• 28 Eylül 2015, Pazartesi 0:00
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

NİĞBOLU ZAFERİ (1)

(25 Eylül l396) Yıldırım Bayezid, Osmanlı sultanlarının dördüncüsü­dür. Babası Sultan I. Murad Hüdavendigâr I. Kosova Meydan Muharebe­sini ka­zanmış, savaş sahrasını gezerken yaralı Sırplardan Miloş isimli bir hain, bir şey söylemek bahanesiyle Sultana yaklaşıp kalbine hançer vurmak suretiyle onu şehit etmiştir.

Yıldırım babasının şahadetinden sonra 29 yaşında 1389 tarihinde Os­manlı tah­tına geçmiştir. Dost ve düşman tarihçilerin ittifak ettiklerine göre Yıldırım; celalli, hareketli, vakur, cesaretli ve süratli bir padişahtır. Bu va­sıflarından dolayı kendisine "Yıldırım" lâkabı verilmiştir.

 

Tahta geçer geçmez lakabıyla mütenasip hareketlere başlamış,  Sır­bis­tan’ı kesin itaat altına almış, Bosna, Bulgaristan’ın bazı bölümlerini ve Üsküp'ü fethetmiş, Saruhan, Aydın, Germiyan, Menteşe, Hamit ve Teke bey­liklerine son vermiş, Karaman üzerine sefer açıp Konya’yı kuşatmıştır. 

Her Osmanlı sultanının ideali haline gelen İstanbul’u fethedebilmek  ga­yesiyle Anadolu Hisarını yaptırmış, Mora’ya seferler düzenlemiş ve Se­lanik’i fethetmiştir. Akıncılar Almanya toprakları içlerine kadar dalıp çık­maya baş­lamışlardır.

Osmanlının şarkta ve garptaki bu faaliyetlerinden Hıristiyan âlemi fev­kalâde rahatsız olmuşlar, istikballerinden endişe ederek, Macar Kralı Sigismond ile Bizans İmparatoru Manuel, Papa Bonifacus'a elçiler gönde­rerek;

"Bu sıralar tedbir alınmaz, Osmanlıya dur denmezse, yakında bütün Avrupa ve Hıristiyanlık âleminin Osmanlı akıncılarının ayakları altında ezile­ceğini" büyük bir korku ile dile getirmişlerdir. 

 

Papa'nın harekete geçip Hıristiyan âlemini ayaklandırması neticesinde, Fransa, İngiltere, İskoçya, Almanya, Polonya Bohemya, Avusturya, Maca­ristan, İtalya, İsviçre, Belçika, Ve­nedik, Rodos Şövalyeleri ve sair Avrupa devletlerinden bir Ehl-i Salîb ordusu teşekkül etmiştir.

İmparatorların, kralların, prenslerin, büyük kumandanların katılma­sıyla sayıları 200 bine ulaşan bu haçlı ordusu, Macaristan’da ikiye ayrılıp bir kolu Sırbistan, bir   kolu da Eflak üzerinden ilerleyip, Tuna'nın sahili üzerindeki Niğbolu kalesi önünde birleşmişlerdir. 

Canavarlar sürüsü gibi geçtikleri her yerde masum ve silahsız Türkleri vahşiyane bir şekilde boğazlamışlar, teslim olanlara bile merhamet etme­miş­lerdir.

Yıldırım'ı İstanbul muhasarasıyla meşgul bildikleri için, Niğbolu ka­lesi etrafında 15 gün içip sarhoş olup nara atmışlar, bu esnada Yıldırım’ın şimşek gibi üzerlerine geldiğinden haberdar olmamışlardır.

Bunların gafletine bakın ki, bazı tarihi kayıtlarda şunlar yazılıdır:  Yıl­dı­rım Bayezid tek başına kılık değiştirip bunların içinden geçip, bunların ku­şatması altındaki kale surları önüne gelip, kale kumandanı Doğan Bey'le ko­nuşup bilgi aldıktan sonra geri dönmüştür.([1])

Haçlı ordusu sayılarına güvenmişler, vurdumduymaz bir tavır sergile­mişler, hatta Osmanlı Sultanı Yıldırım’ın korkusundan Mısır’a kaçtığı söy­lentilerini yaymışlar, Yıldırım Ordularının çok yaklaştığı haberini getiren iki gözcünün söylediklerini alaya almışlar, yalan söylediklerini iddia ederek             za­vallıların kulaklarını kesmişlerdir. Kimse kimseyi dinlemiyor, emir ko­muta diye bir şey söz konusu değildir. Etraftaki Türk ve Hıristiyan köyle­rinden topladıklarını yiyip, içip sarhoş olup nara atmakla vakit geçiriyorlar.

 

Dipnot:

[1]- Y.  Öztuna,“Büyük Türkiye Tarihi”,c.2,s.327,“Osmanlı Tarihi  Kronolojisi”,c.1.s.106.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık