• 27 Ağustos 2016, Cumartesi 9:47
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

MENFAATÇİLİK

Olmayasın keser gibi; hep bana hep bana,

Biraz da ol testere; hem sana, hem bana

Ne kanune ne cebr ü zore ne hünkâre tâbidir

Bu bendegehde her kes dirhem ü dinare tâbidir   

                                                                Ziya Paşa

 

Peygamber Efendimiz; “ahir zamanda dininiz, dinarınız olacak” bu­yurmuştur. Eskiden “Avrupalıların dostu menfaati­dir. Onların mabedi banka, mabudu paraları” derdik. Gerçek­ten İngiltere’nin parlamentosunda (Avam Kamarasında) “İngi­lizlerin dostları yoktur, menfaatleri vardır” levhası asılı­dır.([1])

 Şimdi maalesef Allah Resülünün bu sözü tecelli etti, Müslü­manların ekserisi de böyle oldu. Fedakârlık, dostluk, müstağni­lik, muttakılik bitti, tü­kendi, her şey menfaate râm oldu. Keçecizade İzzet Molla, günümüzde Müs­lümanların âliminin de, cahilinin de bu duruma düştüğünü şu beyti ile ne güzel dile getirmiş:

Menfaat bahsinde birdir tavrı hep insanların

Aynı fıtrat gösterir, dânâsı da, nâdânı da

 

Dânâ: Bilgin, aydın, okumuş manasınadır. Nâdân: Cahil, bilgisiz, avam demektir. Menfaat söz konusu olduğu zaman, herkes kendine yontuyor ve hudut tanımıyor. Böyle insanları ikaz babından birçok güzel sözler söylenmiş, nasihatler edilmiş, bunlardan bazıları:

 

“Gıday-ı nefs için âşıklar, sultana çanak tutmaz.”  Âşık Dertli

“Para ile satın alınan sadakat, daha fazla bir para ile satı­lır.”  Seneca

 “Nokta kadar menfaat için virgül gibi eğilme.”  Lâedrî

“İnsanoğlunun hiçbir icadı para kadar fesat verici değildir.” Sophokles

“Para her şeyi yapar diyen, para için her şeyi yapar” Benjamin Franklin.

“Tuzağa saçtığın taneler cömertlik sayılmaz ki.”  Hz. Mevlânâ

 “Bir millette Allah sevgisini, din akidesini kalplerden, ka­falardan çıka­rırsanız, ancak korku ve menfaatin tesirinde kalan bir kalabalık haline gelir­ler.”  Fransız filozofu Jules Simon

“Tarikatın içine ticaret ve menfaat girerse o tarikatlıktan çıkar cemaat olur yani menfaat için birleşmiş insanların mey­dana getirdiği bir topluluk.”  Mahmut Erol Kılıç

Maalesef günümüzde realitenin böyle olduğunu, eskiden dedelerimizin en kutsal sıfatı olan bu mukaddes mefhumların günümüzde efsane gibi algılandı­ğını da şair şöyle telâffuz edi­yor:

Bu sonsuz değişim dostane midir?

Nerede âlimler mestane midir

Karnıyla bağlılar çıktı İslam’a

Kanıyla bağlılar efsane midir

 

ABD’li bir tarihçi; “Türkler fedakârlığı unuttu, ondan sonra sefil oldu­lar” demiştir.([2])

Karadeniz’in Tonya beldesinde Fadime ninemizin bir ineğin­den başka hiçbir şeyi yok. O da bir gün hastalanır, yatır kalkmaz, gözünü yummuş açmaz, yemez-içmez, durum kritik. Fadime nine bir taraftan oruca başlar, bir taraftan da elinden gelen her şeyi yapar, yaptırır ama 9’uncu gün inek ölür. Nene ellerini yukarı kaldırır ve hiddetle; “hem orucu tutturdun, hem de ineğimi öldürdün, bende bu 9 günü Ramazan orucundan düşmezsem, bana da Tonyalı Fadime demesinler!..” demiş.

 

Dipnotlar:

1-İbrahim Refik, “Boğaziçi Notları 1”, Albatros Yay. İst. 2001, s.124.

2-Tarih ve Düşünce Dergisi, sayı 2, s. 75.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık