• 07 Ağustos 2017, Pazartesi 7:48
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

Osmanlı?da Tevâzu

Kanûnî ve ordusunun hem savaştan önce, hem de savaştan sonra zafer kazanınca attan yere inip toprak öpüp dua ettiklerini(1) Kanûnînin her işinin şer-i şerife uygun olsun diye Şeyhülislâmdan fetva alarak yaptığını, her öğünde tek çeşit yediklerini,(2) ilk dönemler ağaç ve toprak kaplardan yemek yediklerini,(3) yine Kanûnî gençliğinde biraz süslü elbiseler giyince babası Yavuz tarafından; “anana bir şey bırakmamışsın” diye i’kaz edildiğini(4) Yerli kumaş giydiklerini,(5) Yavuz’un iki sene süren ve iki milyon km kare yeni toprak kazandığı Doğu ve Mısır Seferi dönüşü, Boğaz kıyısına sabah geldiği halde “halk birikir, aşırı tezahürat yaparda belki şeytan gönlümüze gurur ilka eder” diyerek akşamı bekleyip karanlıkta İstanbul’a girdiğini düşününce on­lardaki tevâzunun derecesini insan idrakten aciz kalıyor.(6)

Osmanlı’da teâmül kendi yaptırdıkları câmilerden başka hiçbir esere isimlerini vermezlermiş.(7) Dîvan Şiirinde, şarkılarda, vakıf ve hayrat eserle­rinde, kitap ve telif eserlerde çoğu kişiler sırf tevâzularından dolayı isim ve imza atmaz, isimsiz eser olarak piyasaya çıkar veya sâdece “el-fakır, el-aciz” diye imza atarlarmış.(8)

Osmanlıyı tanımayan, onların bu hassasiyetine vakıf olmayan kişiler de “bunlar ne kadar düzensiz ve tertipsiz adamlarmış, yaz­dıkları ve yaptıkları eserlere imza bile koymamışlar” diye düşünürmüş.

Meselâ: Dünyanın gelmiş-geçmiş en büyük mimarlarından biri hattâ bi­rincisi olan Koca mimar Sinan’ın kullandığı mühürde “El hakîrü’l-fakîr Mi­mar Sinan” yazmaktadır.(9) 

Taç takmazlar, Tahtları ise Haçlı âlemindeki idârecilerinkilere nazaran çok sâdedir.(10) Onlar gibi trilyonlar değerinde elmas ve kıymetli taşlarla bezen­miş taçlar takmazlar, basit bir sarıkla iktifa ederlermiş.

Mezarları ve türbeleri de gâyet sâde ve mütevâzı ama sanat şaheseridir. Osmanlı sultanla­rından hiçbirinin türbesi bir Timur’unki kadar müzeyyen ve mutantan değil­dir.(11) Sultan ll. Abdülhamid Han yanına her giren kişiyi ya ayakta karşılar yada bir kaleme, masa üstündeki bir eşyaya uzanır gibi yapar ama herkesin ayağına kalkarmış.

Osmanlı Sultanları son zamanlara kadar sabah içtimasında veya Cuma selâmlığında askerlere “mağrur olma sultanım, senden büyük Allah var” diye bağırtırlarmış.(12) Sultan Vahdeddin döneminde İstanbul ve Anadolu’nun bazı yerleri işgal edilmiş, Yunanlılar Polatlıya kadar gelip Ankara’nın banliyöle­rine girmiş, askerler  hâlâ bu şekilde bağırıyorlar, Vahdeddin ilgililere demiş ki, “bunu artık kaldırın, mağrur olacak ne kaldı ki,  hâlâ bu sözler söyle­nir”(13)

1601 târihinde 3000 bin kişilik ordusu ile 100 bin kişilik Rus ordularını Kanije Kalesinde 73 gün durduran, aşağılara salmayan, Balkanlar üzerine yol vermeyen, Rusları dünyaya rezil ve rüsva eden Tiryaki Hasan Paşa’ya pâdişah gazilik unvanı vermiş, bunu duyan Paşa etrafındakilere; “ağalar devlet ne hallere düştü görüyorsunuz, benim gibi aciz bir kula bile gazilik unvanı veri­liyor” demiştir.(14)

Büyük İskender Mısırı işgal ettiğinde kendisinin Jüpiter yıl­dızından gelme bir ilah olduğunu söyleyerek, Firavunları taklit etmeye kalkmış, Yavuz  ise Mısırı fethettiğinde “Mülk Allah’ındır. Benim parmak ucu kadar mülküm yok” diyerek; “Yerde ve gökte ne varsa hepsi Allah’ındır”(15) âyetini ne güzel özümsediğini ve bu kulluk şuu­ruyla hareket ettiğini göstermiştir.  

Yavuzun Türk asıllı vezîri azamı Piri Paşa Yavuz Sultan Selim için şöyle der: “Kendilerini pâdişah bilmezlerdi. “Hak Teâlâ’nın zavallı ve yoksul kullarının ve yeryüzündeki tüm kullarının güvenliğini korumaya gönderdiği değersiz biriyim” buyururlardı.(16)   

Haçlı aleminden toplanan müttefik Hıristiyan ordusunun çokluğunu gö­rünce; “gök yere inse mızraklarımızla tutarız” diye gururlanan Macar Kralı Sigmund’un ordusu Niğbolu’da Yıldırımın ordusu karşısında hem de birkaç saat içinde erimiş, tükenmiş, hak ile yeksan oluvermiştir.(17)

Büyük âlim İbni Kesirin kaydına göre 8. Fatımî halîfesi Hâkim Biemrillah Firavun gibi gurur, kibir ve enâniyet sâhibi imiş. Cuma günü hatip minberde ismini anınca, bütün cemaatin ayağa kalkmasını emretmiş ve uygu­latmış. Bu âdet onların idâresinde olan Mekke ve Medîne’de bile cari imiş.

Hattâ Mısırda ayağa kalktıktan sonra bir de secde ederler buna sokaktaki halkta iştirak edermiş. Ama bu mağrur herifin sonu çok kötü oluyor. İki siyahî köle bir gece bütün âzâlarını bir bir kesip ayırarak öldürüyorlar.(18) Osmanlı sultanları hiçbir zaman böyle sapık âdet ve uygulamalar yaptırmamışlar de­vamlı kulluk şuurunun bilinci ile hareket etmişlerdir.  

Dipnotlar:

1- Hammer a. g. e. c. 3, s. 48.  

2- Fernand Grenard, a. g. e. s. 86.

3- John Freely, “Osmanlı Sarayı”, Çev. Ayşegül Çetin, Remzi Kitâbevi, İst. 2000, s. 84.  

4- Yılmaz Öztuna, “Büyük Türkiye Târihi”, Ötüken Yay. 1977, c. 8, s. 51.

5- Hammer a. g. e. c. 3, s. 48; Yılmaz Öztuna, “Büyük Türkiye Târihi”, Ötüken Yay. 1977, c. 1, s. 40; c. 3, s. 257; c. 8, s. 51. 

6- Yılmaz Öztuna, “Büyük Türkiye Târihi”, Ötüken Yay. 1977, c. 1, s. 40; 3, s. 257.

7- İsmail Hâmi Dânişmend,“Târihi Hakikatler”,Tercüman Gazetesi Yay.1979, c. 2, s. 647.

8- M. Zeki Kuşoğlu, “Dünkü Sanatımız-Kültürümüz”, Ötüken Neşriyat, ist. 1994, s. 90; İbrahim Refik, “Târih Şuuruna Doğru-2”, Albatros Yay. İst. 2001, s. 119. 

9- Ahmed Şimşirgil, “Kayı-5”, Timaş Yay. İst. 2013, s. 138.

10- Ahmed Kemal Üçok, “Görüp İşittiklerim”, Okuyan Adam yay. Ank. 2002, s. 487.

11- Yavuz Bülent Bâkıler, “Türkistan Türkistan”, TDV Yay. Ankara 1997, s. 228.

12- Mrs. Max Müller, (Bu bayanın kocası bir İngiliz Milletvekilidir. Kocasıyla birlikte İngilterenin İstanbul sefaretinde görevli oğullarını 1893 yılında ziyarete gelmişler ve müşahedelerini yazmıştır.)  “İstanbul’dan Mektuplar” Tercüman 1001 Temel Eser, İst. 1978, s. 45.

13- İbrahim Refik, “Sohbet Tadında Târih”, Albatros Yay. İst. 2005, s. 144.

14- Mevlânâ Güldestesi,  Konya Büyükşehir Bld. Yay. No 8, s. 123.

15- Câsiye Sûresi,  27.

16- Celâl Zâde Mustafa, “Selimnâme”, Ankara, Kültür Bakanlığı, 1990.

17- Reşad Ekrem Koçu, “Yeniçeriler”,  Doğan Kitap Yay. İst. 2004, s. 26. 

18- Dursun Gürlek, “Kültür Dünyamızdan Manzaralar”, Kubbealtı Yay. İst. 2010, s. 266.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık