• 20 Temmuz 2017, Perşembe 7:21
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

OSMANLI ELÇİLERİ(1)

Osmanlı Elçi Göndermezdi:

İstanbul fethine kadar Balkanlardan bazı yerler fethedilmiş ama Avrupa kendi mezhep savaşları ile uğraştığı için, Osmanlıyı pek kâle almamıştır.  Daha doğrusu alacak güç ve dermanı da yoktur. İstanbul’un fethiyle Avrupa sallanır, yer yerinden oynar. Osmanlı Avrupa’nın gözünde en önemli proplem haline gelir. Korku belâsına birlik ve beraberlik içine girmeye, Papa’nın sö­zünü tutup Haçlı Seferleri düzenlemeye başlarlar.

Vahdetten uzak, üç tanrıya tapıyorlar, putperestler, hem maddeten hem de manen pisler, üstelik hep kendilerinden geri olduğu için Osmanlı Avrupa’yı hiç umursamamıştır. Gerçekten dikiş iğnesini bile Osmanlıdan alıyorlar, Os­manlının iki sene kullanıp attığı askerî malzemeler Avrupa’da kapış kapış müşteri buluyor, imrenilecek bir tarafları veya kendilerinden öğrenilecek bir şey yok diye dedelerimiz Avrupalıyı gerçekten küçümsemiş ve fazlaca alaka kurup, sıkı fıkı olmaya gerek duymadığı için elçide göndermemiştir. Avrupa devletlerinden elçi gelmiş, hattâ bonkörlük olsun diye o elçilerin masraflarını da karşılamış,(1) ama kendisi onlara geçici elçi göndermiş, fakat devamlı elçi göndermemiştir.(2)  

Gerçekten 4. Mehmed döneminde bir elçilik heyetinin içinde bulunan Evliya Çelebimiz izlenimlerinde; “mendil kullanmasını bilmeyen, burunlarını kollarının yenlerine silen” Alman asilzâdelerini görmüş ve daha üstün bir medeniyete sahip bir toplumun ferdi sıfatıyla onlarla alay etmiştir.(3)

Bu üstünlük psikolojisi ve rehaveti ile Osmanlı vakit kaybederken, Batı Rönesans’ı tamamlamış ve her hususta Osmanlıyı geride bırakmaya başla­mıştır.

Karlofça Antlaşması (1699) yapılırken, Osmanlı bunun farkına varmış, orduları yenilmiş, şartlar değişmiş, Osmanlının eski Osmanlı, Avrupa’nın de geçmişteki Avrupa olmadığı görülmüş ama atı alan Üsküdar’ı geçtikten sonra. Yani Osmanlı bu üstünlük duygusundan dolayı Avrupa devletlerinden elçi almış ama elçi vermemiş yani 300 sene “karşılıksız diplomasi” uygulamış, tabiî ki bunun birçok zararlarını görmüştür.

Elçiler bir yerde imtiyazlı casuslardır. Bulundukları memleketlerin ahvâlini kendi devletine bildirmek ona göre tedbir ve takdirlerin alınmasını sağla­mak göreviyle gönderilir. Osmanlı 300 sene elçi göndermeyince Avrupa’nın gün be gün ilerlemesini, terakkisini, sömürgecilik neticesi geldiği zenginlik seviyesini, Rönesans sonucu ilim, fen ve teknolojide kat ettiği mesafeyi göz­lemleyememiş, tâkip ve tarassut edememiş, etmeye başladığı  dönemlerde de atı alan Üsküdar’ı geçmiştir.

Sınır komşuları Avusturya İmparatorluğu bile Viyana’da 1753 de görev alacak elçileri yetiştirmek üzere Şark Dilleri Akademisini kurarken, Osmanlı son dönemlerine kadar dış elçiliklerinde çalıştıracak dil bilen eleman sıkıntısı çekmiş, bu en hassas bürolarda Ermeni, Rum, Yahûdi gibi azınlıklardan adamlar çalıştırmış, onların oyuncağı olmuş ve birçok hıyanetleri ile karşı­laşmıştır.(4)

Osmanlı Avrupalı tüccarlara Kapitülasyon avantajlarını verirken, aynı muadilini kendisi de almış ama Türklerin tüccar ruhlu olmamaları ve Avrupa devletlerinde elçilerinin yani tüccarlarının haklarını arayıp savunacak dış tem­silciliklerinin bulunmaması yüzünden önce aleyhimize dönmüş daha sonra da başımıza belâ olmuştur. Ayrıca diplomatik teamülleri uygulama hususunda da acemilikler yaşanmıştır.

Osmanlının 1569 da Fransa’ya, 1580 İngiltere’ye 1612 de Hollanda’ya verilen kapitülasyon imtiyazlarını basiretsiz olduklarından değil, bilakis bü­yük bir siyasî hesap ile vermiştir. Çünkü o dönemin en güçlü devletleri Vene­dik ve Avusturya’daki Hasburglar hânedanı idi. Osmanlı yukarıda sayılan devletlere imtiyaz tanıyıp güçlendirmekle, bu güçlü düşmanlarının karşısına güçlü rakipler çıkarmayı dolayısıyla kendi karşısındaki düşman güçlerini za­yıflatmayı amaçlamıştır. Aksi halde en güçlü oldukları dönemde böyle bir şeye neye ihtiyaç duysunlar.

Katolikliğe karşı Protestanlığı desteklemesi de yine aynı politika gereği­dir. Yani yeni mezhebi destekleyerek Katolik âlemini bölmek ve zayıflatmak, düşmanları arasındaki ittifakları önlemek içindir.

 Almanya’dan kaçan birçok Protestan Osmanlı idâresi altındaki topraklara sığınmışlar ve çok rahat etmiş­ler. Bu da Osmanlı ile ilgili Avrupa’da oluşturulan kötü imajı düzeltmiş ve iftiraların aslının olmadığını ortaya çıkarmıştır.

 Katolik İmparator Şrlken Türklerle savaşabilmek için Alman prensliklerinden asker toplamak istediği zaman onlar;  “biz Protestan’ız bizim mezhebimizi de tanırsan geliriz”     de­mişler,(5) böyle Osmanlı her yönden Protestanlığın gelişmesine yani Katolik­liğe nazaran daha rasyonel ve objektif yeni bir mezhebin oluşmasına faydalı olmuşlardır.  

Dipnotlar:

1-Gül Akyılmaz, “Osmanlı Diplomasisinin Geçirdiği Aşamalar ve Özel Bir Örnek Olarak lll. Selim Dönemi, Uluslar Arası Kuruluşunun 700. Yıl Dönümünde Bütün Yönleriyle Osmanlı Devleti Kongresi”, Konya 1999, s. 777.

2-Fernand Grenard, a. g. e. s. 114.

3-Yılmaz Öztuna, “Büyük Türkiye Târihi”, Ötüken Yay. 1977, c. 5, s. 389. 

4-Altan Araslı, “Avrupada Türk İzleri”, Kültür Bak.Yay. Ankara, 2001, c. 2, s. 108.

5-Erhan Afyoncu, “Osmanlı’nın Hayaleti”, Yeditepe Yay. Ekim 2005, s. 22.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık