• 13 Eylül 2017, Çarşamba 7:24
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

Kudüs, Osmanlı ve Araplar (3)

Birinci Dünya Savaşına gelindiği günlerde bu propaganda hat safhaya ulaşmış, Almanlarla aynı blokta savaştığı için; “Hıristiyan bir devletle ittifak eden, onun verdiği Demir Haç Madalyasını kalbinin üstünde taşıyan Halifenin cihad çağrısına aymak gerekmez, bilakis uymak küfrü gerektirir”(1) gibi söylentilerle; “Halifelik Kureyş soyundan birinin hakkıdır.(2)

Başka soy ve milletlerden birinin Halife olması caiz ve meşru değildir.(3)

Osmanlı 400 senedir Hilâfet makamını gasp etmiştir ve Arap âlemini sömürmüştür…” gibi fetvalarla, onlara sağladığı basit menfaatlerle, idarecilerine yedirdikleri büyük rüşvetlerle cahil Arapların ekseriyetini Osmanlı aleyhine kıyam ettirmişler, hatta Osmanlının İslâmiyet’i terk ettiğine, kıpkızıl kâfir olduklarına inandırmışlardır.(4)

Hâlbuki Osmanlı hiçbir zaman Arap devletleri sömürmemiş, bilakis onlara topladığı vergilerden fazla yardım etmiştir.

Osmanlının felsefesinde sömürme diye bir şey yoktur. Hatta bazı tarihçiler bu sebepten dolayı, “sömürme, kemirme” anlamına gelen İmparatorluk kelimesinin Osmanlı için kullanılmasını doğru bulmamaktadırlar. Eğer Osmanlı sömürgeci olsa, Batıdaki emperyalist devletler gibi zengin olur, çöküşe gitmez ve yıkılmazdı. Bu nasıl sömürgeci bir devlet ki!

Kendi başkenti yani İstanbul’dan önce güya sömürdüğü devletlerin başkentine, yani Şam’a, Kahire’ye, Atina’ya, Sofya’ya… asfalt, elektrik, su ve kanalizasyon şebekesi gibi sosyal hizmetler gelmiştir. İstanbul halkı onlardan yıllar sonra bu hizmetlerle müşerref olmuştur. Bu mantığa ters değil mi ?

Mısırlı bir Arap aydını olan Fehmi Sınnavî Osmanlı’nın katiyen bir sömürgeci olmadığını, Arap âleminin ve Arap gençlerinin bunu Batı propagandası neticesi söylediklerini, ama bu sözlerin çok büyük iftiralar olduğunu söylüyor ve şöyle diyor: “Osmanlı zamanında bütün Arabistan’a pasaportsuz gidebiliyorduk şimdi hangi devlete pasaportsuz gidiliyor? Arap zirveleri, İsrail’e ne kadar boyun eğileceğinin kararlaştırılması için toplanıyor.”(5)

Cezayir kurtuluş savaşının efsanevi lideri ve özgür Cezayir’in ilk cumhurbaşkanı Ahmet b. Bella da şöyle diyor: “Bizim Türklere ilişkin hatıralarımız nedir biliyor musunuz? Endülüs’ün düşmesinin ardından İspanyollar, Cezayir, Tunus ve Libya’yı işgal etmişlerdi. O dönem Cezayirliler, Osmanlı’dan yardım talep etmişlerdi. Osmanlılar da gelmişler bizi kurtarmışlardı.

Dolayısıyla Oruç Reisi, Barbaros Hayrettin Paşa’yı hatırlıyoruz. Doğrusu bizler Maşrık’taki, yani Arap dünyasının doğusundaki kardeşlerimizin Osmanlı’yı emperyalist olarak nitelemelerini esefle karşılıyor ve kınıyoruz. Osmanlı, Arap ülkelerini sömürmek için gelmedi, sadece aramızdaki dini bağın gerektirdiği dayanışma için geldi.”(6)

Yine Cezayir Cumhurbaşkanı Abdülaziz Buteflika’nın Eski Cumhurbaşkanımız sayın Abdullah Gül’e Osmanlıyı övmesi ve İngilizlerin uyguladığı gibi bir Osmanlı milletler cemiyetinin kurulmasını teklif etmesi, asrımızda cereyan eden Siyonist-Haçlı ittifakı ve bu ittifakın faaliyetlerinin ne kadar tehlikeli olduğunun bilinmeye başladığını ve Osmanlının kadrinin kıymetinin daha iyi anlaşıldığını, biz reddi miras etsek de dünyanın Osmanlıyı aradığını göstermektedir.(7)

The Guardian gazetesi “Osmanlı imparatorluğunun çöküşünün olumsuz sonuçları bugün daha çok hissediliyor.” diye başlık atmıştır.

Bu menfi faaliyetlere inanan, İngiliz altınlarına tamah edip onlar lehine, Osmanlı aleyhine çalışanlar,(8) Osmanlıya kalleşlik yapanlar, 400 yıl koruyuculuğunu yapan o kerim devlete ihanet edenler, hatta Osmanlıyı arkadan vuranlar çıkmıştır.(9)

Ama bunlar münferit hadiselerdir. “Araplar bizi arkadan vurduğu için biz Filistin cephesinde ve Kanal Seferlerinde yenildik” gibi radikal sözler ve fikirler asla doğru değildir.

Dipnotlar: 1- Cengiz Özakıncı, Türkiye’nin Siyasi İntiharı, Otopsi Yay.13. bas. İst. 2007, s. 235.                                                     2- İsmail Hâmi Dânişmend, Türk Irkı Niçin Müslüman Oldu, Milli Ülkü Yay. Konya 1978, s.15.                                 3- Mehmet Niyazi, Yemen Ah Yemen, Türk Edebiyatı Dergisi, Aralık 2004, sayı 374, s. 6.                                             4- Selahattin Günay, Suriye ve Filistin Anıları, Bizi Kimlere Bırakıp Gidoyorsun Türk, İş Bankası Yay. İst. 2006, s. 51.                                                                                                                                                                                         5- Mustafa Armağan, Geri Gel Ey Osmanlı, Ufuk Kitap, Ekim 2007, İst. s.226.                                                             6- Ahmet b. Bela İbrahim Refik, Boğaziçi Notları 1, Albatros Yay. İst. 2001, s.119                                                         7- İbrahim Refik, Tarih Şuuruna Doğru-4, Albatros Yay. İst. 2007, s. 220- Mustafa Armağan, Geri Gel Ey Osmanlı, Ufuk Kitap, Ekim 2007, İst. s.138.                                                                                                                                   8- Musa Anter, Hatıralarım, Yön yay. İst 1991, s. 86; İbrahim Refik, Tarih Şuuruna Doğru-2, Albatros Yay. 7. Bas. İst. 2001, s. 63.                                                                                                                                                                   9-Çharles V. F. Towshend, Irak Seferi ve Esaret, Yeditepe yay. İst. 2007, s. 112.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık