• 06 Ocak 2020, Pazartesi 15:04
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

MİSYONERLİK VE MİSYONERLER (2)

Müslümanlar cihada çıkarken, bir beldeyi alırken: “Burayı alalım, halkını Müslüman yapalım,
kendi inanç ve geleneklerimizi onlara zerk edelim…” niyetiyle almazlar. “Aldığımız, fethettiğimiz
bölge insanına İslâm’ı anlatalım, onun yüce öğretilerini insanlara arz edelim, kabul ederlerse
kardeşimiz olurlar, etmezlerse kendilerini koruduğumuz için az bir miktar vergi (cizye) vermeleri
karşılığında içimizde huzur ve emniyetle yaşasınlar” düşüncesiyle alırlar ve uygulama da bu yönde
olur.(1) Tarih buna şahittir.
Müslümanlar bu hususta o kadar âdilane davranmışlardır ki; herhangi bir sebeple geri çekilmeleri
söz konusu olursa, bir yerleşim merkezini boşaltmaları, yani cizye vergisini alma sebepleri, zamanı
dolmadan ortadan kalkarsa aldıkları bu vergiyi “Artık biz çekiliyoruz, sizleri koruyamayacağız” diye
geri verdikleri tarihi gerçeklerdendir. Meselâ;
Ebû Ubeyde Şam’dan çekileceğinde halkı toplar ve onlara şöyle der: “Sizden cizye topladık. Bu
cizyeye mukabil sizi korumamız gerekirdi. Ancak şimdi buradan çekiliyoruz ve sizi koruyamayacağız.
Onun için aldığımız cizyeyi size iâde edeceğiz. Etmezsek haksızlık olur.” Bunun üzerine toplanan
cizyeler sahiplerine iâde edilir.
Bu müthiş manzara karşısında şaşkına dönen halk, kiliselere dolar ve Müslümanları başlarından
eksik etmesin diye Allah'a dua ederler, yalvarırlar ve şöyle derler: “İnşallah geri gelir ve bizi
Heraklis’un zulmünden kurtarırsınız.”(2)
Hz. İsa ve gerçek Hıristiyanlıkta da metot budur. Kimsenin zorla Hıristiyanlaştırılmaması gerekir.
Zorda ve zarurette kalan insanların bu durumlarının istismar edilmemesi gerekir ama sonradan her şey
meşru ve mubah görülmüş, her hâlü kârda kişilerin vaftiz edilmesi benimsenmiştir. Buna bugün
Prozelitizm: (Proselytisme) ne yapıp yapıp karşı tarafı Hıristiyan yapma denmektedir.
Hâlbuki İslâm inancına göre, Peygamberlerin görevi bile sadece tebliğdir, kimseyi zorla
Müslüman yapmak değildir. Bu hususta Hz. Muhammed (s.a.v.) bazı kişilerin Müslüman olmaları
hususunda biraz ısrarcı olunca, Cenâb-ı Allah kendini ikaz etmiş ve şöyle buyurmuştur: “Peygambere
düşen sadece açık-seçik duyurmaktır (zorlamak değil).”(3)
Hz. İsa’nın Havârilerine: “Gittiğiniz her yerde göklerin egemenliğinin yaklaştığını duyurunuz”(4)
emrine binaen Papalık misyoner yetiştirmek amacıyla 1311 yılında Doğu Dilleri Enstitüsünü
kurmuştur.(5)
Cemil Meriç merhumun tabiriyle “Sömürgeciliğin keşif kollarını” veya “doğu milletlerini
batılıların kölesi yapmak için savaşan sivilleri” yetiştirmenin temelleri ta o zaman atılmıştır. Haçlılar
kendi menfaatlerini başkalarının acı, ıstırap ve felâketinde arayan insanlardır.
Papalık yani Vatikan devleti ve Avrupa’nın diğer devletleri misyonerlik ve sömürgeciliği o kadar
meşru görmüş ve benimsemiş ki; 1662 de Vatikan’da Propaganda Kongregasyonu (Misyonerlik
Bakanlığı) kurmuştur. Her ülkede yerli Hıristiyan misyonerler yetiştirilmesi için okullar kurmuş,
masraflarını Papalık karşılamıştır. Misyonerler çalışmalarının en acı sonuçlarını bizim açımızdan
Rusya’da almıştır. Göçlerle Karadenizin Kuzeyinden Avrupa’ya doğru eğilen birçok Türk kavmi
bunlar sayesinde Hıristiyan olmuştur. Bulgarlar, Macarlar, Gagavuzlar... Müslüman olduktan sonra
Türk kavimleri üzerinde bu yıkıcı tesirlerini icra edememişler ama, Müslüman olmadan önce birçok
Türk kavmini Hıristiyan yapıp Türklerin yani kendi soydaşlarının başına belâ etmişlerdir.(6) Fakat
kendi yaptıklarını hiç görmeyen bu riyakârlar, Osmanlının uyguladığı Devşirme Usulü ile, Hıristiyan
çocukların en iyi şekilde yetiştirilip devletin en üst kademelerinde görev verilmesi olayını dillerinden
düşürmezler, en ağır iftira ve ithamlarda bulunurlar.

Misyonerlikte; Hem dinî bir görevi yerine getirme, hem de aşırı menfaatlere nail olma söz konusu
olduğu için, her kılıkta, her meslekte, her yerde, her şartta, her zaman... misyoner görmek
mümkündür... Öğretmen, asker, doktor, arkeolog, parlament, elçi, hemşire, kâşif, tacir, işçi, gönüllü
kuruluş temsilcileri, sanatçı... Her meslek ve kisvede bunlarla karşılaşmak mümkündür.
Okullar, hastaneler, yabancı dil merkezleri, yurtlar, sığınma evleri, pansiyonlar, basın, yayın,
filimler, tiyatro eserleri, sanatsal etkinlikler, kermesler, televizyonlar, radyolar, kitapevleri vb. her yer
ve araç bunların hareket alanlarıdır. Zahirde kutsal bir amaç için çalıştıkları söylenen ve insanlığı buna
inandıran misyonerler, hakikatte kendilerinin ve devletlerinin menfaatinden başka bir şey gözetmezler.
Dipnotlar:
1-Bu vergi sadece gücü yeten erkeklerden alınırdı. Kadınlardan, çocuklardan, fakirlerden ve gayri Müslim din adamlarından,
hastalardan, özürlülerden… alınmazdı. Bkz: Talat Sakallı, Diyanet İlmi Dergi, Peygamberimiz Hz. Muhammed Özel sayısı,
Ankara 2000, s. 411.
2-Ebû Dâvud, Edeb,164; Müsned, c.1, s.404; En Nedvî, a. g. e, s. 90.
3-Bu konuyla ilgile ayetler bkz: Nahl 35, 82, Ankebut 18, Yasin 17.
4-Matta, 10/5-7.
5-Mustafa Halidi-Ömer Ferruh, “Misyonerler” (İslâm Ülkelerinde Emperyalizm ve Askerleri) Araştırma Yay. İst. 1991, s. 12.
6-Yusuf Uralgiray, “İslâm Aleminde Misyonerlik Faaliyetleri”, Mütercim: Ank. 1977, s. 8.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık