• 12 Ocak 2019, Cumartesi 10:05
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

OSMANLILARIN ZENGİNLİKLERİ VE SOSYAL REFAHLARI (2)

Zekât Verecek Fakir Bulunamıyor:

Osman Gâzi’nin oğlu Orhan Gâzi zamanından başlamak üzere, Osmanlı milleti refah, huzur ve emniyet içinde yaşamışlar, öyle bir bolluk ve bereket içinde olmuşlar ki; Nişancı Mehmed Paşa ve benzerlerinin kaydına bazı dönemler, zekât ve sadaka verecek fakir bulunmaz olmuş.(1) Yine Fâtih döneminde bir zengin zekâtını verecek fakir bulamamış, Cağaloğlunda bir ağacın dalına üstüne “bu zekât parasıdır, ihtiyacı olan kişi alıp kullansın” diye yazıp asmış ve orada üç ay kaldıktan sonra ancak birilerin aldığına dair rivâyetler vardır.(2) Yine Fâtih’in hastanelerinden bıldırcın etinin eksik edilmemesi hususunda fermanının olduğunu daha önce kaydettik. Bunlar tabiî ki zenginliğin ve refahın alametle­ridir. Tabii ki; her zaman böyleydi demek gerçekleri yansıtmaz ve iddialı bir söz olur.

Bursa başşehir iken,  orayı gezen Fransız seyyah Bronguiere, kendi memleketi ile Osmanlı diyârını şöyle kıyas yapıyordu:"Bizde ayakkabılı köylü,  onlarda da ayakka­bısız köylü yok"(3)

Hammer, Kanûnînin seferlere götürdüğü otağının direklerinin altın oldu­ğunu kaydeder.(4) Kanûnî döneminde Sivas Belediyemizin bütçesinin 20 mil­yon altın olduğunu, aynı dönemde Fransa Birleşik Krallığının bütçesinin 4 milyon altın, İngiltere Krallığının bütçesinin 3.5 milyon altın olduğu târihî gerçeklerdendir.(5) Kanûnî döneminde Fransa, İsveç, Rusya, İrlanda gibi birçok devlete borç ve­rildiği de mâ’lumdur.(6) Kanûnî döneminin abide şahsi­yetlerinden Şâir Bâkî o azametli dönemlerimizi şu beyitleri ile dile getirir:

Hüdâvend-i atâ-bahş-i kerem güster ki devrinde

Gedây-ı bî-ser-ü pâ’lar giyer sincab-ı semürrü                                      

O şerefli ve Cömertlik sâhibi idâreciler döneminde dilenciler bile sincap derisinden kürkler giyerlerdi”.                                                           

Ahali ızz ü devlette, reâyâ emn ü râhatta

Hüner erbâb-ı rif'atte, cihan yekpâre nûrâni

Halk huzur ve saâdet içinde, Osmanlıya tabi gayri Müslimler emni­yet ve rahat içinde. İlim ve sanat erbâbı kıymette, el üstünde.  Memleketin her tarafı pırıl pırıl”

Osmanlıdaki sosyal refahın düzeyini dile getiren çarpıcı söz ve tespitler­den biri de Merhum Cemil Meriç’in şu sözleridir: “Osmanlıda roman yazar­lığı gecikmiş, son zamanlarda ortaya çıkmıştır. Çünkü Osmanlı hayatında dram yoktu ki, roman olacaktı.”(7)

Halk ve İdarecilerin Zenginliği:

Nicolae Jorga; Yavuz ve Kanûnî döneminde dünyanın en zengin devleti­nin ve milletinin Osmanlı olduğunu kaydeder.(8) Azamet ve ihtişâm dönemi­mizdeki bazı bey ve paşalarımızın, Avrupa krallarından daha zengin oldukla­rını târihler kaydeder.(9) Bir ramazan ayında 5000 altın zekât ve sadaka dağı­tan paşalarımız vardır.(10) İstanbulda bir semte de adına veren Fâtihin vezîrlerin­den Mahmud Paşa, iftara davet ettiği kişilere pilavın içinde nohut yerine nohut gibi yuvarlanmış altınlar ikramedermiş.(11)

Bu sosyal refaha imrenen bazı Rus askerlerinin savaşlarda Osmanlıya gönüllü esir olduklarını daha önce kaydetmiş idik.(12) Amerika kâşifi Kristof Kolomp, kendisine yardım edilmesi için Avrupa krallarına müracaat etmiş, bütün kapılar yüzüne kapanmış ve bu esnada Osmanlı sultanının hizmetine girmek için de müracaat ettiği, arşivlerin incelenmesinden ortaya çıkan ger­çeklerdendir.(13)

1683’lü yıllarda yani Osmanlının fakirleşmeye başladığı dönemlerde bile 2. Viyana Kuşatmasında Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın uğradığı büyük hezimet sonrası Başkomutanlık Otağı düşmanların eline geçmiştir. Serdâr-ı Ekrem’in 14 odalı çadırına giren Leh Kralı Sobiesky, sevgili kraliçesine zafe­rini anlatan ünlü mektubu yazıyor ve başkomutan otağını, Avrupa sarayların­dan daha muhteşem ve zengin olarak tavsif ediyor ve şöyle diyor: “Serdârın otağındaki ihtişâm, zenginlik ve ince zevki anlatmakta aciz kalıyorum. Otağın içinde banyolar, küçük bahçeler, çeşmeler ve kuşlar var…Elime geçen en zengin ganimet eşyası arasında elmaslara boğulmuş bir kemer, elmaslı iki cep saati, yakutlar, inciler, gök yakutlar, en değerli seccade ve halılar ve daha yazamadığım bin çeşit harika var. Yeryüzünün en güzel ziblin (samur) kürkle­rini de unutmayalım. Ancak ordu hazinesini ele geçiremedim, her halde Türkler kaçırdılar. Yukarıda tavsif ettiğim şeyler hep serdârın kendi zati eşyalarıdır.”(14)

Dipnotlar:

1- Ahmed Şimşirgil, “Kayı-1”, KTB Yayınları İst. 2013, s. 72.

2- İbrahim Refik, “Ulu Çınarın Gölgesinde”, Albatros Yay. İst. 2004, s. 136.

3- İlhami Masar, “Bir Ömür Boyunca”, Boğaziçi Yayınları. İstanbul l974, s. 81.

4- Hammer, a. g. e. s. 3, s. 87.

5- M. Niyazi Özdemir. Mevlânâ Güldestesi Yayın no 7 s. 147.

6- Y. Öztuna, “Büyük Türkiye Târihi”, Ötüken Yay. 1977,c.5,s.246; Türkiye Gazetesi 05.05.1995.

7- Osman Nûri Topbaş, “Vakıf İnfak Hizmet”, Erkam Yay. İstanbul 2002, s. 31.  

8- Nicolae Jorga, a. g. e. s. 104.

9- Yılmaz Öztuna, “Büyük Türkiye Târihi”, Ötüken Yay. 1977, c. 4, s. 486. 

10- Avni Arslan-Ziya Demirel, a. g. e. s. 166.

11- M. Uğur Derman, “Ömrümün Bereketi”, Kubbealtı Yay. İst. 2013, s. 71.   

12- Târih ve Medeniyet Dergisi, sayı 11, s. 24. 

13- Erhan Afyoncu, “Yavuzun Küpesi” Yeditepe Yay. İst. 2010, s. 77.

14- Yılmaz Öztuna, “Büyük Türkiye Târihi”, Ötüken Yay. 1977, c. 5, s. 246; c. 6, s. s. 37, 125.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık