• 09 Ocak 2020, Perşembe 8:47
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

MİSYONERLİK VE MİSYONERLER (4)

Misyonerlik faaliyetlerinin sadece bir din hareketi de­ğil, bunun bir menfaat ve Haçlı faaliyeti olduğuna en bariz delil­lerden birisi de şudur ki; Fransa Lâiklik ve Lâik idare tarzını da göz önüne alarak, içerde kilise ve din adamlarına fazla ehemmi­yet ve fırsat vermediği halde, dışarıda yani misyo­nerlik faali­yetleri hususunda bunları var gücüyle des­tekle­mektedir.(1) Çünkü bu faaliyet Fransa’nın maddi çıkarla­rını deruhte eden, sömürü dünyasının menfaat şebeke­sini döşe­yen hareketlerdir. “Fransa evinde lâiktir ama dışarıda emperyalizmin ajanları olan papazları korumaktadır. Misyonerlerin İncili soktuğu her yere Haçlıların menfaat ağları da girmiştir.”(2)

Dış memleketlerde, barış gönüllüsü adı altında, sanki me­lekleri kıskandıracak bir masumiyet içinde, zahirde çok iyi ni­yetli ve insancıl maksatlarla çalıştığı zannedilen batılıların bile nerdeyse hepsi misyonerdir, kendilerinin ve memleketlerinin maddi çıkarlarından başka bir şey düşünmeyen, yaptıkları in­sancıl faaliyetleri sadece esas gayelerini gizlemek için kalkan olarak kullanan insanlardır.

Barış gönüllüsü adı altında gidiyorlar silah tüccarlığı yapı­yorlar,(3) kabile, aşiret ve devletleri birbirine takıp silah satıyor­lar.(4) Irak’a aynı ad altında gelip Saddam’ın generallerini satın alıp, tüfek patlatmadan Bağdat’ı teslim alıyorlar.(5) Afganistan’a gidip, ithal bir kabine ile Rusya ve Çin’in kulağının dibine so­kulup onlara gözdağı veriyorlar. Sudan’a gidip devleti ikiye bölüp, yepyeni bir Hıristiyan devlet doğurtuyorlar. Türkiye ye gelip, depremzedeleri(6), 28 Şubat mağdurlarını, fakir, öksüz ve yetimleri Hıristiyan yapmaya çalışıyorlar. Kürtleri iğfal edip PKK belasını ihdas etmeleri yetmemiş gibi şimdi de, Alevi va­tandaşlarımızı kandırıp onları da isyana teşvik ediyorlar.

Batılı menfaa­tinden feragat edemeye­ceğine göre, Glo­bal­leşme, Kü­reselleşme, Dinler Arası Diyalog gibi öne çıka­rılan te­rimlere kanarak, Hilâl’le Haç’ın kavgasının bittiği ima­jına al­danmak, rehavete kapılmak, tembellik et­mek, cılız da olsa bun­larla yapılan mücadelelere ara vermek en büyük al­danma olur ve misyonerlerin misyonunu kolay­laştır­maktan başka bir işe yaramaz.  

Bunlar başta Vatikan olmak üzere zengin ve güçlü Avrupa devletlerinin desteği sayesinde öyle geniş maddi imkânlarla çalışıyorlar ki, şaşmamak mümkün değil.(7) ABD istihbarat birimlerinin (ki elemanlarının birçoğu misyonerdir) bütçesi 47. 5 milyar dolardır.(8) Özellikle sömürdükleri Asya, Afrika ve dünyanın diğer beldelerinde paranın açmayacağı kapı düşünü­lemez. Bunlarda da o imkân fazlasıyla olunca, yani insanların fikirlerini satın alıyorlar. Birçoğunun aklına yatmasa bile, öyle gözüküyorlar. Yani dünyada bol bol münafık yetiştiriyorlar. 

20. Asır Müslüman gezginlerin en tanınmışlarından olan Abdürreşid İbrahim, “Çin, Kore, Japonya, Hindistan… Asya da nereye gittimse en ücra yerlerde bile misyonerlere rastladım” demekte ve onların usullerini şu cümlelerle dile getirmektedir: “Misyonerler Kore ve benzeri memleketlerde sadece din kuvve­tini kullanmıyor, her vasıtayı kullanıyor... Hapishanedeki mah­kûmlar Hıristiyan olursa elçilik ve konsolosluklar hemen dev­reye giriyor ve onlar serbest bıraktırılıyor ve avantajlar verili­yor, iş bulmaları sağlanıyor, para veriliyor, idama mahkûm bir kişi Hıristiyan olursa idam edemiyorlar, içki ve uyuşturucu müptelalarına malzeme bulmak ve para vermek suretiyle de Hıristiyanlaştırıyorlar. Böylece suçlular samimi veya gayri samimi kurtulmak için Hıristiyan oluyor. Misyonerler bu suçlu­ları başka hususlarda da kullanıyorlar…”(9)

Bu durum zayıf devletlerin kaderidir. Osmanlı devleti son zamanlarında köylerde ve kentlerde İncil dağıtan misyonerlere bile mani olamamış, olmaya kalktığında hemen elçilikler ve konsolosluklar devreye girip müdahale etmişlerdir. Suç işleyen bir yabancı bir azınlığın evine sığınırsa, onu Osmanlı jandar­ması girip yakalayamaz, onu ancak konsoloslar alır, götürür, yargılar ve cezalandırırdı! Bu imtiyazları Osmanlıdan koparan De La Forest isimli misyoner bir papazdı. Osmanlıda elçileri olmayan küçük devletlerin vatandaşları bile bir suç işledikleri zaman İngiltere, Fransa gibi devletlerin temsilciliklerine sığın­dılar mı kurtulurlardı. Ama bu sadece Osmanlıda böyle değildi. Dünyadaki zayıf devletlerin hepsinde durum aynıydı. Bugün bile yabancı bir memlekette suç işleyen bir ABD askeri yargıla­namıyor.

Dipnotlar:

1-Leyla Tavşanoğlu’nun röportajı, 24 Mayıs 1998 Cumhuriyet Gazetesi.

2-Halil Halid, a. g. e. s. 28, 95.

3-İkinci Dünya savaşından sonra meydana gelen 641 çarpışmanın 243’ünün arkasında Batılıların, 20 sinin arkasında da komünistlerin parmağının olduğu ortaya çıkmıştır. Paul Harrison, Üçüncü Dünyanın Batılılaştırılması, Pınar Yay. İst. 1990,  s. 30. 

4-Z. Gazetesi 25 Ekim 1990; İbrahim Refik, “Tarih Şuuruna Doğru-2”, Albatros Yay. 7. Bas. İst. 2001, s. 73.

5-Tarih ve Düşünce Dergisi, Mayıs 2003, s, 76-77

6-Milliyet  Gazetesi, 03. 01. 2005;01-05. 2005.

7-Zafer Dergisi, sayı 150, s. 37.   

8-Yeni Şafak Gazetesi, 03. 11. 2008.

9-Abdürreşîd İbrâhîm, a. g. e. s. 28, 74.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık