• 14 Mayıs 2018, Pazartesi 7:23
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

OSMANLIDA KAHVE VE KAHVEHÂNELER (1)

Kahvenin Târihçesi:

Kahve Habeşistan’ın Kaffa bölgesinde yetişen bir bitkidir. Şeyh Ali b. Ömer eş-Şazelî (ö. 1418) bu kahvenin çok yetiştiği dağlara sürgün edilmiş, şehre inmesi katiyetle yasaklanmış. Açlıktan ölmemek için kahveyi kaynatıp suyunu içmiş, bilahare ziyaretine gelen müritleri de içmiş.

İnsanı tok ve zinde tuttuğunun farkına varılınca içilmeye başlanmış. Bundan dolayı kahvecilerin piri Şeyh Şazelî kabul edilir. Türkiye’de üretilen bazı kahvelere bu zatın ismi verilmiştir. Osmanlı döneminde kahvehânelerin duvarında şu şiir mutlaka bulunurmuş:

Her seherde besmeleyle açılır dükkânımız,

Hazreti Şeyh Şazelidir pîrimiz üstâdımız

Bu kahve öyle bir kahvedir ki her usulü bâ-safâ

İçinde sakin olanlar çekmesin aslâ cefâ

Bir gelen bir dahi gelsin demesinler bî-vefâ

Sâhibine kıl şefaat ya Muhammed Mustafa

İlâhi sen saâdetle müşerref kıl bu dükkânı

Letâfetle aziz eyle gelen ahbab-ı ihvanı

Benim iki cihan icre muradım ol Huda’dandır

Ömidim rûz-ı mahşerde Muhammed Mustafadandır(1)

1554 Târihinde Yemen Vâlisi Özdemir Paşa Kanûnî Sultan Süleyman’a kahve gönderir, beğenilir, önce sarayda bilahare de halk arasında içilmeye başlanır ve aşırı rağbet görür. Hattâ saraylarda “kahvecibaşılık” diye yeni bir mevki ve meslek türer. İkinci Viyana Kuşatmasına kadar kahve Avrupa’da bilinmemektedir.

Paşalar ve askerlerin içmesi için Viyana’ya getirilen kahve çuvalları, bozgundan sonra Batılıların eline geçer, esir aldıkları Osmanlı as­kerlerden pişirmesini ve içilmesini öğrenirler, hoşlarına gittiği için kısa za­manda bütün Avrupa’ya yayılır.(2) Bugün dünya ticâret sektöründe petrolden sonra ikinci sırada gelmektedir.(3)

Kahvenin İstanbul’a gelişinden kısa bir müddet sonra halk arasına da ya­yılması, müptelalarının oluşması, ticâret sektörüne girmesi ve Osmanlı baş­kentinde birçok kahvehânelerin açılmasına sebep olmuştur.(4)

Kısa zamanda İstanbul’da mantar gibi biten bu kahvehânelerde insanların miskin miskin oturmalarına, dedi-kodu yapmalarına, bazı toplumsal olayların oluşmasına sebep olmaları, sık sık buralarda yangınların çıkması gibi zararları göz önüne alınarak en şiddetlisi 4. Murad döneminde olmak üzere bazı dönemlerde ya­saklanma cihetine bile gidilmiştir.(5) Bizim bu kahvehânelerimiz İngilizlerin kulüplerine örnek olmuş, bizden kopya ederek kulüpler açmışlardır.(6)

Çünkü her ne kadar bazı zararlı yanları görülüp yasaklanma cihetine gidildiği dö­nemler olmuş ise de; çok faydalı tarafları da olmuştur, şöyle ki;

Bugünkü Medyanın Yerini Kahvehâneler Görüyordu:

Tâbir câizse kahvehâneler Osmanlının televizyonu olmuş, yani bugün televizyonun fonksiyonu ne ise bu görevi o dönemlerde kahvehâneler icra etmiş.

1-İnsanlar müptelası oldukları kahveyi içebilecekleri bir mekâna sahip olmuşlar.

2-Randevulaşıp buluşabilecekleri, sohbet edip dinlenebilecekleri, eş, dost, ahbap ve arkadaşları ile muhabbet mekânları olmuş.

3-Duyuru mekânları: Şimdiki gibi iletişim vasıtaları olmadığı için, in­sanların her türlü haber kaynağı olmuş, olup bitenleri buralardan duymuşlar.

4-Kültür mekânları: Bir şâir şiir yazdıysa veya çok güzel bir beyit duy­duysa, bir kahramanlık olayı cereyan ettiyse gelip buralarda okunmuş ve du­yurulmuştur. Dinî ve millî kitapları, kahramanlık destanlarını, Batılıların ti­yatro usulüyle okuyan ve sunan insanlar olur ve can kulağıyla dinlenirmiş.

5-Müzik ihtiyaçları buralardan giderilmiş. Saz şâirleri buralarda çalıp söylemişler, maharetlerini sergilemişler, atışmalar, taşlamalar icra edip millî kültüre hizmet etmişler.

6-Bazen çocukların zevkle izlediği Hacivat-Karagöz oyunları sergilen­miş, ortak kültür verilmiş.

7-Yarışmalar düzenlenmiş, bulmacalar çözülmüş, masallar anlatılmış, ef­saneler dile getirilmiş, sosyal olaylar müzakere edilmiş. 

8-Bugünkü kütüphânelerin fonksiyonunu icra etmiş, matbaa olmadığı, hoşa giden kitaplar fazlaca bulunmadığı için isteyen buraya gelir, burada bu­lunan güzel kitapları okur veya birisi okur toplu olarak dinlenirmiş. Bundan dolayı bazı dönemlerde kahvehâne yerine “Kıraathâne” denmiş. 

Dipnotlar:

1- “Ehli Keyfin Kitabı”, Hazırlayan Fâtih Tığlı, Kitâbevi Yay. İst. 2004, s. 170. 

2- Derin Târih Dergisi, Mart 2013, s. 34.

3- Bütün Dünya Dergisi, Başkent Ünver. Yay. sayı 2011/09, 136.

4- Dursun Gürlek, “Çınaraltı Kitap Sohbetleri”, Timaş Yay. İst. 2011, s. 80.

5-N.Kösoğlu,Türk Dünyası Târih ve Medeniyeti Üzerine Düşünceler”,Ötük.Yay.Ank.1997,s.459. 

6- “Ehli Keyfin Kitabı”, Hazırlayan Fâtih Tığlı, Kitâbevi Yay. İst. 2004, s. 177.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık