• 25 Ocak 2015, Pazar 9:55
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

Hastalık
Ecel büke belimiz Söyletmeye dilimizi Hasta iken halimizi Soranlara selâm olsun                     Yunus   Hastalık; Allah’ın verdiği hesapsız nimetlerini en iyi ha¬tırlatan bir nimet¬tir. İçimizdeki dert ve marazları bize haber veren, doktora gitmemizi, tedavi olmamızı, tedbir alma¬mızı…hatırlatan hastalıklarımızdır. Onlar bizi ikaz et¬meseler, bir anda ölüvermemiz lâzım, onun için hasta-lıklarımız bile nimettir, ulema da bu kanaattedir.( )   Bu sebeple Hz. Hüseyin dertlerinden çok şikâyet eden¬lere, yakınanlara şöyle seslenir: “Hastalıklarından mahlûkata şikâyeti kes. Merhametliyi (Al¬lah’ı), merha¬metsize (insan¬lara)  şikâyet etme.” Hz. Mevlânâ olaya bir başka zaviyeden bakıyor ve şöyle diyor:  “Manda gibi bütün gece uyumasın diye Allah, bana lü¬tuf ve kereminden dertler ihsan etti.” (6209) Ayrıca hastalıklar ölümü ve sahip olduğumuz envâi çeşit nimeti unuttur¬mayan dostlarımız olması gerekir. Kanuni’nin dillere destan olan şu beyti gerçeğin ta kendi¬sini haykırıyor:    Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi Olmaya devlet cihanda bir nefesse sıhhat gibi   Genelde hastalık hissedilir, sağlık hissedilmez. Hasta ol¬duğumuz zaman Rabbimiz hiç aklımızdan çıkmaz, dua, yaka¬rış, ibadet, tespih, tehlil, vaat, adak… gırla gider, ama iyi olunca yine dünya meşgalesine dalar, bu manevi atmosferden uzaklaşıveririz. Osmanlı son dönem hanım şairlerinden Fıtnat Hanım’da Kanuniyi teyid ediyor ve şöyle diyor:    Bilmedik zevk i visâlin çekmeyince firkatin Olmayınca hasta kadrin bilmez âdem sıhhatin   Zamanının meşhur doktorlarından Aziz Paşa, o dö¬nemin Tıp Fakültesi olan “Tıbbiyei Şâhâne”sinde hocadır. Bir imti¬handa talebeye sorar: “hastayı terletmen gerekti¬ğinde ne ya-parsın?”, talebe çok değişik usüller, metotlar uygulamalar söyler ama; talebe ne söylediyse hoca tatmin olmuyor ve de¬vamlı; “daha ne yapsın? daha ne yaparsa?” deyip duruyor, talebenin canı sıkılmış; “hocam bu metot¬ların hiçbirisi fayda etmez, hastayı terletemezsem, karşı¬nıza getirir imtihan ettiri¬rim” demiş!   Hz. Mevlânâ, tahminle yakıştırmalarla iş yapanla¬rın ne gibi hatalara dü¬şüp, ne büyük potlar kırabile¬ceklerine misal verir.( )  İyi kalpli ama kulakları duymayan birine, genç kom¬şusu¬nun çok hasta ol¬duğunu haber verirler. Sağır ihtiyar, komşusunu ziya¬ret etmek ister ama duy¬madığı için nasıl an¬laşacakları husu¬sunda endişelenir. Ama kendi ken¬dine: “Onun dudaklarının kımıldamasına göre bende bir şeyler söyler, yakıştırırım olur biter. Ben ona nasılsın deyince o, iyiyim yahut rahatım diye¬cektir ben de; İyi iyi, elhamdülillah derim. Ben ne yiyip ne içersin derim, o da her halde şerbet veya mercimek çorbası diyecektir. Ben; sıhhatler afiyetler ol¬sun, he¬kimlerden kim gelip muayene eder derim, o da her halde filan kişi der. Ben, mademki o geliyorsa, işin yo¬lunda demektir, çünkü o iyi bir doktor¬dur derim.” Adam kendi kendine böyle bir kurgu yapıp hastanın evine ziyarete gider.  Hastaya “nasılsın?” diye sorar, o; “ölüyorum” deyince, “iyi iyi elham¬dülillah” der. Ötekinin canı sıkılır. Sağır; “ne yedin ne içtin?” diye sorar. Canı bir önceki cevaba sıkılan hasta; “zehir” deyince, sağır; “afiyetler olsun” der. “Hekim¬lerden kim gelir?” deyince hasta; “Azrail geliyor” der. Sa¬ğır; “maşallah maşallah, o geliyorsa işin iş, o çok iyi birisi…” Hastanın canı yerli sıkılır, yüzünü çevirir, sa¬ğırda; “bir kom¬şumun gönlünü aldım, elham¬dülillah, Al¬lah ziyare¬timi kabul buyursun” diye dua ederek ayrı¬lır!  Birkaç tane tıp talebesi yol üzerinde oturmakta olan bi¬rini görüp tah¬minde bulunmaya başlarlar:  Birisi: “Bu spastik özürlü birisi olduğu için oturu¬yor” der. Birisi: “di¬lenmek için yol üzerine postu atmış” der. Birisi: “İkinizinki de değil, adam biraz istirahat edeyim” diye oturmuş der… Adama yaklaştıklarında tahminlerini söylerler ve gerçeği öğrenmek is¬terler. Adam: “Hiçbirinizinki değil, sonra size bir nasihat vereyim. Siz siz olun tahminle iş yapıp, akıl yü¬rütme-yin. Bakın bende ‘her halde yel¬leme’ diye tah¬min edip boş bulundum ama, görüyorsu¬nuz şimdi yerimden kalkamıyo¬rum!” demiş.    Dipnotlar: 1- Tahirül Mevlevî, “Mesnevi Şerhi”, Selâm Yay. Konya 1966, c.  2, s. 390.  2- Tahirül Mevlevi, a. g. e. c. 5, beyit no: 1555.   

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık