• 05 Mart 2017, Pazar 10:09
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

Osmanlı?da Subay ve Askerlerin Disiplinsizliği
Önceki yazılarımda her ne kadar yokluk ve imkânsızlıklardan bahsetmiş isek de, yine de kökleri târihin derinliklerine uzanan bir Osmanlı Devleti var. Dolayı­sıyla asker, silâh ve mühimmat genelini göz önüne aldığımızda, karşımızdaki küçük Balkan Devletlerinden daha fazladır, daha güçlüdür.

 

 Fakat bir zamanlar düzen ve disiplin yönünden dünyayı kendine hayran bırakan Osmanlı      ordu­sunda disiplinsizlik, bölünmüşlük, nifak ve tefrika uygulamaları, kısaca söy­lemek gerekirse siyâset ve politika bu feci akıbete sebep olmuştur.(1) Bu ger­çekleri merhum Mareşal Fevzi Çakmak hatıralarında şöyle anlatır: “Yenilip düşmanın önünden kaçarken bile bazı subaylar boğaz boğaza parti ve politika kavgası yapıyorlardı.”(2)

Baba ile oğul bile farklı taraflarda idi. Meselâ: Şemsi Paşa koyu bir pâdişah yanlısı iken, yine subay olan oğlu meşrutiyet yanlısı idi.(3) İttihatçı olan Cemil Conk, hatıralarında alay komutanı olarak tayin edildiği Balkanlardaki birliğine varınca, karşı guruptan olan kumandan, o çok kritik günlerde gelen subayın alayının yerini bile söylemeyip günlerce oyalamış.(4)

Ahmed Muhtar Paşa yaralanmış, kaçmakta olan askerlerine beni de alın götürün Bulgar’a esir düşmeyeyim diye yalvardığı halde yüzüne bakan olma­mış.(5)

O bir zamanlar “savaş makinesi” diye adlandırılan, dünyayı titreten, bü­tün dünya ordularının muadili olan, 300 sene kayıtsız-şartsız emsali olmayan süper güç olan Osmanlı ordusu Birinci Dünya Savaşı günlerinde bu halde idi.

Napolyon Akka’da mağlup olmuş ve Türk askerindeki yokluk ve kıtlık­lara rağmen kahramanlıkları görünce “Türk askerine kumanda etseydim dün­yaya sahip olurdum” demiştir.(6) Ama şimdi o asker gitmiş, yerine Hammer’inde belirttiği gibi, 100 bin kişilik koskoca bir ordunun, târihtekinin zıddına 10 bin kişilik bir Hıristiyan ordusu karşısında tir tir titreyen,(7) kendi kardeşleri ile boğuşmaktan başka bir varlık gösteremeyen sürüler haline gel­mişlerdir.

 

Balkanlardaki Türk Kökenli Halkın Şuursuzlaşması:

Bazıları der ki; Târih tekerrürden ibârettir. Bazı olayların neticesine ba­kınca insanın buna inanası gelir. Eskiden Osmanlıya sığınanlara şimdi Os­manlı sığınıyor. Eskiden Osmanlının adâletine iltica edenler, şimdi Ruslara yamanıyor.

Eskiden Osmanlının adâletine güvenenler, şimdi Osmanlının  zul­münden Batılılara kaçıyor. Zengin, lakayt, millî duygulardan soyutlanmış, câhil ve bağnaz insanlar olmuşlar. Eğitim yozlaşmış, zenginler mal ve mül­künden başka bir şey düşünmez olmuşlar. Tebaanın okullarında 6 aya varma­dan okuma yazma öğretilirken, Merhum Yahya Kemal Beyatlı bile üç sene sübyan mektebine gittiği halde okuma yazma öğrenememiş.(8)

 Bütün cephe­lerde savaş devam ediyor, elde imkânlar yok, ordu komutanları sivil Türklere, cephelere mühimmat taşımak üzere bilahare bedeli devlet tarafından ödenmek üzere hayvanlarını vermeleri için müracaat ediyor, koskoca Zağra kasabasın­dan 12 hayvan verirler, ama kısa bir müddet sonra düşman orayı istilâ edince binlerce hayvanı zorla alır, hem öyle bir zulüm ve namuslara tecavüz olur ki, ebeveynler, “gözlerimizin önünde gelin ve kızlarımıza bu hakareti görmeye­lim” diye kendi elleriyle evlatlarını nehirlere atarlar.(9)

Askere yardım etmiyorlar, destek vermiyorlar, zenginleştikçe malını mülkünü düşünüp millî duygulardan mahrum hale gelmişler. Şehir ve kasa­balarda askere “evlerimiz top mermilerinden zarar görür” diye savunma sa­vaşı yaptırmıyorlar.(10) Yukarıda zikredilen moral bozukluklarından ve yerli Türk halkın bu tutumlarından dolayı, %50’den fazlasının sanki gönüllü düş­mana teslim olduklarını, kazanma şanslarının %80’den fazla olduğu halde yüz karası bir yenilgiye düşüldüğünü Fevzi Çakmak Paşa hatıralarından yazar.(11)

Bu savaş esnasında durumun vahametini bizimkilerden önce gören ve gi­dişatı hiç beğenmeyen Arnavutlar, Tahttan hal edilip Selanik’te sürgünde yaşayan 2. Abdülhamid’i tekrar tahta geçirmek, eğer bu mümkün olmazsa Balkanlara sultan yapmak için uğraşmışlar ama bu da mümkün olmamıştır.(12) 

 

 

Dipnotlar:

1-Selma Yel, “Yakup Şevki Paşa”, Atatürk Araştırma Merkezi Yay. Ankara 2002, s. 8.

2-Fevzi Çakmak, “Batı Rumeliyi Nasıl Kaybettik”, Türkiye İş Bankası Yay. 2011, İst. s.18, 116.

3-Rahmi Akbaş, “Mareşal Fevzi Çakmak” Ötüken Yay. İst. 2008, s. 30.

4-Cemil Koçak, “Geçmiş Ayrıntıda Gizlidir”, Timaş Yay. İst. 2012, s. 102.

5-Mahmud Muhtar Paşa, a. g. e. s. 184.

6-Sâmiha Ayverdi, “Bir Dünyadan Bir Dünyaya”, Kubbealtı Yay. İst. 2005, s. 72.

7-Yılmaz Öztuna, “Büyük Türkiye Târihi”, Ötüken Yay. 1977, c. 6, s. 365.

8-Âlim Kahraman, “Yahya Kemal Beyatlı”, Kaynak Yay. İst. 2008, s. 22.

9-Hüseyin Racî Efendi, "Zagra Müftüsünün Hatıraları” Tercüman 1001 Temel eser s. 170, 187.

10-Fevzi Çakmak, a. g. e. s. 240. 

11-Fevzi Çakmak, a. g. e. s.15,130, 219. 

12-Fevzi Çakmak, a. g. e. s. 116.

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık