• 18 Haziran 2018, Pazartesi 7:23
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

OSMANLILARIN LÂLE VE ÇİÇEK SEVGİLERİ (1)

Lâle Bizim Çiçeğimizdir:

Lâlenin ana vatanı Ortaasya Bozkırlarıdır. Bu bölgede M. Ö. 3000 yılla­rına âit târihî eserlerde, eşyalarda bile bu güzel çiçeğin motiflerinin, figürleri­nin kullanıldığı görülmektedir.

Roma ve Bizans dönemlerinde Anadolu’da, Avrupa’da bilinme­yen lâle, Türk illerinden göçlerle beraber İran üzerinden Türklerle birlikte Batı’ya Kay­seri, Konya, İstanbul yoluyla Avrupa’nın en uç noktasına kadar gitmiş, sanki Osmanlı akınları ile yarış yapmıştır. Lâlenin dışarıdan, sonradan geldiğini, çiçekler içinde biraz garip durduğunu, utan­gaç olduğunu, yabancılık çektiğini bir gazelinde Necati Bey şöyle teren­nüm etmiştir:

Lâle-hadler yine gülşende neler etmediler?

Servi yürütmediler, goncayı söyletmediler.

Taşradan geldi çemen sahnına biçare durur.

Devr-i gül sohbetine lâleyi iletmediler. 

Anadolu’da ilk lâle cennetini Selçuklu Sultanları oluşturmuş, 12. yüz­yıl­dan i’tibâren Konya’nın sokakları, bağları, bahçeleri, sarayları, konak­ları… “Lâlezar” olmuş, cennet misali bahçelerde; rengiyle, kokusuyla, za­rafet ve letafetiyle yüzlerce çeşidi yetiştirilmiş, “Lâlebahçe” ismiyle semt­ler, bahçeler oluşturulmuştur.

Lâleye karşı öyle bir aşk ve muhabbet başlamış ki, 19-20 gün ömrü olan bu çiçeği devamlı göz ve gönüllerinde yaşatabilmek, senenin diğer günlerinde de onun güzelliğini tahayyül edebilmek, onun 2000 çeşide varan güzellikleri içinde bedîi zevklere dalabilmek, hayal dünyalarını zen­ginleşti­rebilmek İçin; câmi süslemelerinde, portal işlemelerinde, çeşme başla­rında, kabir taşla­rında, cam-çini, halı ve kilim desenlerinde, ebru, cilt ve tezhib nakışlarında lâleyi baş tâcı etmişler, ona sultanlık vermişlerdir.

Lâle ve Mevlânâ :

Haksız da değiller. Konya’nın ve dünyanın fikir lâlesi, sevgi ve mu­hab­bet hâlesi olan Mevlânâ’da buna katkıda bulunmuş, şâirler arasında lâleyi ilk defa şiirlerine malzeme yapmış, cennet bahçelerinin en kutsal çiçeği olarak nitelemiş; “Can hep o lâle bahçesinden söz açmaktadır” “O Allah’ın çiçeği­dir” demiştir.(1)

 Sema törenlerinin ikinci selâm kısmında lâle şu şekilde yer almıştır:

“Bahar geldi, bahar geldi, güzel yüzlü bahar geldi

Âlem yeşillere büründü, lâle bahçesinin bütün bireyleri geldiler

Sen süsen çiçeğini dinle ey Reyhan, süsen çiçeği on dil konuşur

Bozkırda gül yaprağına bak, sevgilinin nakşıyla dolu gelmiştir o.”

Günümüzde, lâle mevsiminde Konya’nın özellikle Alaeddin Tepesinin envai çeşit lâlelerle bezenmesi her halde onların ruhlarını mesrur etmekte­dir.

Osmanlılar; Selçukluların her türlü güzelliğini tevarüs ettikleri gibi, lâle sevgisi, ıslahı, yetiştirilmesi hususunu da kaldığı yerden alıp daha yük­seklere daha yücelere taşımışlar ve lâleyi dünyaya tanıtmışlardır.

Islah edilmiş lâle yetiştirmek, çeşitlerini çoğaltmak, onu entelektüelle­rin çiçeği yapmak, bürokrasiye lâle sevgisini aşılamak, devlet erkânının vazge­çilmez zevki haline getirmek, Osmanlının zirve döneminin müstesna şahsiyeti Ebussuud Efendiye nasip olmuştur.(2)

Kanûnî’nin bu büyük Şeyhülislâmı, sıcaktan etkilenmemesi için lâlelerin üstüne beyaz tülbentler örttürecek kadar lâle has­tası bir ilim adamıdır.

Osmanlıda Lâle ve Gül yetiştirmek İbâdetti:

Osmanlı târihinin sulh, sükûn, aşk ve meşkle geçen 12 senelik bir dö­ne­mine “Lâle Devri” denmiştir. Binlerce çeşit lâle yetiştirilmiş, lâle pazar­ları oluşturulmuş, alıcı-satıcı o kadar rağbet etmiş ki, bir lâle soğanının yüzlerce altına satıldığı dönemler olmuş(3) ve lâle soğanlarının fiyatına Lâle Devri Sadrâzamı Damat İbrahim Paşa tarafından narh (sınırlama) konmuştur. Bu Paşanın çuha­darı Taşovalı Mustafa Ağa’nın yetiştirdiği “Mahbûb-ı zaman” adındaki lâle­nin soğanı 1000 altına satılmıştır.(4) 

Osmanlı sarayında çiçek, gül, lâle ve süs bitkilerine o kadar değer ve­ril­miş, ciddiye alınmış ki, “Çiçekçibaşılık” diye bürokraside önemli bir makam oluşturulmuştur. Lâle ve çiçek sevgisi o raddelere varmış ve o ka­dar güzel bahçeler oluşturulmuş ki; Bir İngiliz yazar: “Keşke Şekspir “Ro­meo ve Jülyet” teki bahçe sahnelerini yazmadan İstanbul Boğazındaki bah­çeleri gör­seydi” diye temennide bulunmuştur.(5)

Dipnotlar:

1- “Konya Lâlesiyle Yeniden Buluşuyor”, Büyükşehir Bel. Yay. Konya 2007, s. 11.

2- “Diyanet İslâm Ansiklopedisi”, c. 27, s. 80.

3- A. Ragıp Akyavaş, “Asitane-1” TDV Yay. Ankara 2004, s. 47. 

4- A. Ragıp Akyavaş, “Asitane-1” TDV Yay. Ank. 2004, s. 47. 1625 li yıllarda Hollanda’da bir Lale soğanının fiyatı bir ev değerine çıkmış, 1718-1730  Lale Devrinde Osmanlıda da bir soğan 500 altına satılmıştır. Hollanda da 5500 çeşit Lale üretilebiliyor.  TÜBİTAK Bilim ve Teknik Dergisi 2005, sayı 448, s. 93.

5- İbrahim Refik, “Köklerden Göklere”, Albatros Yay. 3. Bas. 2001, s. 151.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık