• 22 Şubat 2017, Çarşamba 6:55
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

OSMANLI?DA AT SEVGİSİ VE AT TERBİYESİ (3)
Türklerde Kullanılan At Çeşitleri:

1-Ilgar atı: süratli ve dayanıklı atlara denirdi ve çok mühim haberleri bir an önce yerine ulaştırmak isteyenler binerdi.

2-Menzil atı: Posta vazifesi gören kişilerin bindiği at.

3-Cenk atı: Akıncıların ve normal süvarilerin bindiği at.

4-Koşu atı: Yarışlar için yetiştirilmiş at.

5-Yedek adı: Akıncıların ve süvarilerin yedeklerinde yük veya esir taşı­mak veya bindiği at yorulunca binmesi için taşıdığı at.

6-Semer atı: Hazarda ağır yükleri taşımak için yetiştirilen at.

7-Aşı atı: Cins ve terbiyeli damızlık (dölünü almak için)  beslenen at.

8-Alay atı: Merâsimlerde, törenlerde subayların bindiği at.

9-Araba atı: Arabalara koşulup ağır yükleri taşıyan at.

10-Av atı: Av için yetiştirilen at.(1)

 

Kanûnî döneminde Avusturya Elçisi olarak gelen ve Osmanlı ordusu içinde gözlemci olarak seferlere de katılan Busbecq bu hususta şöyle yazar: “Atlara bakanlar onları hep severek, iyi davranarak sevgilerini kazanırlar.

Mecbur olmadıkça sopa veya kırbaç vurmazlar. Bu sebeple atlar içinde tekme atan, ısıran, inatçı ve huysuz olana rastlanmaz. Bizim seyislerimiz ile Türkle­rin usulleri arasında ne büyük fark var. Bizimkiler atlara bağırıp çağırmakla, onlara vurmakla netice alacaklarını zannederler. Bu yüzden hayvanlar onları görünce tir tir titrerle ve huysuzlanırlar.

Türkler ise o kadar sevgi ile yaklaşı­yorlar ki, onlar isteyince atları âdeta diz çöküp sahiplerini bindirirler. Bazen yerdeki bir şeyi ağızları ile üstündeki sahiplerine verirler. Sahipleri yarala­nınca başucunda saatlerce bekleyen atları gördüm. Sahipleri çağırınca kişne­yerek koşa koşa gelenleri gördüm.” (2)

Dedelerimiz nezdinde at o kadar mübârek ve değerli ki; aslâ ve kat’a emânet verilmeyecek şeyleri şöyle saymışlar: “at, avrat, silâh.” Atla ilgili daha birçok atasözlerimiz vardır. Yavuz Sultan Selim Han’da şöyle der:

Bu seferler, bu at koşturmaları bîhude değil

Bizim perîşânlığımız gönüllerin cem’iyyeti içindir

 

Yani: Bu seferler, bu savaşlar, aylarca at üstünde yolculuklar, çadırlarda yatmalar gayesiz ve faydasız değildir. Biz bütün bu zorluk ve zahmetleri gö­nülleri kazanmak ve Müslümanları birleştirmek için çekeriz. 

Kanûnî’nin at üzerinde 43 bin km. yolculuk yaptığı,(3) onun döneminde 5 Alman esirle bir atın değişildiği(4), yine o dönemlerde iyi bir ata 400-500 koyun verildiği, at mezarlıklarının yapıldığı, Türklerin çok ata bindikleri için vücutlarının öne meyyal (eğik) olduğu,(5) Osmanlı vezîrlerinin, paşalarının makam biniti olan faytonlara “onlara avratlar biner” diye binmeyip at üstünde makamlarına gelip-gittikleri,(6)Sultan Reşad döneminde iyi bir atın değerinin 200 altına kadar çıktığı(7) Osmanlı şehzâdelerinin profes­yonel bir binici olarak yetiştirildiği, bazılarının zamanının sporcuları ile yarı­şacak kadar bu hususta maharet sâhibi oldukları(8), Sultan 2. Abdülhamid’in de bunlardan yani at delilerinden biri olduğu, çok cins atlar besletip bindiği, bunlardan bazılarını döneminin ABD başkanına hediye ettiği ve bu atların Amerika’da yarışlar kazandığı, tahttan indirilince bu cins atları İttihat ve Te­rakki gâfillerinin can düşmanımız Bulgar eşkıyalarına hediye ettikleri bilinen gerçeklerdendir.(9)

BM Hayvan haklarını 1948 yılında kabul ettiği halde, Osmanlıda bu haklar ta ilk dönemlerden i’tibâren kanunlara ve kurallara geçmiştir. Sultan 2. Beyazid döneminde çıkarılan İstanbul Belediye Kanunnamesinde hayvan hakları en ince detayına kadar dile getirilmiş ve bunlara uymayanların ceza­landırılması istenmiştir.(10) Osmanlıda ata o kadar hürmet edilmiş ve kudsiyet izafe edilmiş ki, onların ölüleri bir kenara sürünüp it ve çakallara ikram edil­memiş, hususi at mezarları kurulup çoğu zaman gömülmüşlerdir.(11)

 

Dipnotlar:

 

1-Ziya Demirel-Avni Arslan“Târihten İlhginç Hikâye ve Anekdotlar”Akçağ Yay.Ank.2010,s.101.

2-İbrahim Refik, “Köklerden Göklere”, Albatros Yay. 3. Bas. 2001, s. 39.

3-İbrahim Refik, “Târih Şuuruna Doğru-3”, Albatros Yay. İst. 2001, s. 85.

4-Nicolae Jorga, “Yenilmez Türk-Kanûnî ve Dönemi” Almancadan Çev. Nilüfer Epçeli, Yeditepe Yay. İst. 2008, s. 194.  

5-Mustafa Armağan, “Osmanlı’nın Mahrem Târihi”, Timaş Yay. İst. 2011, s.111.

6-Sâmiha Ayverdi, “Ebabil Kuşları”, Kubbealtı Yay. İst. 2010, s. 75.

7-Hikmet Feridun Es, “Tanımadığımız Meşhurlar”, Ötüken Yay. İst. 2009, s. 316.

8-Mustafa Armağan, “Osmanlı’nın Mahrem Târihi”, Timaş Yay. İst. 2011, s. 114.

9-Mustafa Armağan, “Osmanlı’nın Mahrem Târihi”, Timaş Yay. İst. 2011, s. 213.

10-İstanbul İhtisab Kanunnamesi, Topkapı Sarayı R. 1935, Vrk. 96/b. Md. 58, 73.

11-İbrahim Refik, “Köklerden Göklere”, Albatros Yay. 2001, s. 47.

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık