• 26 Nisan 2017, Çarşamba 7:39
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

Osmanlı?da Cihat Ruhu (3)
Osmanlı ilk dönemlerde kendinden 7 kat, son zamanlarda da kendinden 10 kattan daha fazla nüfusa sahip Haçlı âlemi ile savaşmıştır. Meselâ; 1912 yılında yani Balkan Savaşının cere¬yan ettiği yıllarda, yarısı içindeki azınlık nüfusu olmak üzere Osmanlının nüfusu 42 milyon, savaştığı devletlerden sâdece Rusya’nın nüfusu 129 mil¬yondur.(20) Diğer Avrupa ve Balkan devletleri sayıya dahil değildir. Plevne sava¬şında Rus kuvvetleri 250 bin asker, 700 top, Türk kuvvetleri 40 bin asker 100 toptur.(1)  Sultan l. Murad Han 37 muhârebeye iştirak etmiş hepsinde zafere ulaş¬mıştır.(2) Dünyada ilk maaşlı ve devamlı orduyu Osmanlı kurmuş,(3) ilk askerî kıyafeti ve üniformayı Osmanlı ordusu kullanmış,(4) Târihte ilk zırhlı alayları Osmanlı kurup Ankara Savaşında kullanmıştır.(5)  Fâtih dönemine kadar cihat ruhumuz sönmesin diye, beş vakit namazdan önce mehtere nevbet vurdurulmuştur.(6) Merhum Nevzat Kösoğlunun tabi¬riyle; Osmanlının farkını şuradan da anlayabiliriz ki, Çanakkale Savaşında Mehmedçiklerin gösterdiği ve Akif merhumun Bedrin aslanlarına benzettiği savunmayı, direnci, fedâkârlığı, cihat ruhunu, dünyada hattâ Ruslar           memle¬ketlerini işgal edip akla hayale gelmedik adilik ve alçaklıkları yaptıkları dö¬nemlerde, Türk İllerindeki Türkler memleketlerini savunma hususunda göste¬rememişlerdir.  Kanal Harekâtında 4. Ordunun kurmay başkanı olan Alman subayı, Osmanlı askerinin insanüstü gayret ve fedâkârlıklarını görünce; “Ya Rabbi, bu insanları emellerine ulaştırmazsan, adâletinden şüphe ederim” demiştir.(7)    Ali Vehbi (Aykota; Öğretmen iken savaşa iştirak eden ve 9 sene savaş¬tıktan sonra esir olan bir Mehmedçiktir.  “Târihçe-i Harp” isimli yazdığı Ha¬tıralarında; İngilizlerin süngü savaşı yapamadığı, süngü savaşına kalkan Türkler karşısında çoğunluğu korkusundan elleri ile gözlerini kapatıp yere yattıklarını, 1. Dünya Savaşında düşmanın elindeki imkân ve malzemele¬rin Türklerin elinde olsa, bütün dünyaya karşı koyabileceğini, ama bu sa¬vaşlarda erzak, elbise, mermi, su, kum torbası bile bulamadıklarını, şehit olan arkadaşlarını üst üste yığıp siper yaptıklarını yazar.(8)    Yemende atlar ve katırlar bile sıcağa, açlığa, susuzluğa ve meşakkate da¬yanamayıp başını suya sokup çıkarmayarak intihar ettikleri sık görülen vaka¬lardanmış. Ama dedelerimiz dayanıklı yük hayvanlarının bile dayanamadığı o inanılmaz şartlar altında savaşıp, Yemen Türküleri yazdırmışlar, devletlerinin izzet ve onurunu korumaya çalışmışlardır.(9)    Timur demiş ki; “Savaş için on şey lâzım. Biri asker, dokuzu da millî hamiyettir” İşte o millî hamiyet dedele¬rimizde fazlasıyla var idi. Kafkas Kartalı Şeyh Şamil gasledilirken vücudunda 120 yara saymışlar.(10) Osmanlının Anadolu’ya gelen onlarca beylikten farkı da buydu. Diğerleri son dönemlerini yaşayan Anadolu Selçuklularının yerini alabilmek, onların mirasına konabilmek için kardeş kavgası yaptıkları, Müs¬lüman’ı Müslüman’a kırdırdıkları halde, Osmanlı yönünü ve yüzünü küffara çevirmiş, gerçek cihadın gayreti içinde, cihat ruhunu tecelli ettiriyordu.   Osmanlı üzerine çok ciddi çalışmaları olan târihçi Paul Wittek (1894-1978); Osmanlı imparatorluğunun kuruluşunda en önemli faktörün gaza fikri, cihat ruhu olduğunu yazar. Wittek’e göre gaza kavramı Osmanlı Beyliğinin yegâne varoluş sebebi, savaşçılar için de tek motivasyon kaynağıdır.”(11) Gaza: İman nurundan mahrum ve karanlıkta kalmış ülkelere ve insanlara, gerçek ve son din olan İslâm'ın ışığını ve aydınlığını götürmek için yapılan savaş ve gayretlere denir. İ’lay-ı Kelimetullah terimiyle özetlenen ve gerçek Müslümanların en büyük gaye ve ideali olan umde budur. Aksi halde; şan, şeref, şöhret, toprak, taht değildir.  Bundan dolayı; ilk Osmanlı Sultanlarının hepsi Gâzi unvanıyla anılırlar ve gerçek gazidirler. İlk Türk orduları; harp eden dervişler topluluğudur. Fâtih Sultan Mehmed’in Trabzon fethinde çektiği zahmetleri, sıkıntıları görüp söz söyleyenlere Fâtih şöyle cevap vermiştir: “Garazımız kal’a fethetmek değildür.  Bu zahmet din yolundadır. Zira bizim elimizde İslâm kılıcı vardır. Eğer bu zahmeti ihtiyar etmezsek bize gâzi demek yalan olur.” Kanûnî’nin şu beyti bütün söylenenlerin özeti gibidir. Yani çekilenler şan, şeref, şöhret, mülk ve toprak için değil, Allah rızası içindir.     Gayret-i İslâm içindür kıldığım azm-ı sefer Hak bilür kim itmedüm ben anı mülk-i dâd için”      Dipnotlar: 1- İbrahim Edhem, “Plevne Hatıraları”, Tercüman 1001 Temel Eser, İst. 1979, s. 18. 2- Ahmed Şimşirgil, “Kayı-1”, KTB Yayınları İst. 2013, s. 99.  3- Hammer, a. g. e. c. 1, s. 97.  4- Sur Dergisi sayı 217, s. 48.  5- Hammer,  a. g. e. c. 2, s. 363.  6- Hammer, a. g. e. c. 1s. 71. 7- Nevzat Kösoğlu, “Şehit Enver Paşa”, Ötüken Yay. İst. 2008, s. 19. 8- Ali Vehbi Aykota- Târihçe-i Harp (Üçüncü Alay), T.T.Kurumu Yay. Ank. 2011, s. 38,60, 66.  9- Zeki Ehiloğlu, “Yemende Türkler”, Kitâbevi Yay. İst. 2001, s. 189.  10- Sâmiha Ayverdi, “Ne İdik Ne Olduk”, Kubbealtı Yay. İst. 2007, s. 46.  11- Erhan Afyoncu, “Osmanlı’nın Hayaleti”, Yeditepe Yay. Ekim 2005, s. 67. 

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık