• 25 Temmuz 2018, Çarşamba 7:18
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

OSMANLIDA NİFAK VE TEFRİKA (1)

İslâm Vahdet Dinidir:

İslâm birlik, beraberlik, vahdet ve bütünlük dinidir. Zuhurundan i’tibâren nifak ve tefrikaya savaş açan, bölünme ve parçalanmaya aslâ müsâmaha et­meyen bir dindir. Yüce Allah’ın ve sevgili peygamberimizin birlik-beraberlik hususundaki emirlerini baş tâcı edip hayata tatbik eden Müslümanlar, kısa zamanda târihin başka dönemlerinde misli görülmemiş büyük bir devlet           kuru­vermişlerdir.

Fakat yarım asır bile geçmeden nefsanî arzular, mevki ve ma­kam hırsı, asabiyet ve ırkçılık galebe çalmış, ondan sonrada parçalanmaya başlamışlardır.

İslâm’ın “Vahdet-Birlik” umdesini kendine düstûr edinip, asırlarca uy­gulayan ve zaferden zafer koşan dedelerimiz Osmanlılar olmuştur. Osmanlı hem inanç ve itikatta, hem de fikir ve fiilde birlik ruhunun gücünü tespit et­miş, vahdete âşık bir millet, tefrikaya düşman bir topluluk oluşturmuşlar,    ni­fak ve tefrikaya aslâ geçit vermeyen bir saltanat kurmuşlardır.

 Bu hususta sınır tanımayan, karşısına dikilen babası bile olsa tepeleyen bir uygulama başlatmışlardır. Çünkü görmüşlerdir ki, parça değil bütün, küçük değil büyük, az değil çok olanlar başarıya ulaşabiliyorlar.

ABD’de Birlik Ruhu:

Özal döneminin meşhur MEB bakanı Vehbi Dinçerler bir toplantıda ABD’li meslektaşına “sizin anayasanızda ‘parti’ kelimesi geçmemekte, sebebi ne?” diye sorduğunda aldığı cevap şu olur: “Çünkü parti parça demek. Biz adımız üstünde birleşik bir devletiz. Parçalanmaya değil, birleşmeye         ihtiya­cımız var. Biz Kuzeyli-Güneyli diye parçalanıp yıllarca savaştığımız yılların acılarını daha unutmadık. Bugün demokrasinin gereği olmasa Cumhuriyetçi ve Demokrat Parti isimli iki partiyi bile çok görüyoruz…”(1) gibi cevaplar vermiştir. Bundan dolayı bugün bu zihniyet dünyanın en güçlü devletidir.

Osmanlıda Birlik Ruhu:

Osmanlı da zamanında aynı politikayı uygulamış ve başarıya ulaşmıştır. Daha öncede izah edildiği şekliyle; Devlet kutsal, onu idâre etmekle Tanrının görevlendirdiği kişi de mübârektir. Kutsala göz dikenin gözü oyulur. Bu hu­susta af, müsâmaha ve hoşgörü aslâ geçerli değildir. Bu husustaki kırmızı çizgiyi geçenler en yakın akrabalar bile olsa, onlara aslâ merhamet edilmez. Töre bunu gerektirir.

Daha sonra izah edileceği şekliyle; Nizâm-ı Âlem meselesi bu anlayış ve duygulardan doğmuştur, bu zihniyetin ürünüdür. Çünkü onlar İslâm’ın bayraktarı durumunda idiler ve kendileri çok güçlü olmazsa, Haçlı Seferleri neticesinde görmüşlerdir ki, Batılıların karşısında duracak Müslü­man bir güç yok. Büyük Selçukluların yıkılışı, Anadolu Selçuklu Devletinin çöküşü ve Yıldırım-Timur kapışmasından sonraki Fetret Devri olayları onları İttihad-ı İslâm konusunda bilinçlendirmiş ve bu husustaki tâvizsiz tutumları sayesinde 624 yıl Haçlı Âleminin karşısında durabilmişlerdir.

Onun için fana­tik olmayan birçok Müslim ve gayri Müslim târihçinin kanaati şöyledir; “Os­manlı gücünü İslâm’dan almıştır ama Müslümanlarda bugüne kadar varlıkla­rını muhâfaza edebilmelerini Osmanlıya borçludurlar.”(2) Protestan Mezhebi­nin kurucusu Martin Luther’e göre Osmanlı başarılarının sırrı bu vahdet noktasında toplanmakta yani birlik ruhunda düğümlenmektedir.(3)   

Osmanlı ne zamanki bu ruhu kaybetti, gerilemeye, yenilmeye hattâ he­zimetler yaşamaya başlamıştır. Yahya Kemal Beyatlı merhum hani o meşhur beytinde:

Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik

Bin atlı o gün dev gibi bir orduya yendik

Diyor ya; nifak ve tefrikaya düştükleri son zamanlarda tam tersi olmuş ve Hammer’in değerlendirmesiyle; “10 bin kişilik bir Hıristiyan ordusu, 100 bin kişilik Osmanlı ordusunu yener duruma gelinmiştir.”(4)  Meselâ: Balkan Şavaşında Hasan Tahsin paşa, 40 bin kişilik ordusu ile silâh patlatmadan Yunanlılara teslim olmuş ve Selanik’i onlara teslim etmiştir.(5)

Haçlıların Nifak Tohumları:

Batının nifak ve tefrika tohumlarını ektiği, içimizde asırlardır huzur ve rahat içerisinde yaşayan azınlıkları iğfal edip aleyhimize ayaklandırdığı, Os­manlı neslini de Jön Türkler, İttihat ve Terakki, Halâskaran-ı Zabitan, hilâfet­çiler, Tanzimatçılar, meşrutiyetçiler(6) vb. birçok guruplara ayrılmıştır.

Dipnotlar:

1- 11.06.1996 Konya Selçuk Otel de icra edilen Aydınlar Ocağı Şurasındaki konuşmasından.

2- Halil İnalcık, “Târihçilerin Kutbu Halil İnalcık Kitabı”, İş Bankası Yay. İst. 2013, s. 220.  236.

3- Leyla Coşan, a. g. e. s. 81.

4- Yılmaz Öztuna, “Büyük Türkiye Târihi”, Ötüken Yay. 1977, c. 6, s. 365.

5- Cihangir Akşit, “Çiğiltep, Doğan Kitap Yay. İst. 2009, s. 88.

6- Ordu içindeki İttihat Terakki subayları ve Halaskâran subayları kep ve kalpaklarına taktıkları işaretlerle tanınır hale gelecek kadar tefrika yayılmıştır. Nevzat Kösoğlu, “Şehit Enver Paşa”, Ötüken Yay. İst. 2008, s. 151.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık