• 02 Ağustos 2017, Çarşamba 7:48
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

Mâneviyat Sultanlarına Sevgi ve Muhabbetleri (1)

Bursa Ulu Câmi açılışında hutbe görevini Yıldırım Emir sultana verince emir sultan; “sultanım burada ehlullahtan biri varken bizim hutbe okumamız uygun olmaz” diye garip bir vaziyette duran Somuncu Babayı gösterir. So­muncu baba; “sultanım beni neye açığa vurdun, ele verdin?” diye sitem eder.

 Pâdişah emri olduğu için emre uyar ve hutbede Fâtiha sûresinin 7 türlü tefsîrini yapar ve halkı mest eder. Bundan sonra halkın rağbeti o kadar artar ki, Allah muhâfaza nefsime gurur gelir düşüncesiyle Osmanlının başkenti Bursa’yı terk eder ve Aksaray’a göçer gider.(1)

Sultan ll. Murad İstanbul fethi için Hacı Bayram Veliden dua istemiş,(2) Fâtih Ebû Eyyûb el-Ensârî’nin kabrini Akşemseddin’e buldurmuş, İstanbul’a girerken onu önden yürütmüş, onu o kadar sevmiş ki, onun rahle-i tedrisine katılmak istemiş ama o büyük veli “sen halvete değil, devlete lâzımsın” diye reddetmiş ve sultanın cihat azmine halel gelmesin, bize imrenmesin diye Göynük’e kaçıp gitmiştir.

Fâtih daha sonra İstanbul’daki Vefa semtine adını veren Konyalı Şeyh Vefa Hazretlerine intisap etmek, onun mânevî umma­nında kaybolmak ister ama o da Akşemseddin’in düşüncesi ile Fâtihi kabul etmez.

Bunun üzerine Fâtih vezîri Veliyyüddin oğlu Ahmed paşaya sanki ağ­layarak:

 “Gördün mü Lala, Bizans’ın yüzyıllardır aşılamayan surlarını aştık da bu dervişlerin kapısını aşıp içeri giremiyoruz.” demiş. Şeyhin yanındaki­ler; “Efendim neye kabul etmediniz hem o üzüldü hem siz” deyince Şeyh Vefa gözlerinden yaşlar akarak şöyle der:

“Doğru söylersiniz ama inanıyorum ki benim ona olan sevgim ve onun bana olan ihtiyacı, bize asıl vazifemizi unuttu­racak kadar fazladır. Dostluğumuz ve sohbetimiz, birçok vatandaşın işinin yarım kalmasına sebep olacaktı. Şimdi anladınız mı Sultanı niçin kabul etme­dim.”(3)

Fâtih Sultan Mehmed’in oğullarından Şehzâde Beyazid tarafını tutup,  Şehzâde Cem’in aleyhinde faaliyet gös­teren bürok­rat­lardan biri de Koca Mustafa Paşa’dır. Fâtih’in torunu Ya­vuz Sultan Selim bir gün bu Paşanın yaptır­dığı Câminin önün­den ge­çerken, Amcası Cem olayında bu Paşanın çevir­diği fırıl­dakları ve amca­sının Küffar diyârında başına gelenleri düşünür, canı sı­kılır ve yanındaki as­kerlere derhal Koca Mustafa Paşa Câmiinin yı­kılmasını emreder.

Yeniçeriler kazma kürek alıp hemen işe koyulurlar ama karşılarına Süm­bül Sinan İsimli bir veli kul dikilir ve: “Al­lah’ın evinin yıkılamayaca­ğını” söyler. Onun mânevî meha­betinden ve görünüşünden korkan askerler durumu Yavuza iletirler. Yavuz celâlli bir pâdişahtır ve hemen galeyana ge­lip:

 “Kim­miş benim ferma­nıma baş kaldıran?” diyerek öfke ile câmiye gelir. Bu mübârek zatı gö­rünce O’da etkilenir, sakinleşir ve emrini geri alıp, askerlere çekil­melerini söyler. Sümbül Sinan Hazretleri: “Sultanım müsâade et askerler câmiyi değil de,  kubbelerin etra­fındaki küçük bazı yerleri yıksınlar” de­yince Pâdişah sebe­bini sorar O: “Devlet otoritesi sar­sılmasın. Pâdişah bir şey em­redince o yerine gelsin. Aksi halde devle­tin bekasına halel gelir” (4) demiş. Ne kadar ince bir anlayış.

Kanûnî hasta olduğu halde Ziğetvar seferine giderken Edirnekapı’da bir pir, bir meczup, bir veli; “biz senden memnun idik, Allah’da memnun ola” deyince Kanûnî sonunun geldiğin anlar ve hemen vasiyetini yazdırır.(5) Ma’lum Kanûnî bu seferde şehit olmuştur.

Sultan 2. Mahmud çok sevdiği Ali Nutkı Dedeyi görmek için sık sık Ye­nikapı Mevlevî hanesine gelirmiş ve çok ihsan-ı şahane dağıtırmış fakat Dede buna râzı olmazmış. Bir gün ayrılırken “şeyhim bir arzunuz var mı?” der. O da “var bir daha bu tekkeye gelme” der.

“Beni evliyaullah kapısından kovu­yor musunuz?” deyince de; “hayır kovmuyorum ama buraya Mahmud Efendi olarak geleceksen buyur gel, yok Sultan Mahmud olarak gelip müritlerin kal­bini ihsanlarınla Allah’dan çeleceksen gelme” der.(6)

Dipnotlar:

1- Ahmed Şimşirgil, “Kayı-1”, KTB Yayınları İst. 2013, s. 119.

2- Nezihe Araz, “Anadolu Erenleri”, Özgür Yayınları, İst. 2000, s. 171.

3- Ahmed Şimşirgil, “Kayı-2”, KTB Yay. İst. 2013, s. 281.

4- Von Hammer, Osmanlı Devleti târihi, Üçdal Neşriyat İst.1966, c.1, s. 116.

5- N.Kösoğlu,Türk Dünyası Târih ve Medeniyeti Üzerine Düşünceler”,Ötük. Yay.Ank.1997,s.240.

6- İbrahim Refik, “Târih Şuuruna Doğru-3”, Albatros Yay. İst. 2001, s. 63.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık