• 10 Mart 2018, Cumartesi 15:39
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

İDEALLER – MEFKÛRELER 

Atlarımız aldan, kırdan, yağızdan

Akıncılar kopmuş gelmiş Oğuzdan

Küçüklü büyüklü hep bir ağızdan

Dünyaya söylenir türkümüz bizim

Üstümüzde üç kıtanın kayıdı

Tarih dizimizde doğdu büyüdü

Duymamışken medeniyet neyidü

Garba ışık verdi Şarkımız bizim

Kanundur değişmez dünyanın seyri

Kimsenin kimseye dokunmaz hayrı

Savaştan yılmayız; Allah'tan gayrı

Hiç kimseden yoktur korkumuz bizim

Tarihçi Vahit Çabuk; “Osmanlı maddi güç bakımın­dan geçmişte Roma İmparatorluğu, günümüzde de ABD ile kı­yaslanabilir” diyor. Gerçekten 600 senelik tarihinin yarısını dünyanın süper gücü olarak tamamlayan Os­manlılar, çok farklı insanlarmış. İtalyan Oryantalist Anna Masala şöyle demiştir: “Siz Türkler hazine sandığı­nın üzerine oturup di­lencilik yapan insana benzersi­niz”([1])

Çok doğru bir teşbih, son derece gerçekçi bir tespit. Bizi bizden iyi tanı­dıkları için doğruyu ve hakkı söylü­yorlar. Biz ne kendimizi nede hakkıyla dedelerimizi ta­nımaktayız. Ben­zetmede olduğu gibi altımızdaki define­nin farkında değiliz ve dileniyoruz. Aziz ceddimiz, necib dedelerimiz, asil ecdadı­mız ideal ve mefkûre insanları imiş. Öyle olmayanlar yani gayesiz ve mefkû­resiz insan­lar zaten yükselip yücelemez.

ABD’nin 5 yıldızlı yani ender generallerinden Mc. Arthur şöyle demiştir: “İnsanoğlunu ihtiyarlatan geride bı­raktığı yılların çokluğu değil, ideal yoklu­ğudur. Yıllar cildi buruşturur ama, idealsizlik ruhu öldürür.” Montaigde’de; “Gideceği limanı bilmeyen gemiye hiçbir rüzgâr fayda     ver­mez.” diyor. Hedefi olmayan insanlar ve devletler büyüye­mez. Rotası olmayan gemiler hedefe     va­ramazlar. İdeali ol­mayan insanlar gibi. Şu anda Konya’nın en güzide camile­rinden birinde görev yapan ve yıllardır kıldırdığı Hatimle Te­ravihler saye­sinde, gönül­lerde haklı bir yere sahip olan Ünver Hoca isimli karde­şimiz, ta hafızlığa çalışırken, 13-14 yaşında bir çocukken; “ben ilerde Kapu Camiine imam olacağım” dermiş. Yani hedefi belirlemiş ve vasıl olmuş.    

Ceddimiz Osmanlının da hedefi büyük, gayesi aziz, mefkûresi mübarek olduğu için Allah onları başarıya ulaştır­mış ve bugün mirasyedileri olarak öğünmekle ik­tifa ettiğimiz şanlı bir tarih, azim bir devlet, gerçek bir medeni­yet bırak­mışlardır. Onlar gaye ve ideallerini şöyle dile getirirlermiş:

Gayemiz Allah’dır

Liderimiz ve önderimiz Resûlullah’dır,  

Yolumuz İslâm’dır.           

Hayat prensiplerimiz Kur'an’dır,

Cihat bizim sanatımızdır.        

Allah yolunda şehit olabilmek ise,  en son ve en ulvi ga­yemizdir.

Onun için 22 milyon km. kare toprağa ve ağzına ka­dar dolu hazinelere sahipken, ömrünü rahat sarayında,  hareminin arasında geçirmeyip, sefer üstüne sefere çı­kan: "Bizim mak­sadımız toprak veya kuru bir cihangirlik da­vası değil,  Allahü zülcelâlin adını bütün dünyaya du­yurmak,  insanları İslâmla şereflendir­mek,  onları ceha­letten aydınlığa, zulümden ada­lete, dala­letten hidayete çıkarmaktır" di­yen ve; "rahat yata­ğımda ölürsem,  karıla­rım­dan farkım ne olacak" diyerek se­ferde,  küffar diyarla­rında şehit olmayı şeref bilmişlerdir.

 Ça­dırda doğmak, cephede ölmek Osmanlının en belirgin özel­likleri olmuş­tur. Bir Osmanlı hanımına kocan nerde öldü diye sormak; “el­bette cephede öldü ne soruyorsun” manasına ha­karet sayılırmış. Bazı dönem­lerde bir evde kaç tane sefere gi­de­cek eleman varsa, o kadar savaş çantası kapının arka­sında, “haydin” dendiğinde gecikmemek için hazır asılı durur­muş.

“Cesurlar bir kere, korkaklar bin kere ölür” sözü aralarında darb-ı me­sel olmuştur. Bebelerine beşikte iken söylenen nin­nilerle bunlar DNA’larına ilka edilirmiş. Onlar gerçek kah­ramanlarmış, şimdi onların torunları sentetik kahraman olunca, dünyadaki imajımız da zede­lenmiş, karizmamız çi­zilmiş, hain Haçlıların maskarası durumuna düşmüşüz.

Tarihi araştırmalar şunu gösteriyor ki; Eflatun’un ideal devlet tanımına en yakın, en uygun devlet, Devlet-i Aliyye olmuştur.([2]) Osmanlının zeval yılla­rında bile, nasıl bir cesaret ve şecaat sahibi olduklarını Namık Kemal; “Za­limler ne ka­dar pervasız olurlarsa olsunlar yine onları biz yıkarız, bizi dünya­nın derinliklerine atsalar, onu pat­latır yine meydan-ı celâdet’e çıkarız” mea­lindeki şu şiiri ile dile getiriyor:

Zâlim olsa ne rütbe bî-pervâ

Yine bünyâd-ı zulmü biz yıkarız!

Merkez-i hâke atsalar da bizi

Kürre-i arz’ı patlatır çıkarız! 

Gerçekten çeyrek yüzyıl içinde Osmanlı Rus, Yemen, Trablusgarp, Bal­kan, 1. Dünya ve İstiklâl Savaşları ol­mak üzere beş büyük savaşa sokup yok etmek istedikleri Osmanlı, tarih sahnesinden çekilmemiş, sadece rol değiş­tirip Türkiye Cumhuriyeti Devleti diye genç, dinç ve in­şallah, her şeye rağmen ecdadının mirasına sahip çıkacak diri bir devlet ola­rak ortaya çıkmıştır.           

Konuyla ilgili güzel sözlerden birkaç tanesi:

“Bazı idealler o kadar değerlidir ki, o yolda mağlup ol­man bile zafer sa­yılır.”  Xsentos

“Hayatta en zor şey, gayesiz insanlarla birlikte yaşa­mak mecburiyetinde kalmaktır.”   Cenap Şahabettin

“Bazen her şeyi kazanmak için her şeyi kaybetmeyi göze almak gerekir. Endülüs; gemileri yakanların olur.”  Selahaddin Şimşek

Hz. İbrahim’in ateşe atıldığını duyan karınca ağzına bir miktar su alıp o yöne doğru yola çıkar, rastlayanlar; “bu gi­dişle ne zaman varacaksın, ağzın­daki bir damla bile olmayan suyla ne yapacaksın?” demişler, karıncanın ma­nidar cevabı şöyle olmuş: “doğru belki hiçbir şey yapa­mam ama, idea­limi, tarafımı da gösteremem mi?”

Dipnotlar:

1- İbrahim Refik, “Boğaziçi Notları 1”, Albatros Yay. İst. 2001, s. 20.

2- Tarih ve Medeniyet Dergisi, sayı 58, s. 5

 

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık