• 22 Ekim 2020, Perşembe 9:02
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

İSRAİL DEVLET TERÖRÜ YAPIYOR (8)

İsrail çölün yüzünde meyve-sebze yetiştirip Avrupa’yı besliyor. Bize kilosu altının iki katı pahaya tohum veriyor. Bizde ne yok? Toprak mı?,tohum mu? Eleman mı?

Napolyon meydan muharebesi idare ediyormuş. Top­ları susmuş, karşı taraf yağmur gibi top mermisi yağdırı­yor. Büyük bir öfke ile bataryalar komutanına sormuş:

“Toplar neye sustu?” Kumandan demiş ki:

“Kırk tana sebep var” Napolyon:

“Say” demiş. Kumandan:

“bir barut yok” Napolyon:

“Tamam gerisini saymaya gerek yok”

Burada olduğu gibi Müslümanlarda dinlerinin emri olan çalışma, azim ve gayreti yok. Gerisini saymaya da her halde gerek yok.

Bu memleketin neyi eksik? Dışardan hiçbir girdi ol­masa, her yönden kendi kendine yetecek dünyadaki yedi devletten biri. Ama bu günkü hâlimiz ortada!(1) Biz yani İslâm âleminin en iyisi böyle isek, kalanının durumunu tahmin etmek her halde zor olmaz.

Biz Allah’ın çalışma ve azim hususundaki emir ve tavsiyelerini iltizam etmiyoruz, işin kolayına kaçıp, dua ve temennilerle idare etmeye çalışıyoruz. Allah ve Rasülünün dua hususunda da emir ve tavsiyeleri vardır ama, yapılacak en son iştir. Yani kul olarak üzerimize düşen her şeyi, her türlü hazırlık ve çalışmayı yapacağız, sonra: “Ya Rabbi ben üzerime düşen her şeyi yaptım, başka yapacağım bir şey kalmadı, gerisini sana havale ediyorum, sen bana yar­dımcı ol…” diye dua edeceğiz. Duanın esprisi budur. Al­lah Rasülü böyle bir metot takip etmiştir. Kendi üzerine düşeni yapmadan, Allah’a el açmamıştır. Biz şimdi en son yapıla­cağı ilk başta yapıyoruz. Yani insan olarak, kul ola­rak ya­pacağımızı yapmadan, “düşmanın silahları ile silah­lanma­dan” Allah’dan yardım istiyoruz.

Mevlânâ Hazretleri öyle buyurur: “Kuru dua ile di­lekler kabul olsa, dilencilerin bey olması gerekir. Çünkü onlar akşama kadar dua ederler.”

Bu durum tarlayı sürmeden, ekmeden, tohum atma­dan, bakımını yapmadan Allah’dan bolluk ve bereket iste­meye benzer. Tabii ki böyle bir şey muhaldir, imkânsızdır.

Cenâb-ı Allah: “Feiza azemte fetevekkel alâllah” fer­manında “önce çalış, üzerine düşeni yap, sonra bana te­vekkül et”(2) buyurmuştur. 

Burada katiyen duanın esrar ve neticesini hafife alma gibi bir niyetimiz yok. Yüce Rabbimiz: “Kullarım bana dua ettiği vakit (onları duyarım-görürüm)  ve onların istediklerine karşılık veririm”(3) buyurduğunun da idra­kindeyiz. Ama metot yanlışlığı yapmayalım, sünnete uy­gun davranalım, önce biz üzerimize düşeni yapalım, sonra dua edelim ve netice alalım diyoruz. En son yapacağımızı ilk önce yapmayalım diyoruz. İşin bu kolay ve aklen muhal olan yönünü tercih edeceğimize, Merkava tankları benzeri askeri aletleri neye biz yapmıyoruz. Geçelim ondan, neye 70 milyonluk Türkiye, elindeki mevcut tanklarını, uçaklarını ve benzeri askeri malzemelerini İsrail’e mo­dernize ettiriyor, veya onlardan satın alıyor? Onları yapanların bizden faz­lalığı nedir? Başkalarına bağımlı olmak, bir nevi onun kö­lesi olmak demektir. Bu araçların bilgisayar sistemine yerleştireceği bir parça ile, kritik bir durumda hepsini çalışamaz duruma getireceği, bugünkü teknolojinin bunu mümkün hale getirdiği bile söyleniyor. Şair ne güzel söylemiş:

Oturup dil dökecek yerde gidip döksene ter

Bin çalış gayen için, bir kazan ömründe yeter

Terleyen fert kazanır, boş oturan kaybeder,

Çalışan milletlerin nasîbidir zaferler            

İslâm birlik ve dirlik dinidir. İslâm vahdet ve uhuvvet dinidir. İslâm bütün mensuplarını kardeş ilân eden bir din­dir. İslâm: “kendin için istediğini, kardeşlerin içinde is­temedikçe kâmil mümin olamazsın” fermanını getiren bir dindir. İslâm: “fitne kıtalden daha kötüdür”(4), “ayrılma­yın, tefrikaya düşmeyin, Allahın ipine sımsıkı sarılın”,(5) “duvarın tuğlaları gibi bir birinize destek ve dayanak olun”,(6) “kâfirleri kendinize dost edinmeyin, onlar birbirinin dostudurlar”(7) buyuran bir dindir.

Bu dinin hakkıyla yaşandığı, hayata tatbik edildiği dö­nemlerde yani ortaçağda Müslümanlar ilmin, fennin, tek­niğin zirvesinde idiler. Avrupalılar o zaman sabunu peynir zannedip yemeye kalkıyorlar, Salâhaddin-i Eyyubi’nin krallarına hediye ettiği çalar saatin içine şeytan girmiş diye göklere fırlıyorlardı.(8) Osmanlının en büyük sultanların­dan: Yavuz şöyle diyordu:

Ya­vuz’un:

Milletimde ihtilâf ü tefrika endişesi

Gûşe-i kabrimde bî  karâr eyler beni(9)                

 

Kanûnî’de şöyle diyordu: 

Saltanat dedikleri ancak cihân kavgasıdır

Olmaya baht ü saâdet dünyada vahdet gibi.(10)

Dipnotlar:

1- Taha Akyol, Milliyet Gazetesi, 25.05.2002  

2- Âli İmrân 3/159.

3-- Bakara, 2/186.

4- Bakara, 2/191.

5-Ali İmrân 3/103. 

6- Saff,  61 /4.

7- Nisâ, 4/89.

8- İbrahim Erdinç Şumnu, “Temizliğin Tarihi ll”, Zafer Dergisi, yıl 1990, sayı 166, s.14. 

9- Göze Ergun, “Son Sözleri Ansiklopedisi”, Boğaziçi Yayınları, 1994, s.42.

10- Divan-ı Muhıbbi, “Matbaa-ı Osmaniye”, 1308, s.212.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık