüş sa­yılırdı.(11)

 

Dipnotlar:

 

1- Ergun Göze, “Son Sözleri Ansiklo­pedisi”, Boğaziçi Yayınları. 1993. s. 293.

2- Ahmed Şimşirgil, “Kayı-3”, KTB Yay. İst. 2013, s. 33.

3- Beyazid Câmisinin açılışında Pâdişah; “Bu Câmiyi, ikindi namazının sünnetini ömrü boyu hiç terk etmeyen biri açsın demiş, müşteri çıkmayınca elhamdülillah ben hiç geçirmedim demiş” ve açmış. Ahmed Şimşirgil, “Kayı-3”, KTB Yay. İst. 2013, s. 130.

4- Târih ve Medeniyet Dergisi, sayı 10, s. 5.

5- C.Yıldırım, a.g.e. s.395; Aydın Taneri, a.g.e.  s. 167; “Târih ve Düşünce Dergisi” sayı 8, s.61.

6- Yılmaz Öztuna, “Büyük Türkiye Târihi”, Ötüken Yay. 1977, c. 3, s. 237.

7- Sâmiha Ayverdi, “Ebabil Kuşları”, Kubbealtı Yay. İst. 2010, s. 65.

8- Ahmed Refik, “Âlimler ve Sanatkârlar”, Kültür Bakanlığı Yayınları, s. 100.

9- Celal Yıldırım, a.g.e.412;  Ahmed Şimşirgil, “Kayı-4”, KTB Yay. İst. 2013, s. 307.

10- N.Kösoğlu,Türk Dünyası Târih ve Medeniyeti Üzerine Düşünceler”,Ötük. Ya.Ank.1997,s.235. 

11- Ahmed Davudoğlu, “Ölüm Daha Güzeldi”, Hece Yay. Ank. 2005, s. 16.

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık