• 09 Ocak 2018, Salı 7:30
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

HİLÂFET VE OSMANLI (2)

Emevîlerde Halîfelik:

Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali’nin seçimleri bu şekilde çoğunluğun kabulü ve tasdiki ile olmuştur. Fakat Hz. Osman’ın kendi sülâle­sinden yani Ümeyye oğullarından Muaviye’yi Şam vâlisi tayin etmişti. Hz. Ali Halîfe seçildiğinde Muaviye Şam’da güçlü bir vâli idi ve biraz da kabile rekabeti yüzünden Hz. Aliyi halîfe olarak tanımadı, kendini halîfe olarak ilân etti ve Müslümanlar arasında bir siyasî mücâdele ve savaş başlattı, fitne ve fesatlara sebep oldu.

Bir başka vebâli de, dinden ve usulden olmamakla beraber oğlu Yezidi veliaht nasp ederek Hilâfeti saltanata çevirdi. Karşı çıkanlar katledildi, işken­celere tabi tutuldu, birçok sahâbeye zorla siyâsetlerini kabul ettirme yoluna gidildi, Medîne ve Mekke muhâsara edildi, Kâbe topa tutuldu, hattâ ve hattâ tecavüz olayları vuku buldu.

Fitne ve kıtal o derecelere tırmandı ki; câmileri­mizde isimleri asılı olan Hz. Ebû Bekir, Ömer, Osman, Ali, Hasan, Hüseyin Efendilerimizden vadesiyle vefat eden yalnız Hz. Ebû Bekir olmuştur. Hz. Peygamberin vefatından çeyrek asır bile geçmeden sahne-i siyâsette vuku bulan olaylar tetkik edildiğinde inanmak ve kabullenmek mümkün değil­dir.(1) Emevîler döneminde çok rezil ve sefih insanlar halîfe oldu. Değil halîfe­lerin alelade insanların bile yapmayacağı zulümler ve alçaklıklar yapıldı.

Hulefâ-i Râşidin denen dört halîfeden sonra iş saltanata döküldü Emevîler, Abbasiler ve onlardan sonra güç hangi İslâm devletinde ise Hilâfet onların eline geçti hattâ bazı zamanlar mütegallibelerin oyuncağı durumuna düştü. Bazen birden çok halîfe zuhur etti. İslâm dünyasında garip olaylar vuku buldu, ta ki Osmanlılara gelinceye kadar.(2)

Osmanlıda Halîfelik:

Hulefâ-i Râşidin ve Hz. Hasan ve Hüseyin Efendilerimizden sonra Halîfeliğin onur ve asaletini Osmanlı sultanları korumuşlar, âdeta iade-i i’tibâr ettirmişlerdir. Çünkü Emevî halîfeleri ile ilgili kısa mâ’lumat verdik, birazdan bir de mukayese yapacağız; onların içinde şarap havuzunda yüzenler, Kur’an-ı çiğneyenler, üvey annesi ile evlenmeye kalkanlar daha niceleri… En azılı İslâm düşmanlarına rahmet okutturanlar çıkmıştır.

Meselâ bugün bile darb-ı mesel olarak ismi zikredilen Haccac-ı Zâlim onların büyük yetkilerle görev­lendirdiği genel vâlilerindendir. Fakat Osmanlılarda bu derece zâlim ve sefih değil halîfe, normal insan bile bulunmaz. Ara dönemde de iyi insanlar ol­makla beraber, o makamı dolduramayan, o makamın onur ve izzetine mugayir ve muhalif hareketler yapan birçok halîfe gelmiş geçmiştir.

Bazılarının iddia ettiği gibi Osmanlı Hilâfeti zorla almamıştır. Önceki târihlerde Hz. Îsâ’nın doğup büyüdüğü kutsal belde Kudüs’ü almak, güya Müslümanlardan kurtarmak için Haçlılar, Haçlı seferlerinde olduğu gibi ya Balkanlardan yani karadan gelip, Türklerle savaşarak inmeleri, ya da Müslü­man devletlerin donanmalarıyla mücâdele ederek Doğu Akdeniz’e gelmeleri icap ediyordu. Fakat 15. Asrın sonlarına doğru 1488 de Afrika’nın güney ucu Ümit Burnu keşfedildi, 1498 de Vasco De Gama tarafından dolaşıldı.

Okyanuslardaki Batılıların bu hâkimiyetinin başladığı yıllarda, dünyanın tamamını sömürge haline getirebilmek, dünyanın bütün zenginliklerini Av­rupa’ya aktarabilmek için öyle bir terör ve tedhiş hareketi estirmişler ve in­sanları korkutup yıldırmışlar ki; Avrupalı korsanlar, Malezya, Endonezya, Hind, Çin gibi memleketlerden, gemilerle Hacca gelen Müslümanları yolda yakalıyor, kulaklarını, burunlarını, parmaklarını kesip çuvallara doldurup Arabistandaki, Mısırdaki Müslümanlara gönderiyorlar, onları dehşete düşürüp buraları da işgal etmenin, sömürge haline getirmenin yollarını arıyorlar.

 Os­manlı hariç, Müslüman devletlerde ateşli silâhlar daha tam mânâsıyla bilin­mediği için, bunlara karşı koymaları, kendilerini savunmaları da mümkün olmuyor. Prof. Dr. Halil İnalcık Hoca, bu gerçekleri Hollanda, Portekiz gibi Batılı arşivleri karıştırırken tespit ediyor.(3)

Ayrıca; Papa ve papazların teşviki ile kafaları İslâm düşmanlığı ile dolu olan Avrupalı gemiciler, özellikle Portekizliler, 1516’lı yıllarda Ümit Bur­nundan dolaşıp, Cidde’ye kadar gelmişler, kutsal beldeleri işgal etmekten, Hz. Muhammed’in mübârek naşını çalıp gidip Avrupa’da teşhir etmekten veya Hz. Muhammedin kemikleri ile Kudüste medfûn olan Hz. Îsâ’nın kemiklerini takas etmekten bahseder olmuşlardır.(4)

Dipnotlar:

1- İhsan Süreyya Sırma, “Emevîler Dönemi”, Beyan Yay. İst. 1991, s. 69.

2- Bu hususta geniş bilgi için bkz: Abdullah Uçar, “Dinimiz -Târihimiz- Makaleler, Adım Mat. Konya, 2011, s. 485.

3- Halil İnalcık, “Târihçilerin Kutbu Halil İnalcık Kitabı”, İş Bankası Yay. İst. 2013, s. 226.

4- Editör: Seyfi Kenan, “Osmanlılar ve Avrupa”, İSAM Yay. İst. 2010, s. 132.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık