• 13 Mayıs 2019, Pazartesi 8:45
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

Oruç Sıhhat Kaynağıdır

Çağımızın hastalığı şişmanlık ve ondan kaynaklanan kalp, damar, kollestrol, tansiyon ve benzerleridir. En çok ölümler bunlardan olmaktadır. Buda tabi ki, çok yemekten, oburluktan, aşırı beslenmekten ve az hare­ket etmektendir. Bazı hadislerden anlaşıldığı üzere Resûlullah şişmanlığa pek sıcak bakmamaktadır. Az ve öz yeme, doymadan kalkma ve fazla ki­lolu ol­mama hususunda birçok tavsiyeleri vardır.

“Az yiyiniz, hasta olmayınız”, “İnsanoğlunun bedenine midesinden daha zararlı bir uzuv yerleştirilmemiştir”, “Sofradan daha iştahınız var­ken kalkınız. Tıka basa midenizi doldurmayınız”(1), gibi tavsiyeleri vardır.

Beş bin sene önce yapılan Mısır Piramitlerinde: “İnsan yediklerinin üçte biri ile yaşar, üçte ikisi ile doktorunu geçindirir” diye yazıyor. Yani çok ye­menin zararları günümüzde değil, asırlar öncesinden bilinen bir ger­çektir.

Romalılar savaşçı ve sömürgeci insanlardı. İşgal ettikleri yerlerdeki insan gücünü ve zenginlikleri Roma’ya aktardıkları için aşırı bir konfor içinde ya­şarlardı. Hatta oburluk hususunda o kadar ileri gitmişlerdi ki, bir sofrada tıka basa yerler, bir kenarda yediklerini yanlarında taşıdıkları kartal tüylerini bo­ğazlarına sokmak suretiyle çıkarırlar, sonra tekrar sofraya otu­rup yeniden yerlermiş. Üstelik hiç çalışmaz, her işlerini kölelere yaptırırlar, kendilerini bile tahterevalli üzerinde esirlere taşıtırlarmış. Fakat ortalama ömürleri 35-40 yaşa inivermiş. Yapılan tarihi ve tıbbı incelemeler bunu çok yemelerine ve çalışmamalarına bağlamaktadır.(2)

Yakın tarihe kadar Avrupalılar hep böyle idiler. İçki ve oburlukları yü­zünden hantal bir yapıya sahip bu insanlar ecdadın karşısında tutunama­mış­lardır. Busbecg isimli tarihçi bu hususta şöyle der: “Bizim bir günde yediği­mizle bir Osmanlı on gün geçinir”(3)

Hatta Napolyon’un savaş meyda­nında bile çok fazla yiyip mide fesadına uğradığı için birkaç defa muharebe kaybet­tiği rivayetleri vardır.

Osmanlı ise bunların tam aksine az ve öz yiyen, sıhhatli insanlardır. Os­manlı kuvveti diye meşhurdur. Bir tokatla düşmanı öldüren ve bugün bizim yerinden bile kaldırmakta zorlandığımız kılıçları düşmana sallayan dedeleri­mizin iki övünle iktifa ettiklerini, üç övün yemeğin bize batıdan geldiğini yine ecnebi eserler yazar.(4)

İslâm Fıkhında “fıtra” hesap edilirken de günlük iki övün yemeğin nazar-ı dikkate alınması, insan fıtratının gün­lük iki övüne daha uygun olduğuna bir delildir.

Rahmetli Arif Etik hocamız şöyle bir hatırasını naklederdi: Mevla’na gösterileri münasebetiyle Paris’e gitmişler. Akşam gösteri geç saatte bi­tince, otobüslerini hatalı park ettikleri için arkasına birkaç taksi konmuş. Sa­hiplerini bulmak mümkün değil. Çıkmaları da şart. Son çare olarak tak­sileri bir kenara kaldırmak kalmış ve gençler tuttukları gibi çekivermişler. Buna şahit olan Parisliler “La Forte de Turce –Türk kuvveti” diye alkışla­mışlar.

Londra Üniversitesi Prof. Elex Comferd, Dr. Alex Carel, ABD Cornelle Ünv. İlim adamları ve birçok klinikte ömrü uzatmak maksadıyla senelerdir çalışmalar ve değişik hayvanlar üzerinde deneyler yapılıyor ve netice olarak ömrü uzatmanın ancak az ve öz beslenme ile mümkün olabi­leceği gerçeği ile karşılaşıyorlar. Devlet yardımıyla çıkan TÜBİTAK’ın Bilim ve Teknik Dergi­sinde de: “Şimdiye kadar yapılan deneyler ve çalış­malar neticesinde canlıla­rın ömrünü uzatmanın ancak aldıkları kaloriyi azaltmakla mümkün olabile­ceği hükmüne varıldı” denmektedir.(5)

Peygamberimiz: “Oruç tutun sıhhat bulursunuz”(6) hadisinin esprisi böy­lece daha iyi anlaşılabilmektedir. Plütark isimli filozof asırlarca önce “İn­sanlar doktora gideceklerine oruç tutsalar ya” demiştir. Gerçekten İslâm'ın  bu emri bugün Avrupa’nın bile kurtuluş reçetesi olmuştur. Meşhur Alman Dergisi PM: “Oruç dünyaya hızla yayılıyor. Şu anda Batı Al­manya’da 29 klinikte oruçla tedavi yapılıyor. Araştırmalar vücutta biriken zehir, toksin ve pisliklerin oruçla dışarı atıldığını gösterdi. Oruç bıçağa gerek duyulmayan bir ameliyattır” diye yazıyor.

Dipnotlar

1-Tirmizî, Zühd, 47 (2381); İbni Mâce, Et’ıme, 50 (3349).

2-Tahirül Mevlevi, “Mesnevi Şerhi”, cilt 6, sayfa 9.

3-“Türkiyeyi Böyle Gördüm”, 1000 Temel Eser Serisinden, s. 58-145.

4-İsveç’in İstanbul Büyükelçisi Dohson, 18, y. y. “Türkiyesinde Örf ve Adetler”, 1000

        Temel Eser Serisinden, İsmail Hami Danişmend, “Tarihi Hakikatler”, c. 2, s. 251.

5-Tercüman Gazetesi, 01. 11. 1971, Zafer Der. sayı: 90, s. 22, 113/10,  TÜBİTAK Bilim

        ve Teknik Dergisi, sayı: 400, s. 61.

6-El Makasıdül Hasen sh. 236, hadis no 549.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık