• 13 Temmuz 2017, Perşembe 12:37
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

OSMANLILARIN DUALARI, GÜLBANKLARI VE AND?LARI(2)

Bu du­rumu gâyet açık ve net gören Sultan l. Murad Hüdâvendigâr: “Bu gazada ya taht ola, ya baht ola ve tuli ömrümde bunca gazalar ki, itdüm gâyet-i bu ga­zada şehid olup iyi adla âlemden göçem ve her birliğin ahiri ölmek olduktan sonra, ne teşviş çekmek gerek.” Der ve şöyle dua eder:

 

“Ya İlâhi! Mülk ve kul senündür. Sen kime istersen virürsün. Ben dahi bir nâçiz, âciz kulunum. Benüm fikrümü ve esrarumı sen bilürsün. Mülk ve mal benüm maksadum değüldür. Bu araya kul karavaş için gelmedüm. Heman hâlis ve Muhlis Senün rızanı isterüm.

 

Yârab, beni bu Müslümanlara kurban eyle; tek bu Mü’minleri küffar elinde mağlup edip, helâk eyleme. Bunları mansur ve muzaffer eyle. Bunlarınçün ben canumu kurban iderüm. Tek Sen kabul eyle. Asâkir-i İslâm içün teslim-i rûha râzıyam. Tek bu Mü’minlerin ölümünü bana gösterme. İlâhi beni civârından mihmân idüp Mü’minlerin ruhuna benim ruhumu fedâ kıl. Evvel beni gâzi kıldun, âhir şahâdet rûzi kıl…”(1)

Savaş bitmiş, zafer kazanılmış, düşman kahredilmiş ama pâdişah sevi­nememiş, çünkü duası reddolunmuş, şehit olamamış, Cenâb-ı Allah o yüce mertebeyi nasip etmemiş… Bu duygularla melul, mahzun ve mükedder iken Miloş Obiliç isimli bir Sırp asilzâdesi “Ben gâlip sultanın elini öpmeye gel­dim” diye yaklaşmış, kalleşlik bilmeyen askerlerde buna müsâade etmişler ve sultanı hançerleyip şehit etmiş, böylece duası yerini bulmuştur.(2)

 Sultanın iç organları oraya gömülmüş, cesedi Bursa’ya getirilmiştir. İç organlarının gö­müldüğü yere oğlu Yıldırım Beyazid tarafından bir türbe yapılmış, asırlarca bu türbe Balkan Türklerinin hürmet ve ihtiram odağı olmuş, sultanın şahâdet yıldönümlerinde ve bayramlarda mahşeri kalabalıklar oluşmuş, hatimler inil­miş, Kur’anlar okunmuş, dualar edilmiş, mevlitler, salâvatlar okunmuş ve Müslümanlar burada rehabilite olmuşlardır.

 Sultan 2. Abdülhamid’in emriyle 1896 yılında onarılıp ziyaretçilerin kalabilmesi için yanına bir de selâmlık binası eklenen türbe, 1911 yılında Sultan Reşad tarafından da ziyaret edilmiş ve bu ziyaret sırasında bu ovada yaklaşık yüz bin kişilik muhteşem bir cema­atle namaz kılınmıştır.

 

Fâtih Sultan Mehmed İstanbul’u fethettikten sonra şöyle dua ettiği rivâyet edilir: “Şühedaya rahmet-i Rahman, gazilere şeref ü şan, tebeam’a fahr ü şük­ran ver Allahım.”(3)

 

Kanûnî de devamlı dualarında şehit olmayı temenni etmiş, birçok sefer­lere katılmış, bizzat kılıcını çekip küffar içine dalıp cihat yapmış(4) ama bir türlü şahâdet rütbesine nail olamamış, ama yılmamış, ümit kesmemiş ve bu arzusunu gerçekleştirmek için 71 yaşında ve çok hasta olmasına rağmen, has­talığını bilip askerin morali bozulmasın diye kendini atın eğerine bağlatıp Zigetvar Seferine çıkmış ve arzusuna orada kavuşmuş, şehit olmuştur.

 

Meşhur târihçimiz İlber Ortaylı; “Osmanlıda alkış yoktu, dua vardı, dua alkış olarak algılanmıştı. Alkışın gerektiği yerlerde, zaman ve zeminde uygun dualar edilmiştir.” der.(5) Gerçekten alkış bir Firenk âdeti olduğu için Os­manlı kültüründe yoktur. Son dönemlerde bizim adetlerimiz içine girmiş, şimdi ölülerimizi hattâ şehitlerimizi bile alkışlarla uğurlar hale geldik.

 

Büyük insanlar, veliler, âlimler, tasavvuf ve tarîkat erenleri Osmanlı Sultanlarına “Allahü yüavinüküm fi küllil umur- Allah her işinizde yâriniz ve yardımcınız olsun” diye dua ederlermiş.

 

Osmanlı milleti içinde de şöyle bir inanç vardır: “Her kim Al-i Os­man’dan (Osmanoğullarından) dua alırsa şüphesiz tuttuğu iş kolay gelir, Zira onlar bir ulu ocaktır. Kim onlara yan bakarsa, anın başı aşağı olur”(6) Bu sebeple Osmanlı inancında pâdişah duası peygamber duası mesabesinde kabul edilmiş ve ona nail olmaya çalışılmıştır. Beyler, paşalar, bürokratlar arasında pâdişah duası alabilmek, şereflerin en büyüğü ve en kutlusu telâkki edilmiştir.

 

Dipnotlar:

1- N.Kösoğlu,Türk Dünyası Târih ve Medeniyeti Üzerine Düşünceler”,Ötük. Yay.Ank.1997,s.124.

2- N.Kösoğlu,Türk Dünyası Târih ve Medeniyeti Üzerine Düşünceler”,Ötük. Yay.Ank.1997,s.124.

3- Sâmiha Ayverdi, “Ebedî ve Mânevî Dünyası İçinde Fâtih”, Kubbealtı Yay. İst. 2008, s. 137.

4- Mustafa Armağan, “Osmanlı’nın Mahrem Târihi”, Timaş Yay. İst. 2011, s. 77.

5- İlber Ortaylı, “Osmanlı Sarayında Hayat” Yitik Hazine Yay. İst. 2008, s. 73.

6- N.Kösoğlu,Türk Dünyası Târih ve Medeniyeti Üzerine Düşünceler”,Ötük. Yay.Ank.1997,s.235. 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık