• 05 Aralık 2018, Çarşamba 8:23
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

OSMANLININ VASİYETLERİ VE NASİHATLERİ (5)

Yavuz’un Ölüm Anı ve Son Sözleri:

Devlet işlerinde devrin icabı, son derece sert ve müsâmahasız olmasına rağmen, ilim adamları ile sohbetinde ve özel hayatında, tam aksine gâyet yu­muşak olan Yavuz Sultan Selim, gecelerini ibâdet ve kitap okumakla geçiren, birçok kerametleri olan velî pâdişahlardandır. Birçok kerametleri nakılan-ı ahbar (târihi nakleden kişiler) tarafından rivâyet edilmiştir.

Şirpençe tâbir edilen bir çıbanın sırtında çıkıp azmasıyla vefat etmiş, son anlarında başında Yasin Sûresi okuyan musâhibi (can dostu) Hasan Can’a “Hasan Can bu ne haldir?” diye sormuş o da; “Sultanım Allah’la beraber olmanın vakti geldi” deyince kızmış, kükremiş ve “bere Hasan Can bu nasıl lakırtı, sen bizi şim­diye kadar kiminle beraber zannedersin?” demiş ve Hasan Can “Selâmün kavlen min Rabbir’Rahim” âyetini okurken teslim-i ruh etmiştir. 

Kanûnî’nin Son Vasiyeti ve Kabirdeki Sandık:

Kanûnî Sultan Süleyman, 72 yaşında 13. ve son seferi olan Zigetvar Ka­lesine 1566’da hareket etmeden önce, oğlu 2. Selim’e şu vasiyette bulun­muştu:

“Benim canımdan sevgili, iki gözümün nuru Selim Hanım! Bu iki bâzubendi ve bir mücevherli el sandığını vakfeylemişimdir (bağışlamışımdır). Fahr-i Cihan (alemin övüncü) olan Muhammed Mustafa’nın pâk ruhu içindir. Bunları satıp Cidde-i Mamureye su getirtesin. Oğulluk edip bu vasiyeti yerine getiresin... Dünya kimseye pâyidar (kalıcı) değildir. Umud edilir ki, bahâsıyla (değerinde) satarsınız. Hak Teâlâ bu seferi mübârek edip gönül hoşluğuyla gelmek müyesser (kısmet) ede, Habibi (Sevgilisi Hz. Muhammed) hürmetine aleyhisselâm.”

Cihan Sultanı, Zigetvar’da ruhunu teslim etmeden az evvel de şu anlam ve ibret yüklü veciz duayı yapmıştır: “Allahım!.. Bütün ömrümce, yeryüzünü zaferlerime eşik ettin. Yerine gelmedik ricam ve gerçekleşmedik arzum kal­madı. Şimdi, artık sevgili Peygamberinin yüzü suyu hürmetine, şehitlik saâdetini nasip eyle ve sonra bana mübârek yüzünü göster!..”

Zigetvar Kalesi kuşatması esnasında vefat etmiş yani şehit olmuş, vefatı askerden gizlenmiş, iç organları oraya gömülmüş, bedeni tahnit edilerek (bir nevi mumyalama) İstanbul’a getirilmiştir. Burada ifa edilen cenaze merâsiminde vasiyeti gereği bir sandığın kabrin içine konması söz konusu olmuş. Câiz değildir, bid’attir gibi itirazlar olunca, Şeyhülislâm Ebussuud Efendi “açalım bakalım, dünyalık kıymetli şeyler değilse koyalım” demiş, bakıldı­ğında hayatı boyu yapacağı önemli işler, çıkacağı seferler için Şeyhülislâm­dan aldığı fetvaların olduğu görülünce Ebussuud Efendi: “Süleyman sen ken­dini kurtardın ama beni kim kurtaracak” mealinde sözler söyleyip ağlamış­tır.(1)

Viyana Yenilgisi Sonun Başlangıcı:

Osmanlı milletinde naşlarının yani cansız bedenlerinin küffar diyârında kalması büyük bir korku vesilesidir. Bugün bile Avrupa’da doğup büyüyen, hayatı orada geçen insanlarımız bile cenazelerinin Anavatana gönderilmesini, minârelerin gölgesine, ezan seslerinin çınladığı bir atmosfere defnedilmesini isterler. Peygamberimiz “vatan sevgisi imandandır” buyurur. Bizim milleti­mizde de elhamdülillah bu sevgi doruk noktadadır. Yukarıda anlatılan Cem Sultan olayında olduğu gibi birçok kişi illâki cesedinin cennet vatana gönde­rilmesini vasiyet etmişlerdir. Bunlardan iki Osmanlı askerinin öyküleri de şöyledir:

İkinci Viyana kuşatması hezimetle sonuçlanınca birçok Osmanlı askeri esir edilmişlerdir. 1683 yılında Hasan ve Mehmed isimli iki yiğit esir düşmüş, Hannover Prensi Ludwvig tarafından Hannover’e götürülüp prenses Sophie’nin hizmetine verilmişler. 8 sene boyunca tüm baskılara rağmen dinle­rini değiştirip Hıristiyan olmamışlar ve 5 vakit namazlarını da ihmal etme­mişler. Fakat kendilerine verilen görevleri de en iyi şekilde ifa ettikleri için herkes tarafından sevilip sayılmışlar. Fakat esarete alışkanlığı ve tahammülü olmayan bir millet olmamız hasebiyle daha fazla dayanamayıp birkaç ay ara ile 1691 yılında ikisi de vefat etmişler.

Kendilerini sevdiren bu iki Osmanlı Prenses’ten; “bizim cesetlerimizi Os­manlı diyârına gönderin” talebinde bulunmaya cesâret edememişler, ama Hıristiyanlardan başkasının gömülmesinin yasak olduğu Hannover Andreas mezarlığında bir kenara ve yönleri kıbleye gelecek şekilde gömülmelerini vasiyet etmişler ve öyle olmuş. Aradan geçen asırlarda kabir taşları bile kay­bolan bu iki vatan cüda Mehmetçiğin kabirleri İrfan Söyler isimli gayretli bir kişi tarafından bulunup, TC Konsolosluğunun da yardımı ile yeniden kabir taşları yapılıp dikilmiştir.(2)

 Sevdiklerine inşallah uhrevi alemde kavuşurlar. Bu yalnız bir misal. Bugün Avrupa ve özellikle Balkanlarda böyle hiçbir eser ve emaresi kalmamış nice yüz bin şehitlerimiz yatmaktadır. İnşallah bizden şikâyetçi olmazlar!..

Dipnotlar:

1-Ahmed Şimşirgil, “Kayı-4”, KTB Yay. İst. 2013, s. 307. 

2-Hürriyet Gazetesi, 20. 02. 2011.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık