• 29 Mart 2016, Salı 8:26
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

KİTAPLARLA DOST OLALIM -2

 "Ortaçağda Camilerin çoğunun kütüphaneleri vardır. Bağdat Moğollar tarafından işgal edildiği yıllarda, şehirde 36 umumi kütüphane vardır. Hu­susi kütüphaneler ise sayısızdır. Bir tabip, Buhara Emîrinin sarayına gele­rek, orada yaşaması için yapılan daveti, kütüphanesini nakletmesi için, 400 deveye ihti­yacı olması sebebiyle reddetmiştir.

El Vakıdi öldüğü zaman 600 sandık kitap bırakmıştır. Sahib İbni Abbad gibi, ümeranın kendi kütüphanelerinde Avrupa’daki kütüphanelerde bulunan kitapların toplamı kadar kitap vardır."([1])

"İslâm halifeleri çeşitli ilim dallarına ait kıymetli eserleri, çeşitli bel­deleri dolaşarak başka milletlerin faydalı kitaplarını bulup getirmek üzere, ücretli kitap mütehassıslarını ve tüccarları görevlendirmişlerdir."

"Halife el Me'mun, Huneyn b. İshak’a, Arapça’ya tercüme ettiği eser­lere karşılık, kitabın ağırlığınca altın vermiştir."([2])

"Tarihte galip devletlerin, mağlup devletlerden savaş tazminatı olarak ya para, ya toprak yâda askeri malzeme vb. şeyler istedikleri sık görülen bir ger­çektir. Fakat İslâm halifeleri tazminat olarak kitap istemişlerdir. "

"Harun'ür Reşid Amoria ve Ankara’nın fethinden sonra tazminat ola­rak Yunan el yazmalarını istemiştir"

"El Memun Bizans kralı 3. Michaele karşı kazandığı zaferden sonra, tazminat olarak antik filozofların, henüz Arapça’ya çevrilmemiş eserlerini istemiştir."([3])

"1064 yılındaki Bağdat’taki yüksek okulların sayısı 30 dur. Endülüs Müslümanlarının sarayında 900 bin kitap varken, aynı devirde Avrupa’nın en zengin kütüphanesi olarak kabul edilen Sen Gal Kütüphanesinde 400 cilt eser vardır."([4]) 

Hıristiyanlar Gırnatayı aldıklarında, şehrin meydanında 500 bin el yaz­ması kitap yakmışlardır.([5])

Fransız fizikçi Pier Curie şöyle der: "Kral Şarlman İspanyayı Müslü­manlardan aldığında, Gırnata sarayının meydanında, bir milyon el yazması eseri şenlikler yaparak yaktırdı. Bunlardan bize sadece 30 eser intikal etti. Biz bu otuz eserle atomu parçaladık ve aya çıktık. Eğer o yakılan kitapların yarısı kalsaydı, bugün galaksiler arasında seyahat eder olacaktık.”([6])

 

O dönemde (Ortaçağda), Avrupalı ile Müslümanlar arasında o kadar me­deniyet farkı var ki, Endülüs Müslümanlarının bırakıp gittikleri tarım ve sa­nayi makinelerini Hıristiyanların, bir asra yakın kullanmasını bilemedik­leri, tarihi rivayetler arasındadır. İslâm Medeniyeti ile yüz yüze gelip ken­dileri ile kıyas imkânı bulup, eksikliklerinin ve geriliklerinin farkına var­dıktan sonra, İlime, kitap ve kütüphanelere gereken önemi vermeye başla­dılar. İslâm ilim ve âlimlerinden aldıkları ilham ve ivme ile Rönesans’ı gerçekleştirdiler.

 Bu sebeple bugün okumaya ve kütüphanelere fevkalade ehemmiyet ve­riyorlar. Birkaç defa Avrupa seyahatim oldu. Onların Banof dedikleri tren garlarında bile bir değil, birkaç tane kitapçının hatta kütüphanenin olduğuna ve en kalabalık yerlerin de oralar olduğuna şahit oldum. Tren­lerde, metro­larda, hatta belediye otobüslerinde yolculuk yapanların bile, vaktini boş ge­çirmeyip bir şeyler okuduğu en çok görülen manzaralar. Ge­celi gündüzlü açık tutulan İlim ve irfan merkezleri. Okuyup çalışacağım diyenlere sunulan son­suz imkân ve kolaylıklar.

 Değil kendi kitaplarını, İslâm âlemindeki eserleri bile onlar inceliyor. Hatta Müslümanların okuyacakları kitapları bile onlar yazıveriyor. İslâm An­siklopedisini, Müncit isimli dünyaca ünlü Arapça Lügatı, Mu’cem, Konkordans isimli hadis fihristlerini ve daha birçok meşhur eseri, maalesef Hıristiyan ilim adamları hazırlamışlardır. Kütüphanelerimizde yerli araş­tırma­cılardan fazla onları, yani yabancıları görmek, insanı kahrediyor ama, neyler­sin, gerçek bu. Şu misal ne kadar ibretli: 

Ebül Izz ( El Gazzara) Cizreli Müslüman bir âlim. 1205 miladi yılla­rında yaşamış. Su ile çalışan, halifenin eline abdest suyu döken, şerbet ve­ren robot­lar, devr-i daimle çalışan fıskiyeler, çalar saatler, tulumbalar, şif­reli anahtar­lar... birçok makineler yapmış ve otomasyonun temelini atmış­tır. Bu Zatın kitabı Topkapı sarayı 3. Ahmet kütüphanesi 3472 kayıtlıdır ama bizim habe­rimiz yok. Alman Prof.  E. Videman 1908 de gelmiş, kitabı incelemiş, kop­yalarını götürüp Almanya’da öğrencilerine göstermiş, ro­botların ve makinele­rin orada aynısını yapmışlar, bizim yine haberimiz yok. İngiliz Donld Hill l976 yılında yine bu kitabın içindeki plân ve proje­lerin aynısını yapıp, Londra İslâm fuarında sergileyince bizim ancak habe­rimiz olmuş.([7])

 

Dipnotlar:

1- Max Mayerhof, “İslâm Medeniyeti Tarihi”, Çeviren Ömer Rıza Doğrul.

2- Almet Çelebi, “İslâm’da Eğitim ve Öğretim Tarihi”, s. 174.

3- Sigrid Hunke, “Avrupa’nın Üzerine Doğan İslâm Güneşi”, s. 273.

4- İ. Hami Danişmend, “İslâm Medeniyeti”, s. 16.

5- Yılmaz Öztuna, “Büyük Türkiye Tarihi”, c. 3. s. 160.

6- Türk Edebiyat Dergisi, sayı: 252 Ekim 1994. s. 13.

7- TÜBİTAK, Bilim Teknik sayı: 77, l03, ll0.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık