• 10 Ocak 2019, Perşembe 8:27
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

OSMANLI YENİÇERİLERİ,  ASKERLERİ (8)

Yeniçeri Ocağının İlgâsı ve Vak’ay-ı Hayriye:

Atalarımız “zulm ile abad olanın sonu berbat olur” demişler. Bunlarda son zamanlarda yaptıklarından dolayı sonları berbat ve çok dramatik olmuş­tur. Şâir ne güzel söylemiş:

Haddinden ziyade yükselen kişi

Feleğin gözüne batar demişler

Her kim ki dünyada keskindir dişi

Mutlak bir belâya çatar demişler

Yukarıda bir bölümü sayılan bu Yeniçeri terörü asırlarca sürmüş ve her­kes onlardan illallah demiş. Her şeyin bir sonu ve bardağı taşıran son damlası olur. Sultan 2. Mahmud dönemine gelindiğinde de son damla bardağa düşmüş ve bardak taşmıştır. Pâdişahın önderliği ile ulemanın tamamı bunların bertaraf edilmesi hususunda ittifak etmiş, fetvalar yayınlamıştır.

Medreselerdeki bin­lerce talebeler silâhlandırılıp sokaklara dökülmüş, aynı zamanda vaazlarla irşatlarla halk nezdinde kamuoyu oluşturulmuş, zaten canından bezen halk da galeyana gelip sokağa dökülmüştür.

Netice 15 Haziran 1826 da Vak’ayi Hayriye (Hayırlı Vak’a) diye târihlere geçen olay vuku bulmuş halk ve ordunun yeniçeri olmayan birimleri harekete geçmiş, Yeniçeri kışlaları topa tutulmuş, kışlaları basılmış, kahvehâneleri ve evlerinden alınan takriben 10 bin Yeniçeri öldürülmüş, bir o kadar da İstanbul dışında telef edilmiştir.

Sultan 2. Mahmud bunlardan o kadar tiksinmiş ki öldürülmekle, sürülmekle kalmamışlar, bunlara âit alem, işaret, sembol ne varsa hepsinin kaybedilmesini hattâ mezar taşlarının bile kırılıp kaldırılmasını emretmiştir. Halk köşe bucak Yeniçeri aramış ve buldukları yerde kellesini vurmuşlar bu arada suçsuz olup yananlarda olmuştur.

Her ifrat bir ifratı doğurur demişler. Yeniçeri katliamı hususunda da ifrata kaçıldığı olmuştur. Her Yeniçeri ortasının (bölüğünün) bir işareti olur, Yeniçeriler hangi ortaya mensup ise onun işareti olan ok, yay, kalkan, balık, akrep, aslan vb. işaretleri kol ve göğüslerine dövme yaptırarak taşırlarmış. Vak’ay-ı Hayriyeden sonra şüphelenilen insanların vücutları kontrol edilmiş, bu işaretlerden taşıyanlar derhal idam edilmiştir. Bu dövmeler kesilmek, kazınmak, hattâ kezzapla yakılmak sûretiyle izale edilmeye çalışılmış,(1) ama çoğu zaman bunlarda kelleyi kurtarmaya çare olmamış. Ormanlara kaçıp sığınmışlar ama bu ormanlar ateşe verilip yakılmıştır. Nitekim Belgrat Ormanlarında bunların sığındıkları yerler ateşe verilmiştir.(2)

Birçokları deniz yoluyla başka diyârlara kaçıp kurtulabildiyse kendilerini bahtiyar saymışlardır. Yeniçeri Ocakları ile beraber ocakların bağlı oldukları Bektaşî tekkeleri de imha edilmiş, burada görev yapan ve hele son zamanlarda her türlü kirli faaliyetin içinde bulunan tekke mensupları da ya öldürülmüş, yada sürülmüşlerdir.(3)

Yeniçeri ocağını topa tutturan ve müfrit bir yeniçeri düşmanı olan Sultan ikinci Mahmud musâhibi Said efendi ile tebdil edip bir kayığa binerler Sultan kayıkçıyı tanır Said Efendiye;  “bu adam zamanında yeniçeri idi” der. Said efendi; “pâdişahım benzetmiş olabilirsiniz aradan uzun yıllar geçti, bak adam ihtiyarlamış piri fani olmuş” falan dediyse de pâdişah ikna olmamış; “ben gördüğüm adamı 40 yıl sonra görsem tanırım bu adam yeniçeri hattâ kolunda dövme vardı, yenlerini bir sıvattır bakalım der.” Said efendi; “Efendi işimiz acele şöyle kolları sıvada kürekleri iyi çek bir an önce varacağımız yere va­ralım” deyince adam kolları sıvar ve pâdişahın söylediği dövme ortaya çıkar. Said Efendi başka çare kalmayınca şöyle der;  “Pâdişahım şimdi senin pâdişah olduğunu söylerim, bu adam korkusundan denize atlar, iyi yüzme bildiği için karşıya çıkar, biz burada kalırız ikimizde yüzme bilmeyiz, olan bize olur” deyince pâdişah güler ve “o halde affettim keratayı” der.

Yeniçerilik her ne kadar Vak’ay-ı Hayriye ile şeklen kaldırılmış ise de, zihniyetlerin sökülüp atılması bu kadar kolay olmamış ve Yeniçeri zihniyeti daha asırlarca devam etmiş, birçok kirli olaylara karışmış, siyasî cinâyetler işlenmiş, Sultan Abdülaziz’in ve 2. Abdülhamid’in hal’i başta olmak üzere birçok şen’i olaylara karışmışlardır. Cumhuriyetten sonraki darbe faaliyetleri, yakın târihimizdeki siyasî idamlar, 2010 yılından sonra bile ortaya çıkarılan “Ergenekon” ve benzeri kuruluşlar yine aynı fikir yapısının devamı ve tezahü­rüdür. 

Dipnotlar:

1- Beynun Akyavaş, “Sultanîyegâh İstanbul”, T. D. V. Yayını Ankara 2001 s. 117.

2- Reşad Ekrem Koçu, “Yeniçeriler”,  Doğan Kitap Yay. İst. 2004, s. 438.

3-N.Kösoğlu,Türk Dünyası Târih ve Medeniyeti Üzerine Düşünceler”,Ötük.Yay.Ank.1997,s.635.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık