• 09 Mayıs 2017, Salı 8:20
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

OSMANLILARIN DEVLET ONURU VE DEVLET ADAMI ANLAYIŞLARI(2)

“Bir Türk mütevâzı bir insan, iki Türk ordu, üç Türk devlet demektir.” diye darb-ı mesel olan bir söz vardır. Bu söz gerçeğin ta kendisidir. İslâm diyârlarının birçoğunu sömürgeleştirdikleri için Avrupa’ya Türkler varmadan milyonlarca Afrikalı ve Asyalı Müslüman varmış ve yıllarca köleler gibi ça­lışmışlar ne câmi, ne cemiyet ne dernek hiçbir sosyal aktivite ortaya koyama­mışlar ama Türkler varır varmaz bunların hepsini gerçekleştirmişler, bugün minâresinden beş vakit ezan okunan câmiler, kahveler, marketler, düğün sa­lonları, kendilerine mahsus özel mahelleler… her şey mevcut, vekilleri ve bakanları var, nerdeyse devletlerini 

Osmanlıda Devlet Ruhu Vahdettir:

Türklerde devlete hizmet, kutsala hizmet telâkki edilmiş, her türlü suç af­fedilmiş ama devlete ihaânet yani devleti bölmeye veya ortadan kaldırmaya teşebbüs katiyen affedilmemiş, velev ki bu şehzâde ve kendi öz evlatları bile olsa. Yaptığı kanunlar ve uyguladığı adâletle târihe “Kanunî” lakabı ile nam ve şan veren, Batılıların Muhteşem Süleyman dedikleri kişi bile söz konusu devletin bölünmesi, küçülmesi, zayıflaması olunca öz evladı Şehzâde Mus­tafa’yı boğdurmuştur. Daha birçok örnekleri vardır. Nizâm-ı Âlem bahsinde detaylı anlatacağız.

Yine sırası gelince anlatacağımız üzere; Pargalı İbrahim Paşa, idam edilmeyeceğine dair yeminli garanti ve güvence verilerek getirilmesine ve her türlü yetki verilmesine rağmen, Osmanlının bu kırmızı çizgisini geçtiği için kendi idam fermanını imzalamıştır.

İslâm’ın özünde vahdet yani birlik ve beraberlik vardır. Bunu hayata en iyi şekilde tatbik eden Osmanlılardır. Dinlerinde vahdet olmamakla beraber, Ortaçağda milyonluk ordular toplayın Müslümanların üstüne sevk eden Haç­lılar karşısında İslâm’ı savunabilmenin tek yolu güçlü bir İslâm devletidir.  Bunu da onlar başarmış, ne pahasına olursa olsun, bedeli neye dayanırsa da­yansın ama illa ki birlik demişlerdir. Bu zihniyetin en özlü ifadesini Yavuzun şu beytinde bulmak mümkün:

Milletimde ihtilaf u tefrika endişesi

Kûşe-i kabrimde hattâ bî-karar eyler beni

İttihad oldu hücum-ı hasmı def’e çâremiz

İttihad olmazsa daim dağdar eyler beni

Yani: Milletimin içine düşecek bir fitne ve ayrılık tohumu, kabrimde bile beni rencide eder. Düşmanlarımızın şerrini defetmek ancak ittihatla olur, eğer bu olmazsa ciğerimi yakar. Oğlu Kanûnî de aynı duygu ve düşüncededir ve şöyle der:

Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi

Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi

Saltanat dedikleri ancak cihan gavgasıdır

Olmaya baht ü saâdet dünyada vahdet gibi

1860 yılında Lübnan’da Fransızların teşviki ile etnik bir ayaklanma çık­mış, Osmanlıdan ayrılmak, kopmak isteyenler olmuş. Batılılar onu parçala­manın denemelerini yapmaya başlamışlar. Keçecizâde Fuad Paşa ıslah için gönderilmiş ve isyanı bastırmış, Şam’da bulunan bölge kumandanı Müşir Ahmed Paşa, albaylar,  yarbaylar dahil olmak üzere fitneye ve isyana sebep olan toplam 200 kişiyi kusurlu bulduğu için kurşuna dizdirmiş ve “ben öm­rümde bir tavuk kesmemiş ve bir kuş vurmamış iken Cenâb-ı Allah bakınız bana neler yaptırdı” dermiştir.(1) “Osmanlı kardeşlerini neye katletti?” diyen­ler, Osmanlıdaki bu devlet ve ittihat anlayışını iyi 

Selçuklu ve Osmanlıda hakan ve sultan soyundan olan kişiler illâki öldü­rülmesi gerekirse kılıçla, okla, idamla vb. öldürülmez, boğdurulur yani kanı akıtılmazdı. Çünkü Allah’ın devletin başına getirdiği bir aile mensubiyetinden dolayı kanları mübârek sayılır, akıtılmazdı. Ayrıca hânedana ihânet katiyen affedilmez cezalandırılırdı.(2)

Osmanlılardar her ne sûretle olursa olsun can düşmanı kardeşelerine bile zarar verenler mutlaka cezalandırılmıştır. Meselâ 2. Bayezid saltanat rakıbi olan kardeşi Cem Sultanı Er­meni Derbendinde yaralayan kişileri Çengele vurdururarak idam ettirirmiştir.(3)  

Başka devletlerde sık sık değişen, başka başka ailelerin, sülâlelerin eline geçen, güçlü kim ise ona ram olan saltanat, bu anlayıştan dolayı Osmanlıda aynı hânedanın elinde yürümüş, bölünmemiş, parçalanmamış ve 624 sene dünyada aynı ailenin elinde en uzun kalan devlet unvanını almıştır. Bu zihni­yet aynı zamanda güç zafiyetini önlemiş, güçlü devlet avantajını diri tutmuş­tur.

Dipnotlar:

1- A. Ragıp Akyavaş, “Çalar Saat-2” TDV Yay. Ank. 2010. s. 246.

2- Osmanlılarda: Hânedan mensupları her ne kadar birbirlerini bertaraf etmişlerse de; her ne sûretle olursa olsun, hânedan mensuplarına zarar verenler mutlaka cezalandırılmıştır. Meselâ ll. Bayezid saltanat rakıbi olan kardeşi Cem Sultanı Ermeni Derbendinde yaralayan kişileri Çengele vurdurarak idam ettirir. Cemil Çiftçi, “Maktul Şâirler”, Kitâbevi Yayınları, İst. 1997, s. 97.

3- Cemil Çiftçi, “Maktul Şâirler”, Kitâbevi Yayınları, İst. 1997, s. 97.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık