• 18 Ekim 2019, Cuma 8:52
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

Hava Temizliği (1)

İslâm havanın ferah ve temiz olmasına da çok önem ver­miştir. İyi kokular sürünmenin ve kullanmanın sünnet olması, kokar şeyler yiyerek (soğan–sarımsak gibi) mescit­lere, kala­balıklara çıkılmasının yasaklanmış olması bu hu­sustaki has­sasiyetin ifadesidir.(1)

Yemek kokuları ile komşuların rahatsız edilmemesi, mec­bur kalınırsa hakları olmaması, canları çekmemesi açı­sından o kokuyu duyan kişilere de ikram edilmesi yine Resûlullah’ın tavsiyesidir.(2)

Ayrıca havayı en iyi temizleyen varlıkların ağaçlar oldu­ğunu sanki 15 asır önce bilen Allah Resûlü, bu husu­sun öne­mini şu hadisleri ile dile getirir: "Kıyamet koparken sizden birinizin elinde bir ağaç dalı bu­lunur da buna kıyamet kopmadan dikmeye gücü yeterse,  muhak­kak onu diksin,  bırakmasın. ”(3)

Bütün araştırmalara rağmen,  uzaydaki sayısız cisim içinde in­sanoğ­lu­nun yaşadığı ve ya­şamasına elverişli mekân sadece dünya tespit edile­bil­miştir. Cenâb-ı Allah Cennet’ten bahsederken devamlı “…altından nehir­lerin ak­tığı ağaç­lardan”(4) haber verir. Kur’an’da 36 yerde direk,  264 yerde de endirek olarak ağaçtan bahsedilmektedir.  Yani hava,  su ve yeşil insanlar için hayat kay­nağıdır. Yeşil gerçekten gözü,  gönlü ve ruhu dinlen­diren,  yeryüzü­nün elbisesi,  can­lıların barınağı,  insanların aksine nefes alırken zehir soluyan ve dışarıya temizlenmiş oksijen veren,  yani gerçek­ten in­sanların hayat kay­nağı olan Allah’ın bir lütfudur. Dünyaya, en çok ne zaman mutlu olduğunu sormuşlar: "Ye­şerdiğim ve yeşil sec­cademin üzerine başlar secde ettiği za­man" demiş.

Bu sebeple İslâm yeşilin en büyük dostudur. Hz. Peygam­ber ağacın sa­dece korunmasıyla yetinmemiş,  mevcutlara ilâve edilme­sini,  ağaç di­kilme­sini,  yeryüzünün ihya edilme­sini em­reden o kadar çok söz söylemiş ve bunu hayatında uygulamaya koymuş ki; Bu günün insanı bile İslâm’ı yeşille özdeş­leştirmiş ve “Yeşil ser­maye,  Yeşil sarıklılar,  Yeşil kubbe…” dendi­ğinde Müslümanlar kastedilmektedir.

“Ağaç diken bir kimse için,  o ağaçtan insanların,  hay­vanla­rın,  kuş­ların,  vahşi haşa­ratın yediği sadakadır. (Hatta o ağaçtan çalınan mey­veler bile diken için sadakadır. Çi­çeğinden,  kokusundan,  tohu­mun­dan,  odunundan,  ke­restesinden,  gölgesin­den her ne şe­kilde olursa ol­sun canlı­ların faydalanması sadaka­dır.)(5)

İslâm yeşille iştigali sadaka-i cariye kabul etmiştir. Yani kı­yamete ka­dar insana sevap ge­tiren,  defterine hayır hasenat yazdı­ran bir faaliyet. Çünkü kendi ektiği-diktiği kurusa bile onun filizle­rinden,  fidelerinden,  tohumların­dan başka ağaç­lar yetiştiğini ve bunun ilânihaye devam edece­ğini kabul ede­rek, ilk dikenlere kıyamete kadar sevap ve mükâfat verile­ceğini müjdelemiş­tir.(6)

Hz. Peygamber savaşa gönderdiği ordularına: “Teslim olanlara,  ka­dın­lara,  yaşlılara,  ço­cuklara ve ağaçlara do­kunmayın”(7) diyerek her hâl ü kârda konunun ehemmiyetini dile getirmiş­tir.

Ecdadımız Osmanlı’da yeşilin kıymetini en iyi şekilde anla­mış,  “Yaş ke­sen baş keser” sözü darb-ı mesel olmuştur. Fatih: “Ormanlarımdan izin­siz bir ağaç kesenin başını kese­rim” demek suretiyle konuya hassasi­yetini dile ge­tirmiştir. Ayrıca ağaç dikme,  yetiştirme,  koruma,  arzı (dün­yayı) ihya etme hususunda çok güzel örnekler vermişler ve sayısız va­kıf­lar kur­muş­lardır.(8)

Ecdadımızdaki ağaç sevgisine binaen,  uzun ömürlü olan Os­manlı Dev­leti de, takriben 1000 sene yaşayan Çınarla sem­bolize edilmiştir. Şair şöyle de­miştir:

Hey gidi koca çınar çözülse de dillerin

Duysak hikâyesini kaybolan nesillerin      

Dünyanın en mutena ve müstesna yerlerinden olması sebe­biyle “Cen­net Vatan” diye ad­landırılan güzel Yurdumuzun gü­nümüzdeki ha­lini düşü­nüp de ağlamamak mümkün değil. Tarihi eserlerde her tarafı yemye­şil olan Ana­dolu’nun bugün,  2050 yı­lında maalesef çöl ola­cağın­dan bah­sedilmek­tedir. Evliya Çelebi Seyahatnamesinde ve bazı eserlerde: “Konya’da bir sincap ağaca çıksa,  Van’a kadar atlayarak gidebilir,  Urfa ile Halep ara­sında başı­mıza güneş değmeden yani ağaçların gölge­sinden giderek yol­culuk yap­tık…”(9) gibi cümleler geçmektedir. Buraların bugünkü hali ise herkesçe ma­lum.

Yenileri dikilip yetiştirilmediği gibi,  Sadece İstanbul’un bir günlük kâğıt ihtiyacının kar­şılanması için 16 bin ağacın kesilmesi gerektiği hesap edilir­ken,(10) yine sadece İstanbul’un bir yılbaşında 5 bin çam fidanının kesi­lip heder edildiğini yetkililer bildirmektedir.(11)

İki günde 83 yerde yangın­lar çıkara­rak(12) kanunların boşlukla­rından da faydalanıp kendile­rine tarla açan hainler de ek­sik değildir. Çanakkale Gökçeada da üç yerden ormanı ateşe veren Recep Acar yakalanınca sebebi soruldu “canım sıkıldı yaktım” de­miştir.(13)

Dipnotlar:

1- Buhârî, Et’ıme 49, Salât, 160; Müslim, Mesâcid 73.  

2- İbrahim Canan, a.g.e, c. 9, s. 446.  

3- Zebîdî, Tecrîd-i Sarih, Terceme,  Kâmil Miras. a. g. e, c.7, s.124. 

4- Bakara Sûresi, 25.

5- Zebîdî, a. g. e. 7/122.

6- Zebîdî, a. g. e.  7/125.

7- Buhârî, Menâkıb-ı ashab 9; Müsned 1/300; Ebû Dâvûd, Cihad 82.

8- İ.H.Dânişmend,“Eski Türk Seciye ve Ahlâkı”Kitabevi Yay.İst.1983,s.185.

9 - Tarih ve Medeniyet Dergisi,  İhlas A. Ş. Yay. sayı, 1,  s. 28.

10 - Milliyet Gazetesi, 12. 12. 1999.

11 - Orman Genel Müdürünün beyanatı,  Milliyet Gazetesi,  12. 12. 1992.

12 - Milliyet Gazetesi,  07. 04. 2000.

 13- Milliyet Gazetesi, 28. 08. 2001.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık