• 10 Ocak 2018, Çarşamba 7:18
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

HİLÂFET VE OSMANLI (3)

Os­manlı hariç, Müslüman devletlerde ateşli silâhlar daha tam mânâsıyla bilin­mediği için, bunlara karşı koymaları, kendilerini savunmaları da mümkün olmuyor. Prof. Dr. Halil İnalcık Hoca, bu gerçekleri Hollanda, Portekiz gibi Batılı arşivleri karıştırırken tespit ediyor.(1)

Ayrıca; Papa ve papazların teşviki ile kafaları İslâm düşmanlığı ile dolu olan Avrupalı gemiciler, özellikle Portekizliler, 1516’lı yıllarda Ümit Bur­nundan dolaşıp, Cidde’ye kadar gelmişler, kutsal beldeleri işgal etmekten, Hz. Muhammed’in mübârek naşını çalıp gidip Avrupa’da teşhir etmekten veya Hz. Muhammedin kemikleri ile Kudüste medfûn olan Hz. Îsâ’nın kemiklerini takas etmekten bahseder olmuşlardır.(2)

O dönemde orta doğudaki atabekle­rin (şehir devletlerinin) veya Arabistan’daki bölük pörçük kabilelerin buna mâni olma imkânları yoktur. Dolayısıyla “bu kutsal beldeleri ve emânetleri o dönemin en güçlü dünya devleti olan Osmanlıya teslim ve tevdi edelim ki; Haçlılar böyle bir işgale ve maceraya cesâret bulamasınlar” düşüncesiyle Mısır, Arabistan ve Ortadoğudaki Müslüman devletler Osmanlıdan yardım istemişler, neticede yapılan Suriye ve Mısır seferinden sonra, Mekke Emiri kendi arzu ve isteğiyle hem halîfeliği, hem de mukaddes emânetleri, Yavuz Sultan Selim’e teslim etmiştir.(3)

Târihî hadiseleri cereyan ettiği zamanla değil de, günümüz kafasıyla de­ğerlendiren bazı kişiler, bu tip davranışların sebep ve hikmetlerini bilmeden tenkitte bulunurlar. Meselâ: Yavuz’un Mukaddes Emânetleri alması husu­sunda da birçok şeyler söylenmiştir. Hâlbuki o çağlar; Avrupa’da Sömürgeci­lik hastalığının yükselmeye başladığı yıllardır.

Portekizliler kendi toprakların­dan yüzlerce kat büyük olan Angola, Mozambik, Brezilya gibi bölgeleri işgal etmişler,(4)  Yemen ve Aden bölgelerinden asker çıkarıp Hicazı da işgal ede­rek, en büyük dinî düşmanları olan İslâmiyeti ortadan kaldırmak ve onun baş temsilcisi Osmanlının belini kırmak istemişlerdir.

Bunun için Yavuz Avrupa­lıların karşısında durabilecek büyük bir İslâm devletinin kurulması gayesiyle İran, Suriye, Mısır ve Hicaz’ı topraklarına katmıştır.(5) Aynı tedirginliği Mekke Emiri de duyduğu, yani Avrupalıların böyle bir tecavüzü esnasında Mukaddes Emânetlerin Haçlıların eline geçebileceği tehlikesine binaen Onları Yavuz’a kendi gönlü ile göndermiştir.(6)

Asr-ı Saaddet’teki 4 Halîfeden sonra halîfeliğin asaletini ve gerçek fonk­siyonunu Osmanlı korumuştur. Hilâfet ve saltanat onlarda birleşince daha güçlü, daha kudretli ve asaletli olmuşlardır. Halîfe Hakan sürtüşmesi ve reka­beti ortadan kalkmıştır. Hattâ bazı insanlar bu durumu Hz. Süleyman devrine benzetmişlerdir. Ma’lum Hz. Süleyman da hem peygamber, hem de devlet başkanı idi.

Avrupalılar ortaçağda ittifak ederek 12 defa orta doğuya Haçlı Seferleri düzenlemişler ve o asırların kanlı katilleri olmuşlar, milyonlarca Müslüman ve Yahûdi katletmişlerdir. Fakat Osmanlının kuruluşundan sonra kutsal bel­deler rahat etmiş, Haçlıların şerrini Osmanlı Balkanlarda veya Akdeniz’de karşılayarak Kosova, Niğbolu, Mohaç, Preveze… Gibi zaferlere mühür bas­mışlardır. Müttefik Haçlılar karşısında müttefik bir İslâm topluluğu olmamış ama güçlü bir Osmanlı devleti olmuş ve asırlarca tek başına onlarla mücâdele edip İslâm Âlemini müdafaa ve muhâfaza etmiştir.

Bu duygu ve düşüncelerle Sina Çölünü geçip, Mısır’ı fethedip, iki sene 50 gün sonra(7) Mukaddes Emânetleri yanına alarak İstanbul’a döndüğünde Halîfe Mütevekkil Osmanlı başkentine gelip, Ayasofya Câmiinde minbere çıkıp, Hilâfeti Osmanlı’ya devrettiğini ilân etmiş ve sırtındaki Hil’at’ı çıkarıp Osmanlı Hakanı Yavuz Sultan Selim’e giydirmiştir. Böylece Hilâfet ve Mu­kaddes Emânetler ecdâdımıza intikal etmiştir.(8)

1517 yılında cereyana eden bu mutlu olaydan sonra 407 yıl Osmanlı hakanları hem sultan hem de halîfe unvanını taşımış, İslâm Âleminin lideri olmuş, fakat Türkiye Cumhuriyeti Büyük Millet Meclisinin aldığı kararla saltanat 1922 de kaldırılmış, maalesef ve maalesef 1924 yılında da, Bütün Müslüman devletlerin itirazlarına rağmen, Hilâfet ilga edilmiştir (kaldırılmıştır). Yani tâbir câizse biz kendi kendimize harakiri uygulamış, İslâm Âleminin liderliğini ve bayraktarlığını kendi elleri­mizle kaldırıp atmışız. Reddi miras etmişiz.  

Dipnotlar:

1- Halil İnalcık, “Târihçilerin Kutbu Halil İnalcık Kitabı”, İş Bankası Yay. İst. 2013, s. 226.

2- Editör: Seyfi Kenan, “Osmanlılar ve Avrupa”, İSAM Yay. İst. 2010, s. 132.

3- Halil İnalcık, “Târihçilerin Kutbu Halil İnalcık Kitabı”, İş Bankası Yay. İst. 2013, s. 364. 

4- Mustafa Armağan, “Abdülhamid’in Kurtlarla Dansı-1”, Timaş Yay. İst. 2009, s.102; Banu Avar, “Hangi Avrupa”, Truva Yay. İst. 2008, s. 265.

5- Mustafa Halidi-Ömer Ferruh, “Misyonerler-İslâm Ülkelerinde Emperyalizm ve Askerleri”,  Araştırma Yay. İst. 1991, s. 31.

6- Mustafa Armağan, “Geri Gel Ey Osmanlı”, Ufuk Kitap, Ekim 2007, İst. s. 150, 159.

7- Ahmed Şimşirgil, “Kayı-3”, KTB Yay. İst. 2013, s. 254.

8-N.Kösoğlu,Türk Dünyası Târih ve Medeniyeti Üzerine Düşünceler”,Ötük.Yay.Ank.1997,s.221.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık