• 13 Kasım 2018, Salı 8:10
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

OSMANLILARIN TEKNİK VE TAKTİK ÜSTÜNLÜKLERİ (2)

Kuluçka Makineleri:

Osmanlıya esir düşen önce Mısıra, sonra İstanbul’a getirilen Avrupalı bir esirin anlattıkları da fevkalade çarpıcı ve o günkü Avrupa-Osmanlı kıyasında bir ölçüdür: “Nil kıyısındaki köylerin ve şehirlerin çok kalabalık ol­dukları ve burada bir miktarda kanatlı hayvan bulunduğu bu yolculuğum sırasında dik­katimi çekti. Burada tavuk, ördek ve kazları bizim ülkemizden çok farklı yön­temle yetiştiriyorlar. Özel olarak hazırlanmış fırınlarda binlerce yumurtadan yavru çıkar­dıklarına birçok kez tanık oldum. Bizim ülkemizde böyle bir şey düşünülemez.”(1) Yani dedelerimiz ta o dönemde kuluçka makinelerini icat edip kullanmaya başlamışlar ama Avrupa’nın bundan haberi yok.

Avrupa’da Türk Modası ve Türk Malları:

Evliya Çelebi yaşadığı dönemde Osmanlının Avrupa’ya dikiş iğnesi ih­raç ettiğini yazar.(2) Türk kumaşlarının Avrupa’da çok pahalı ve moda ol­duğu, hattâ Vatikan’daki Papaların bile Bursa kumaşından dikilmiş cübbeler giydiği de yine târihî rivâyetlerdendir.(3)

Osmanlı ticâret mallarının İskandi­nav ülkelerine kadar ulaştığı, İsveç’te yapılan kazılardan anlaşılmaktadır. Katedral mahallerine, rahip kürsülerine kadar, çok kaliteli olmasından dolayı, Türk halıları serilirmiştir.(4) Osmanlı ordusunun iki sene kullanıp attığı postal­ları, Avrupalıların kapış kapış aldıkları ve senelerce giydikleri de yine bilinen gerçeklerdendir.(5)

16. Yüzyılda Osmanlı köylerinin, Avrupa’daki köylerden çok daha ma­mur olduğu yazılmakta,(6) Cesur Yürek Filmini dikkatli seyreden bir kişi de aynelyakın görebilir. Milliyet Gazetesinin şu haberi bu tezleri destekler mahi­yettedir. İsveç’te konferans veren Prof. Alf Aberges, kendi atalarından Os­manlı diyârına gelen elçilerin durumunu anlatırken şöyle diyor: "Bizim elçile­rimiz oraya varınca köyden şehre inmiş gibi oldu­lar. Banyo ve hamam bize oradan geldi. Yemekten önce elleri, yatmadan önce ayakları yıkamayı da Os­manlıdan öğrendik. Gemi yapımında da bizde hakları büyüktür.”(7)

Seyyar Top Döküm Atölyeleri:

Meşhur Flozof Wolter’de bu hususu şöyle itiraf eder: "Türkler diğer hu­suslarda olduğu gibi askerlik hususunda da bizden (Hıristiyanlardan) üs­tündü. Kandiye önlerinde yaptıkları istihkâmları görerek, modern istihkâmcı­lığı biz Türklerden öğrendik ve Fransa da tatbik ettik. Savaş alanında seyyar dökümhaneler kurularak,  bü­yük çaplı topların nasıl döküldüğünü hayretle müşahede ettik.(8) Türkler savaş tecrübeleri, cesâretleri,  çalışkanlıkları,  azimleri ve zenginlikleri bakımından o târihte bizden o derce üstündüler ki, İtalya’yı alıp Roma’yı fethetmemiş ol­malarına şaşmak icap eder.”(9)

Kore savaşları sırasında bir Amerikan bataryasının isabet alıp parçalan­masından dört dakika gibi kısa bir süre sonra Ame­rikalılar bataryayı tekrar kurup ateşe başlamışlar. Bu çok süratli ikmal karşısında bizim binbaşımızın hayretini gizleyeme­diğini gören Amerikalı General; “Bütün dünya ikmal teşkilâtla­rını etüt ettik, en mütekâmil olanının Osmanlılarınki bulunduğunu gö­rerek onu kabul ettik. Bu sizden gelme bir usulün günümüze uyarlanmasından başka bir şey değildir” demiştir.(10)

1967 yılında meşhur Arap-İsrail Savaşında, Mısırlılar İsraillileri deniz­den beklerken birde bakmışlar İsrail askeri Süveyş’in öbür yakasında. Bu başarının sırrını so­ran gazetecilere o dönem İsrail Genelkurmay Başkanı olan Moşe dayan “Yavuzun Ridaniye seferinde çölü geçmek için kullandığı taktiği kullandık” demiştir. Ridaniye Savaşında da Mısırlılar Yavuzu Denizden Ge­milerle gelecek diye beklemişler, çakmalı yani dönmeyen sabit olan toplarını denize müteveccih yerleştirmişler, bir de bakmışlar ki, kimsenin aklına ve hayaline gelmeyecek şeyi Yavuz başarmış, Sina Çölünü geçmiş ve kendi ar­kalarına inivermiştir.

Taş işçiliği ve heykeltıraşlık hususunda Avrupalıların üstün oldukları Romalılardan kalma eserlere bakınca hemen görülür. Dedelerimiz dinî hassa­siyetlerinden dolayı heykeltıraşlığa meyletmemişler ama taşı bal mumu işler gibi işleyip mâbet yapma hususunda Haçlıları geride bırakmışlar, câmileriyle, portalleriyle, tekke ve türbeleriyle bunu ispat etmişlerdir. Ayasofya kubbe­siyle asırlarca iftihar eden Batılıların şampiyona madalyasını dedelerimiz, daha büyük kubbesi ve görkemi ile Sultanahmet ve Selimiye gibi câmileri yaparak ellerinden almışlardır. Baron Dö Tot, Osmanlı câmilerinin, Aya­sofya’dan üstün olduğunu itiraf eder.(11)

Rahmetli Erol Güngör bu hususta şöyle der: “14. yüzyıldan başlayarak 17. Yüzyıl sonlarına kadar Osmanlı Devleti Batı’dan hem askerî, hem idarî, hem hukukî bakından hem de teknolojik bakından üstündü. Böyle olmasa Avrupa üzerinde kuvvetli bir siyasî üstünlük kuramazdı. Çünkü sâdece kılıç kuvvetiyle hiçbir şey yapılamaz.”(12)

Dipnotlar:

1-Michel Herbeer’in Anıları,“Osmanlıda Bir Köle”,Çev.Türkıs Noyan,Kitap Yay.İst.2003.s.122.

2-Ahmed Kemal Üçok, “Görüp İşittiklerim”, Okuyan Adam yay. Ank. 2002, s. 264.

3-İbrahim Refik, “Sohbet Tadında Târih”, Albatros Yay. İst. 2005, s. 70; Bütün Dünya Dergisi, Başkent Ünver. Yay. Sayı 2011, s. 60.

4-Editör: Seyfi Kenan, “Osmanlılar ve Avrupa”, İSAM Yay. İst. 2010, s. 53, 57.

5-Sâmiha Ayverdi, “Ebabil Kuşları”, Kubbealtı Yay. İst. 2010, s. 75.

6-Ersal Yavi, a. g. e. s. 36.

7-Milliyet Gazetesi, 12. 12. l991.  

8-Osmanlı teknolojik gelişimini tamamladıktan sonra fethedeceği yerlere top götürüceğim diye uğraşmaz, seyyar döküm malzemelerini götürür, kuşattığı kalenin yakınında hemen birkaç gün içinde çok büyük topları döker ve fethini tamamlarmış.

9-Yılmaz Öztuna, “Büyük Türkiye Târihi”, Ötüken Yay. 1977, c. 6, s. 61.

10-Sâmiha Ayverdi, “Ne İdik Ne Olduk”, Hülbe yay. 1985, s.118.

11-Baron De Tot, “Türkler”, Tercüman 1001 Temel Eser, Târihsiz, s. 112. 

12-Erol Güngör, “Sosyal Meseleler ve Aydınlar”, Ötüken yay. İst. Kasım 2003, s. 90.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık