• 12 Ekim 2017, Perşembe 7:07
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

(Kaybedilmiş Cennet) FİRDEVS-İ MEFKUD

Avrupa; Afrika’dan doğan güneşle aydınlanmış, ısınmış, neşvü nema bulmuş, fikri tekâmülünü tamamlamış, fakat güçlenip kuvvetlenince de ilk kaptığı el, kendisine uzanan el olmuş, önce veli nimetleri olan Endülüs Müs­lümanlarını, daha sonra da zavallı Afrikalılara yapmadığını bırakma­mış ve sözde medeniyetini siyah Afrikalının kanı, canı ve kemikleri üzerine bina etmiştir.

Sigrid Hunke, Corci Zeydan, Hans Aysberg, Roger Guradi ve daha bir­çok insaflı ecnebi ilim adamı; cehalet, atalet, zillet ve sefalet içinde kıv­ranan Avrupa’yı, İspanya’dan üzerelerine doğmaya başlayan İslâm güneşi aydınlat­tığını ve Rönesans’ın temellerini atan ilim adamlarının Endülüs İslâm Devle­tinin medreselerinde yetiştiğini kabul ve itiraf ediyorlar. Ziya Paşa bunu veciz bir şekilde ne güzel dile getirir:

Ger olmasaydı Endülüs ziyâdâr

Kim ederdi Avrupa’yı bîdâr

Ortaçağda İspanya ve Avrupa’da, birkaç papaz dışında kimsenin okuma yazma bilmediği, böyle bir şeye teşebbüs eden, yani okuma yazma öğrenmeye kalkan veya düşünmeye başlayan kişilerin, dine aykırı faaliyet­lerde bulun­dukları gerekçesiyle, kilise tarafından diri diri yakıldığı, yeni bir fikir ortaya atanların içlerine şeytan girdiği, fikirlerine şeytanın hâkim ol­duğu telâkki­siyle, Engisizyon Mahkemelerinde, akıllara durgunluk veren işkencelere tabi tutulduğu bir gerçektir.O çağlarda Avrupa; Hıristiyan din adamlarının kutsal kitaplarda bahsedilen cehennemi dünyaya getirdikleri, yani dünyayı cehen­neme çevirdikleri, en güçlü kral ve imparatorların bile aforoz olmak ve onla­rın güdümündeki cahil halkın tepkisiyle karşılaşma­mak için, onlara boyun eğdiği, zulmün, tedhişin ve terörün hâkim olduğu bir kıtadır.

“Dünya dönüyor” diyen Galileo’nin aforoz edilip idama mahkûm edil­mesi, araya girenler sayesinde ve sözlerini yalanlamak kaydıyla canını kurta­rabilmesi, Herman Von Rişwik’in fikirlerinden dolayı diri diri yakıl­ması, Canpenella’nın 66 yaşına kadar zindanda tutulması, “dünya yuvar­laktır, insan devamlı doğuya gitse yine çıktığı yere gelir, bana müsaade et bazı keşiflerde bulunayım...” diyen Cristof Colom’ba Kraliçe İzabella’nın; “Gerçeklerle kafamı karıştırma” demesi... O günkü Avrupa hakkında her halde biraz fikir verir.

O dönemdeki Müslümanlar ise ilmin, fennin ve tekniğin zirvesinde­dirler. Kısa zamanda koskoca bir İslâm devleti kurulmuş ve Emeviler dö­neminde bütün kuzey Afrika fethedilmiş ve İslâm ordusu Atlas Okyanu­suna gelip da­yanmıştır. Azad edilmiş bir köle olan Tarık b. Ziyad komuta­sındaki bir avuç Müslüman M. 711 de gemilerle İspanya’ya atlamış, dönüş ümitleri olup da, azimleri zaafa uğramasın diye gemilerini de yaktırmış ve askerine; “Önü­müzde düşman, arkamızda derya. Ya zafer ya ölüm. Başka bir ihtimal yok” diyerek kokuşmuş kilise düzenine neşter vurmaya, insan­lıktan uzaklaşmış insanlara tekrar insan olduklarını hatırlatmaya ve İs­lam’ın adaletini, hoşgörü­sünü, insana bakış açısını onlara göstermeye baş­lamışlardır.

 Birlik ve beraberlikten uzak, bölük pörçük ve İnsanlık dışı bir yaşam tarzı içinde olan İspanya’yı, çok kısa zamanda fetheden Tarık b. Ziyad, ayağı­nın altına serilen kral ve kraliçe hazinelerinin üstüne basıp: “Tarık! Tarık! Daha düne kadar kulağı küpeli, boynu tasmalı bir köle idin. Bugün ise Allah senin şanını ve şerefini yüceltip, bu zaferleri nasip eyledi. Gurur­lanma ve Allahın emrettiği adaletten ayrılma...” diye ağlayacak kadar ulvi bir ruh yapı­sına sahip bir kumandan.

Daha önce kendi idarecilerinden ve din adamlarından hiç görmedik­leri, hatta hayal bile edemedikleri adâlet ve hoş görülü idare sayesinde İs­panyol halkı şok olmuş, tarihte tesadüf edilmeyen bir gerçek ortaya çıkmış, kısa za­manda yerli halkın ¾ ü Müslümanlığı kabul etmiştir ve Müslüman­lar Paris’e 30 km. mesafeye kadar yaklaşmışlardır.[1]

820 sene Müslümanlara cennet gibi ibir vatan olan, ilmin, irfanın ve hoş­görünün beşiği olan, Rönesansın mayasının oluştuğu, harcının karıldığı, ziya­sının yayıldığı yer olan Endülüs (İspanya), her güzel şeyin sonunu geti­ren, huzur ve saadeti götüren, nice devlet ve imparatorlukları parçalayıp bitiren nifak, tefrika ve bölücülük sayesinde elden çıkmış, Müslümanlar için cehen­nem gayyası olmuştur.

İspanya’yı alınca Hıristiyanların Müslümanlara uyguladıkları terör ve şiddeti, dünya tarihçileri, İslâm tarihinin en dramatik olayı olarak kaydet­miş­lerdir. Haçlıların oradaki Müslümanlara yaptıklarını müverrihler kitap­larına yazmaktan utanıp, imtina etmişlerdir.

Haçlılar tarihin her döneminde mayalarının iktizasını işlemişler, ama timsah gözyaşları akıtmaktan da geri durmamışlardır. Aynı asırda Endülüs Müslümanlarına ve Amerika’nın keşfi sırasında o kıta halklarına yaptıkları hakkıyla yazılsa, sicillerinin ne kadar kirli ve utanç verici, ne kadar kara ve kan kokan dosyalar olduğu ortaya çıkar.

 Son söz Akif merhumdan olsun:

Girmeden tefrika bir millete düşman giremez

Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez

Dipnot:

1- Mehmet Özdemir, “Endülüs Müslümanları”, TDV Yay. Ank. 1994, s.39.  

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık