• 22 Ocak 2015, Perşembe 0:00
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

KERAMET-2

Gerçek Allah dostlarının kadrini, kıymetini en iyi tasvir ve takdir eden­lerden biri de, Yavuz sultan Selim Han olmuş ve şöyle demiştir:        

Padişah-ı âlem olmak bir kuru kavga imiş

Bir veliye bende olmak cümleden evla imiş     

Kerametin binlercesini menkıbe kitaplarında bulmak müm­kündür. Nu­mune kabilinden birkaç tane veriyoruz:

Yunus Emre, rivayetlere göre 3000 civarında şiir yazmış, bunlar Yu­nus’un ölümünden seneler sonra bir kitapta toplanmış ama istinsah edilmeden, yani bu kitap çoğaltılmadan ünik (tek) nüsha Molla Kasım diye bağnaz ve dar görüşlü birinin eline geçmiş. Bu zat bir nehir kenarına oturmuş başlamış oku­maya. Beğenmediği, kendi dar ufkuna ve din anlayışına göre güya şeriata aykırı bulduğu şiirleri yırtıp yırtıp bazen akan nehire atmış, bazen de yanında yanmakta olan ateşte yakmış. Böylece takriben 2000 tanesi telef olmuş ama şu şiire gelince titremiş ve korkuyla bu işten vazgeçmiş: 

Derviş Yunus bu sözü eğri büğrü söyleme

Seni sığaya çeken bir Molla Kasım gelür.([1])

Normal gözle görülemeyen bazı şeylerin mikroskopla gö­rüldüğü gibi, ta­bir caizse Allah veli kullarına bazen bir gözlük vermiş ve geleceğe ait bazı şeyleri görebilmişlerdir, misalde olduğu gibi.

 Mesela; asırlar önce Ankara’nın başkent olacağını Âşık Müştak bilmiş ve şiirinde buna işaret etmiştir.([2]) Tacizade Cafer Çelebi diye bir zat kendisinin şehit olacağını bilmiş ve bu­nunla ilgili şiir yazmıştır.([3]) Kanuni Zigetvar Seferine gider­ken, Edirnekapı’da meczup görünüşlü bir pir; “biz senden mem­nun idik Allah da memnun olur inşallah” demiş, bunun üzerine Kanuni bu seferde öleceğini bilmiş ve hemen vasiyetini yazdır­mış, gerçekten o seferde şehit olmuştur.([4]) Öleceği zamanı bilen insanlar çıkmıştır.([5])

Kısacası her konuda olduğu gibi, bu hususta da ifrat ve tef­ritten sakınıp, orta yolu tercih etmek gerekir. Yani: Ne bazıları­nın yaptığı gibi, evliyayı ke­rameti inkâr edip, tefrite düşmek, ne de bazılarının yaptığı gibi bu tip insanları ilahlaştırıp, Cenâb-ı Allah’ın peygamberlerine bile vermediği güç ve yetkileri bu zatların elinde gösterip ifrata kaçmak doğru değildir.

Konumuzu yine Yunus’la bitirelim. Anadolu halkı sevilen insanların bel­delerinden çıkmasını veya beldelerinde medfun bulunmasını kendilerine bir şeref bilmişlerdir. Onun için bugün memleketimizde 22 yerde Yunus Emre kabri ve türbesi vardır. Ama yapılan incelemeler gerçek kabrin Eskişehir’in Sarılar Köyünde olduğu tespit edilmiştir. Hatta bu hususta şöyle bir vakıa anlatılır: Cumhuriyetten sonra yol güzergâhına denk gel­mesi hasebiyle Yu­nus’un kabrinin yakın bir yere nakli söz ko­nusu olmuş. O günkü rejim halka duyurulmaması, tepki çekil­memesi için gerekeni yapmış, çok gizli çalışmış ama, kabrin nakledileceği gün, sanki bugünkü gibi medya, radyo, televiz­yon­lar, internetler, facebouk’lar ve Tiwıtırlar yaygınmış gibi araziye otuz bin civarında insan toplanmış, vakar ve sükunet içinde, hükümetin zannı gibi ol­madan, mezarı nakletmişler, naşının çürümediğini görmüşler,([6]) daha sonra kabri başına bir çeşme yaptırmışlar ve kitabesine ne rahmetli şair Cemal Oğuz Öcal şu şiiri yazmıştır:

Kâinatın aşk ile nabzı bur da atıyor

Bur da sanat dehamız Yunus Emre yatıyor

Hem şair,  hem feylesof,  hem de bir âşıktı O

Kararan gönüllere nur saçan ışıktı O.  

İster isen Cennette sen yanına düşmeyi

Ey yolcu haşre kadar kurutma bu çeşmeyi

Bir güneşti battı O gelmez eşi bir daha

Gönder ulu ruhuna üç İhlâs bir Fatiha  

 Bektaşi bir ramazan günü cübbesinin altına içki şişesini al­mış giderken, zaptiyeler (polisler) önüne çıkmış, şüphelenip “koltuğunun altındakinin ne olduğunu” sormuş. O su olduğunu, ama isterlerse içkiye çevirebileceğini söylemiş ve “ey mübarek, içki ol” deyip, zaptiyelere uzatmış. Onlar demişler ki; “erenler böyle kerametin varsa hemen şu arka sokakta büyük bir yangın var, söndüremediler, ona bir üfleyiver de sönsün” deyince Bektaşi; “yok ona kadiriler bakar” demiş. 

 

Dipnotlar:

1- İskender Pala, “Akıbetlerini Bilen Şairler”, Tarih ve Med. Derg. Mart 1996, sayı 25, s.37. 

2- Cemil Çiftçi,  “Maktul Şairler”,  Kitabevi Yayınları, İst. 1997, s. 585.  

3- İskender Pala,  “Akıbetlerini Bilen Şairler”, Tarih ve Med. Derg. Mart 1996,sayı 25, s.37. 

4- Nevzat Kösoğlu, a. g. e. s. 240

5- İskender Pala, “Kudemanın Kırk Atlısı”, Kapı Yay. İst. 2004, s. 65.

6- Nezihe Araz, “Anadolu Erenleri”, Özgür Yayınları, İst. 2000, s. 86.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık