• 08 Şubat 2017, Çarşamba 7:15
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

OSMANLI AHLÂKI

Daha öncede zikredildiği üzere; İslâm’ın istediği yaşam tarzına en uygun bir hayat süren Türk boyları, bir de İslâmla müşerref olunca, işlenmiş pırlan­talar misali kıymet ve fazilet sâhibi oldular.

Allah’tan en çok korkan, Pey­gamberini en çok seven ve İslâm’ı en iyi yaşayan bir millet olan Osmanlı, Peygamberinin ahlâk-ı hamidesine en uygun bir hayat tarzını benimsemiş ve bunu dünyaya tasdik ettirmiştir.

Hırsızı ve Harâmisi Olmayan Osmanlı:

Meşhur seyyah A. Do. La Motraye'in (1674-1747) ; Voyaj en Avrupa, Asya et Afrika isimli eserinde şöyle der: "Hırsızlara gelince, bunlar İstan­bul’da son derece nâdir­dir. Ben yaklaşık Türkiye’de 14 yıl kaldığım halde hiçbir hırsızın orada yakalan­dığını işitmedim. Yol kesen haydutların cezası kazıktır. 14 yıl içinde altı kişi­nin kazığa vurulduğunu işittim. Onlarda hep Rum cinsinden idi. Türkiye’de yan kesiciliğin ne olduğu bilinmez. Onun için ceplerin el ça­bukluğundan kor­kusu yoktur. "

1765 yıllarında İngiltere’nin İstanbul büyükelçisi Sir James Porter’dır (1710–1776). Bu adam büyük bir İslâm ve Türk düşmanı olmasına rağmen o bile bakın ne yazmış eserinde: "Türkiye’de yol kesme vakalarıyla, ev soygun­culukları, hattâ dolandırıcılık ve yankesicilik vakaları âdeta meçhul gibidir. Harp halinde olsun, sulh halinde olsun yollarda evler kadar emindir. Bilhassa anayolları tâkip ederek bütün imparatorluk arazisini emniyet içinde kat etmek her zaman kabildir. Bu fevkâlade olaya hayret etmemek kabil değildir."

Câmiler Emânet Hâne:

1872 yılında İstanbul’a gelen Fransız yazarlarından Pol Odel, “Kostantinople” isimli seyahatnâmesinin 190. sayfasında şöyle der: "İn­sana heyecan veren yüce bir âdet mûcibince, câmiler seyahate çıkacak kimselerin her türlü ticari senetlerini ve kıymetli eşyalarını emânet olarak bırakmalarına her zaman âmâde bulunur. En eski devirlerden beri hiçbir zaman bu emânet­lerden herhangi bir şey çalınmış olduğu görülmemiştir. Bizim memleketlerde hırsızların bu kadar insaflı davranacaklarını temin edemem."(1)

Balkanlarda tüccar ve seyyahların, Osmanlı diyârında Avrupa’nın her ta­ra­fından daha emniyetli dolaştıklarını, emniyet ve güven içinde ticâret yap­tıklarını Macar târihçiler itiraf etmektedirler.(2) 

A. L. Castellan isimli seyyah da içinde 1000 gümüş kuruş bulunan torba ile gezerken Tophane iskelesinde torbanın yırtıldığını, paraların her tarafa saçıldığını, onlarca insan olmasına rağmen dağılan paraların toplanıp kendi­sine bir eksiksiz teslim edildiğini hayretle yazar.(3)

Kanûnî ve zamanındaki adamlar o kadar hak ve adâlete riâyet ederlermiş ki, Habeş Yemen gibi yerlerde insanlar yemin etmezler “ahd-i Süleyman mı?” diye söz verirlermiş, bu senet altına atılan imzadan daha kuvvetli bir yemin kabul edilirmiş. Özdemir paşa bu kadar âdil davranmış ve bu sevgiyi yerleş­tirmiş. Oğlu Osman Paşa da babasının izinden gitmiş, dolayısıyla İslâm’ın adâletini, Osmanlının nam ve şanını Afrika ortalarına, Somali içlerine kadar götürmüştür.(4)

Osmanlıda köy, kasaba ve şehirlerde muhtarlar ve onların etrafında sözü sohbeti dinlenen birkaç aza olurmuş. Bunlar şimdi olduğu gibi resmiyette var ama fonksiyonel olarak yok hükmünde değilmiş. Parti parçalanmaları, siyâset kavgaları, nifak ve tefrika tohumları yokmuş. Sevilen, sayılan, hürmet edilen bu insanlar her hangi bir anlaşmazlığa müdahale ettiler mi, iş bitermiş, herkes ona uyarmış, ama bu insanlarda adâlet ne ise onu takdir ederlermiş. Onlara muhalefet, sözlerine uymamak, dediklerini tutmamak nâdirattan olurmuş.

Yine bu yerleşim birimlerinde mahalle gençlerinin başında da, seçimle belirlenen “yiğitbaşı” tâbir edilen bir lider olur, aynı etkileri onlarda gençler üstünde gösterirlermiş. Dolayısıyla olaylar ve problemler mahallinde halledi­lir, mahkemelere, kadılara bunların çok ciddi ve büyük olanları ancak intikal eder, mahkemelerde yığılmalar, milyonlarca do syalar birikmez, onlarca sene süren davalar olmazmış. Yani bugün Avrupalıların uyguladığı, bizde de uy­gulanmaya çalışılan “ombudsmanlık” müessesesini ecdâdımız asırlarca önce uygulamıştır.

Dipnotlar:

1-La Baronne Durand De Fontmagne, a. g. e. s. 259.

2-Sandor Takats, a. g. e. s. 42, 47. 

3-İsmail Hâmi Dânişmend,“Târihi Hakikatler”,Tercüman Gazetesi Yay.1979, c. 2, s. 277.

4-Zeki Ehiloğlu, “Yemende Türkler”, Kitâbevi Yay. İst. 2001, s. 46.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık