• 01 Kasım 2018, Perşembe 8:14
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

OSMANLILARIN ŞEFKAT VE MERHAMETLERİ (4)

Mazılgirt Meydan Muhârebesi ve daha sonra Bizans’la yapılan savaş­larda, Türklerin yanında gönüllü olarak gelip, kendi zâlim idârecileri Bizans’a karşı savaşan yerli Rum halk çok görülmüştür.

Bu hususta meşhur Macar Târihçi Sandor Takats’e kulak verelim:  Bu­dapeşte de görev yapan Osmanlı paşalarından şöyle bahseder: “Budin paşala­rından Ferhat Paşa’dan daha şövalye ruhlu, daha insanîyetli kimse tasavvur olunabilir mi? Ali Paşa’dan daha güler yüzlü daha tatlı sözlü düşmanı kim arzu edebilir? Çünkü yalnız Macar ileri gelenleri değil, Kont Althan Beyimiz bile onu babalığa kabul etmekten çekinmemiştir. Hasan Paşa hakkında pâdişahın elçileri bile, onun Müslümanlardan ziyade Hıristiyanları tuttuğunu yazıyorlardı. Büyük Mustafa paşa (Budin’in bu yüksek imarcısı- isabetli ted­birleriyle­) yalnız Osmanlıya tabi bölgeleri kalkındırmakla kalmamış, ticâreti düzene koymakla Macar hazinesini de doldurmuştur…”

Esirlere muâmele hususunda Türk ve Macar idârecileri şöyle kıyaslar: “Garip fakat gerçek olan bir şey de, (Batılılar tarafından) dinsiz, müstebit diye adlandırılan Budin Paşalarının bir buçuk yüzyıl bizim uç idârecilerimiz­den her zaman daha müsâmahalı ve daha insanîyetli olduklarını göstermiş bulunmalarıdır. Gerçekten bunların Macar esirlerine karşı muâmeleleri bi­zimkilerin Türk esirlerine muâmelelerinden kıyas kabul etmeyecek derecede daha iyi idi. Bilindiği üzere bizim uç kapitanları Budin paşalarına rehine Türk esirlerinin sökülmüş dişlerini, kesilmiş parmaklarını, kulaklarını gönde­rir dururlardı. Centilmenliğin timsâli olan Palffy bile bu insanîyetsizliği yapı­yordu. Ferhat Paşa bunu Beç’e şöyle haber veriyor: Pamffy’nin kral hazretle­rinin sarayında yetiştiği duymuştuk. Bu sebepten orada insanlık öğrenmiştir, mertlikten anlar biliyorduk. Amma görüyoruz ki, o kral sarayında terbiye görmemiş, cellât yanında yetişmiş, ondan ders almış, çünkü geçenlerde za­vallı Türk esirlerin ağzından söktürdüğü bir avuç diş göndermiş. Yiğit bir adama böyle bir şey yaraşır mı? Hükmü siz devletliler verin…Bizim yanı­mızda da birçok ileri gelen esirleriniz varsa da, şimdiye kadar biz onları par­makla bile dövdürmedik, çünkü dince ayrı olsak da, Tanrımız birdir.”(1)      

Dedelerimiz esirlere yukarıda zikredildiği gibi son derce hüsnü muâmele ederken, Fâtih İstanbul’u aldığında bile kimsenin hukukuna tecavüz edilme­mesi için fermanlar yayınlarken,(2) aynı dönemde, bugün bile kahraman ka­bul edilip mezarı başından ziyaretçileri hiç eksik olmayan Kazıklı Voyvoda diye nam salan Vılad Drakula, esir ettiği on binlerce Osmanlı Türkünü kazık­lara oturtuyor, onların iniltileri arasında sofra kurdurup, konser verdirip zevkle eğleniyordu.(3)

Avrupa’nın sicili bu hususta o kadar zifiri karanlık, o kadar kirli ve pislik içinde ki; 6 asır (1183-1807 târihleri arasında) devam eden Engizisyon tasallutu döneminde halkın en büyük zevki, bu mahkemele­rin verdiği kararların infâzı esnasında, mahkûmların akıllara durgunluk vere­cek işkencelerle öldürülmelerini veya diri diri toprağa gömülmelerini, yakılmalarını seyretmek idi.(4)

Kanije Savunması ile dünyaya nam ve şan veren Tiryaki Hasan Paşamız da hatıralarında Avrupalıların esirlerimize ne kadar gaddarca ve cânice dav­randıklarını, işkencelerle öldürdüklerini dile getirir.(5) Avrupalıların bu husus­taki vahşiliklerini, canavarlıklarını anlayabilmek için, kendilerinden olan Max Kemmerich,in: “Avrupa Târihinden Garip Vak’alar” isimli kitabını okuyuvermek yeterlidir.(6)

Bir Müslüman onların yaptıklarını aslâ ve kat’a yapamaz. Niçin? Çünkü inandıkları din buna müsâade etmez. Âyetler, hadisler, Asr-ı Saâdet’teki uy­gulamalar, müçtehitlerin fetvaları buna engel olur. Bugün İslâm adına bazı fanatik gruplar, Ortaçağ Avrupalılarına rahmet okutturacak bir sapkınlık ve gaddarlık içinde iseler, onlar Gerçek İslâm’ı temsil değil, kendi küçücük be­yinlerinde oluşturdukları İslâm’a göre hareket ettikleri içindir. Çünkü: 

Hariciler Hz. Ali Muaviye ve Amr b. As’ı öldürme kararı alırlar. Hz. Ali şehit edilir, Muaviye yaralı kurtulur, Amr b. Asın yerine, namaz kıldırmak üzere gönderdiği kişi öldürülür. Hz. Ali şehit olmadan kendini yaralayan İbni Mülcem’e kısas uygulanmasını yani öldürülmesini ister ama katiyen işkence yapılmasını istemez çünkü ben Rasûlullah tan; “işkence yapmayın, velev ki öldürmek istediğiniz bir kuduz köpek bile olsa”(7) hadisini duydum buyurmuş­tur.(8)

Dipnotlar:

1- Sandor Takats, a. g. e. s. 18, 58. 

2- Sâmiha Ayverdi, “Ebedî ve Mânevî Dünyası İçinde FATİH”, Kubbealtı Yay. İst. 2008, s.164.

3- Ahmed Şimşirgil, “Kayı-2”, KTB Yay. İst. 2013, s. 185. Osman Dilber, a. g. e. s. 176.

4- Önder Kaya, “Avrupa Târihi”, Timaş Yay. İst. 2011, s. 171.

5- Tiryaki Hasan Paşa’nın Gazaları, “Kanije Savunması”, Tercüman 1001 Temel Eser, Hazırlayan Vahit Çabuk, İst. 1978, s. 36.

6- Max Kemmerich, “Avrupa Târihinden Garip Vak’alar”, Haz. İsa Dedeoğlu, Osmanlı Yayınevi, İst. 2001.

7- Taberânî, el-Kebir 3/218.

8- Taberî, Târihü’l Ümem vel-Mülük, Beyrut târihsiz, c. 5, s. 144; İhsan Süreyya Sırma, “Târih Şuuruna Doğru”, Seha Neşriyat, İst. (târihsiz) s. 186.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık