• 12 Ekim 2016, Çarşamba 8:39
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

KUL HAKKININ ÖNEMİ (1)

İslâm hak ve hakikat dinidir. Hukuk ve adâlet dinidir. Huzurun ta ken­di­sidir. Saadeti İslâm’ın dışında arayan beşeri sistemler, doğruyu yanlış yer ve yanlış zeminde arıyorlar demektir.

Mevlânâ Hazretleri: "Körler pazarında ayna satma, sağırlar diyarında nara atma" diyor. Hastalığı ancak doğru reçete tedavi eder. 

Allah Resûlü; "Hak üstündür. Hak ve haklıdan daha üstün bir şey olamaz"([1])  buyurur.

Mazlumun duasının ve bedduasının mutlaka kabul olacağını, ve bu hu­susta çok dikkatli olunması gerektiğini bildiren Allah ve Resulünün getir­diği sistemi, her birisi kısa zamanlarda iflâs etmeye mahkum olan beşeri sistem­lerle kıyas etmek bile mümkün değil.

Beşeri sistemler mazlumun hakkını gasp edip zalimi affetme yetkisini sultanlara, krallara, başkanlara, valilere bütün derdi oy avcılığı olan hükü­metlere, kısacası şahıslara ve kurumlara verirken, ilâhî sistemde bu yetkiyi Cenâb-ı Allah bile kullanmıyor, ve buyuruyor ki: "Huzuruma ne kadar büyük günahla gelirseniz gelin, dilersem affederim. Ama sakın kul hakkı ile gelmeyin affetmem".([2])

Bu yetkiyi en sevgili Peygamberine bile vermemiş, halifelere verme­miş ancak hak sahibine yani zulme uğrayana vermiştir. O dilerse affeder.

Peygamberimizin en sevdiği ve kendisine en çok kol-kanat geren ve da­madı Hz. Ali’nin babası olan, öz amcası Ebu Talib ölmek üzeredir, ama hâlâ iman etmiş değildir. İmanlı ölmesi, cehennemlik olmaması için Hz. Pey­gam­ber Kelime-i şahadet getirmesi hususunda biraz ısrarcı olunca şu mealdeki ayet-i celile gelmiştir:

“(Resûlüm) Sen sevdiğini hidayete erdiremezsin. Bilâkis Allah di­le­diğine hidayet verir ve hidayete girecek olanları en iyi O bilir”([3]) an­cak kendisinin izin ve yetki verdiği nispette  bunun mümkün olabilece­ğini([4]) or­taya koymuştur.

Meselenin önemine binaen Resûl-i Ekrem zaman zaman: “Bende hakkı olan varsa gelsin alsın, kıyamete kalmasın”([5]) diye teklifte bulunmuş­tur. Bir defasında Sevad b. Gaziyye adlı sahabi; “benim sizde hakkım var Ya Resûlallah. Bedir savaşında Müslümanların saflarını düzel­tiyordunuz. Ben biraz önde olduğum için karnıma okla dokunarak canımı acıttınız. Kısas istiyorum” deyince Peygamberimiz karnını açarak: “buyur kısas uygula” der. Sevad hemen eğilip O büyük insanın karnını öper ve “Ya Resûlallah belki birazdan şehit olacağım. Benim maksadım son ola­rak, başkalarının değeme­diği  mübarek  karnınıza cildimi değdirmek iste­dim” deyince Resûlullah ona dua eder.([6])

Şehitlerin bütün günahlarının affedileceğini, ancak kul haklarının hariç olduğunu,([7])  makbul bir hac yapan kişilerin anasından doğduğu günkü gibi, tertemiz olacaklarını, günahlarının affedileceğini müjdelemiş, ama kul hakkı ve borçlarını istisna etmiştir.([8])

Kul hakkının  ancak hak sahibi ile  hesaplaşmak suretiyle hallolacağını bildirmiş, "Üzerinde kul hakkı olduğu halde hiç kimsenin cennete gire­me­yeceğini " ([9])  haber vermiştir.

Resûlullah doğmadan önce babasını, altı yaşında da annesini kaybe­dince, melekler Cenâb-ı Allah'a sorarlar: "Ya Rab gerçi hikmetinden sual edilemez ama, sevgilim dediğin, kâinatı O'nun için yarattım, O'nu âlemlere rahmet olarak gönderdim buyurduğun Peygamberini hem öksüz hem yetim bıraktın. Sebeb-i hikmeti nedir?". Cenâb-ı Allah şöyle buyurur: "Üzerinde ana-aba ve kul hakkı olduğu halde huzuruma gelmemesi için"([10])

İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin Bağdat kadılığını kabul etmeyiş sebep­leri­nin başında da; "üzerime kul hakkı tereddüb edebilir" korkusunun ol­duğu bize  ulaşan rivayetlerdendir.

Hanefi fıkhında kul hakkı Allah hakkından önce gelir. Hatta büyük zat­lardan birine sormuşlar; Cenâb-ı Allah Kâbe’nin içini putlarla doldurup, envai çeşit basitlikler yaparak, kendi yaptıklarına insanların tapmasını iste­yen Mekke müşriklerinin değil de, Ebrehe ordusunun başına niye ebabil kuşları ile taş yağdırdı? Cevap: “Mekkelilerin yaptıkları hukukullaha müte­allik bir me­sele. Ama Ebrehe onların sürülerine, develerine el koymak ke­sip askerlerine yedirmek suretiyle kul hukukuna tecavüz etti ve gazab-ı İlahiye uğradı” ol­muştur.([11]) 

 

Dipnotlar:

1- Mecmeu’z-Zevâid,  753 (24257).

2- Müslim, Zikir, 22.

3- Kasas Sûresi, 56.

4- Bakara Sûresi, 255.

5- Zebîdî, “Tecrîd-i Sarîh Terc”. Müterc. Kamil Miras, D.İ.B. Yay. c.7, s.356.

6- Taberi, “Tarihil Ümem vel Mülük”, Kahire c. 2, s. 446.

7- Terğıb, c. 3, s. 2127.

8- Elmalı, c. 3, s. 1667.

9- Buhârî, c. 7, s. 356.

10- İmam Kastalânî, “Mevâhib-i Ledüniyye” Tercü­mesi, Osmanlıcaya Çeviren Şâir Bâkî, Sadeleştiren, H.Rahmi   Yananlı, Divan Yayınları İst. 1983, c. 1, s. 47.

11- M. Ertuğrul Düzdağ, “Ali Ulvi Kurucu, “Hatıralar-3”, s.139.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık