• 23 Ekim 2018, Salı 8:25
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

OSMANLILARIN YALAN SÖYLEMEDİKLERİ (2)

Pargalı İbrahim Paşa yukarıda da zikri geçtiği üzere küçük yaşta esir edilen bir balıkçı Rum’un oğludur. Dul bir Türk kadınının yetiştirmesidir. Kanûnî bunu yanına alır, hızla yükselir, saraya damat olur, paşa olur bey olur, Sadrâzam olur, 13 sene Sadrâzamlık yapar, Kanûnînin sonsuz güvenine    maz­har olur, ama son zamanlarda bu güveni istismar etmeye, dişe dokunan hare­ketler yapmaya başlar. Kanûnî seni idam ettirmeyeceğim diye söz verdiği için her şeyine katlanır ama Osmanlı Hânedanının kırmızı çizgisi olan “hânedanı bölmek veya ortaklık iddia etmek” gibi bir hataya düşer.

İran üzerine yapılan seferde birçok azgınlıklarının yanında kendine “sultan-ı sani-ikinci sultan” lakabını kullanmaya hattâ bazı resmi evrakın altına bu şekilde yazdırmaya başlayınca, bu hususta öz evlatlarına bile tâviz vermeyip kellesini aldıran Kanûnî, bunu idam ettirmek ister ama söz verdi. Osmanlıda söz namustur. Baş­kaları bilmese bile verdiği söze nasıl hıyanet edecek? Bunu bilmezden gelip onu nasıl idam ettirecek? Koskoca Kanûnî sözünü yememek için aylarca dü­şünür, tereddüt eder, hal çaresi arar, ama illâki kellesinin alınması gerek, aksi takdirde devlet büyük zarar görecek.

Sorduğu âlimler kesin çara değilse bile, hile-i şer’iyye cinsinden şöyle bir çıkış yolu gösterirler ve şöyle derler: “Pâdişahım siz; yaşadığım müddetçe sizi idam ettirmeyeceğim diye söz vermişsiniz, uyku yarı ölümdür, yaşamak sayılmaz, siz uyuyun cellâtlar idam olayını ger­çekleştirsinler, bundan başka çıkış yolu yok” derler ve bu şekilde idam ger­çekleşir. O güne kadar kısa zamanda kazandığı mevki, makam, şan, şöhret ve statüden dolayı “Makbul İbrahim Paşa” diye şöhret bulan Pargalı, ölümünden sonra “maktul İbrahim Paşa” diye anılmıştır. Burada dikkat çeken husus şu; dünyayı titreten Kanûnî, verdiği söz karşısında titriyor ve sözünü yiyip idama yanaşamıyor, illa ki bir çıkış yolu arıyor.(1)

Yalan Söylüyorsam, Türk Olmayayım:

Dedelerimiz her hususta olduğu gibi bu hususta da o kadar iyi bir intibâ bırakmışlar ki; Osmanlı yıkılalı 1 asır, gerçek Osmanlılar tükeneli 3 asır geç­mesine rağmen, İbrahim Refik’in tespitlerine göre; Kuzey Afrika’ya gidildi­ğinde Osmanlı idâresinin son demlerini gören ihtiyarların boyunlarında       Os­manlı paralarını muska gibi taşıdıklarını, gelinlerin çeyiz sandıklarına Os­manlı para ve bayrakları koyduklarını, bir asırlık Rus idâresinden sonra bile Balkanlarda  hâlâ “yalan söylüyorsam Türk olmayayım” diye sözlerin teyit edildiğini, Ukrayna bölgesinde insanlar yaptıkları alış-veriş ve pazarlıkların kalıcı ve dönülmez olması için “şimdi bir Türk şahit bulmalı” sözlerinin darb-ı mesel olarak kullanıldığına dikkat çeker.(2)

Bir çarpıcı örnek daha verip konuyu bitirelim: İtalyanlar Libya’ya (Trablusgarp’a) asker çıkarıp işgal etmeye kalkınca, Enver Paşa ve içlerinde Mustafa Kemal’inde bulunduğu bir gurup arkadaşı oraya gitmeye kalkarlar. Devletin verdiği bir görev değildir, aynı zamanda Enver Paşa, saraydan Naciye Sultanla nişanlı genç bir zabittir ama her şeyi geride bırakıp bütün ısrarlara rağmen oraya giderler ve büyük bir mücâdele örneği verirler.

Oraya gidecek parayı bile arkadaşlarından Eşref Kuşçubaşı beyin Salihli’deki çiftliğinden bazı şeyler satarak tedarik ederler: Resmî hiçbir sıfatları yoktur, o günkü Genelkurmay Başkanlığı gitmelerine sıcak bakmaz, devlet aciz durum­dadır. Bu bir avuç idealist genç, orada yerli Arapları eğiterek İtalyanlara se­nelerce kan kustururlar ve dünyaya rezil ederler.

Ömer Muhtar Filmini seyre­denler bunu görmüşlerdir. Araplar kayıtsız şartsız Enver Paşa ve arkadaşlarına teslim olmuş, târihin şahit olmadığı bir mücâdele başlatılmıştır. Öyle ki para yokluğundan dolayı, alınması gereken eşya, yiyecek ve malzeme hususunda Enver Paşa bir kâğıda bir rakam yazar mührü ile mühürlerse Araplar onu Osmanlı lirası veya altın gibi kabul eder ve tedavülde dönermiş. Yıkılmak üzere oldukları dönemlerde bile Osmanlıya güven ve itimat bu safhadadır.(3) 

Dipnotlar:

1- Hester Donaldson Jenkins, a. g. e. s. 4,  9, 108. 

2- İbrahim Refik, “Ulu Çınarın Gölgesinde”, Albatros Yay. İst. 2004, s. 176.

3- Nevzat Kösoğlu, “Şehit Enver Paşa”, Ötüken Yay. İst. 2008, s. 118.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık