• 22 Ağustos 2017, Salı 7:10
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

HAREM VE OSMANLI (2)

Osmanlıların Yabancı Kadınlarla Evlenmeleri:

Osmanlılar Beylik döneminde ve Devlet-i Âliyye’nin ilk dönemlerinde pâdişahlar Türk asıllı bey ve paşaların kızları ile evlenmişler, bilahare bu âdet terk edilmiş, çoğunlukla bu haremde yetiştirilen kızlar tercih edilmiştir.

 Çünkü yabancı asıllı da olsa yıllarca sarayın örf, âdet ve resmi davranış şekil­lerini öğrenmiş, tahsil ve terbiye hususunda gâyet güzel yetişmiş, birkaç ya­bancı dil bilen, pâdişahların başına eş, dost ve akraba gailesi açmayacak olan, devletin bölünmesine göz dikmeyecek,(1) aynı zamanda fizikî güzellik bakımın­dan da çok güzel olan bu kızlar dercih edilmiştir.

İngiliz târihçi ve devlet adamı (1862-78 arası milletvekili) H. A. Munra Butler bu hususta şöyle der: “Ben kesinlikle inanıyorum ki, Türk haremi hak­kında hâlihazırda bilinenlerin büyük çoğunlukla, popüler komedilerden öte bir kaynağı yoktur. Türkiye’de toplumu bir birine bağlayan bağın saygı oldu­ğunu söylersek mübalağa etmiş olmayız.

Onların nezâketi, saygı prensibinin incelikle işlenmesinin sonucudur. Bu nezâket ve saygı ise haremde öğretilen ilk ve en önemli derstir. Haremde öğretilen bu aile içi saygı bir gün çocuklar için bütün diğer alanlarında saygının kaynağını teşkil eder. Ayrıca Harem­deki terbiye, tabii gelişme seyrinde kişilerin saygınlığının ve saygınlığı hak etmiş kimselere karşı gösterilecek tavrın temelini oluşturur.”(2)

1980 yıllarında Turgut Özal başbakandır. İstanbul’daki Başbakanlık Ar­şivini ziyaret eder ve araştırma yapanlarla hasbıhalden sonra ABD’li bir araş­tırmacıya yaklaşır ve hangi konu üzerinde çalıştığını sorur. O da “Harem” deyince başbakan tebessüm eder. Çünkü Batılıların bu konuya şartlı yaklaş­tıklarını ve hakikatleri göremediklerini bildiği için şöyle der:

“Şu pâdişahla­rın câriyelerle gününü gün ettiği, zevk u sefa yaptığı yer değil mi? neler bul­dunuz bakâlim?” diye takılır. Ama kadın hemen ciddileşir ve herkesin içinde soğuk duş etkisi yapan şu cevabı verir: “Üç kıtayı asırlarca başarıyla yönet­miş bir devletin başının kendi evi demek olan Haremde böylesi bir ciddiyet­sizlik içinde yaşayabildiğine nasıl ihtimal verebiliyorsunuz? Eğer onlar kendi evlerinde bu derece gayri ciddi olsalardı, dünyaya nizam verebilirler miydi? Bence harem son derece  ciddi ve etkili bir kurumdur”(3)

Keşke içimizdeki beyinsizlerden güya kendini yazar, târihçi, senaryocu, filmci olduğunu zannedenler de bu yabancı kadın kadar dedelerini tanıyan insanlar olsalardı!.. Prof. Dr. Göston Jezzi şöyle diyor: “Dünyanın en sağlam aile ocağı Osmanlıda doğdu ve bu varlık milletin târihinde görülmemiş şe­kilde umûmî hayatı inşa etti.”  

Harem Ağaları:

Haremde görev yapan erkeklere “Harem Ağaları” denir. Zenci ırktan olanlar Haremağaları, beyaz ırktan olanlar da Akağalar diye atlandırılırdı. Bunlar Sudan veya başka yerlerden o günün mafyası tarafından kaçırılır, Ak­deniz kıyısındaki bazı yerlerde tenasül uzuvları aldırılır, zürriyetten mahrum bırakılır ve büyük paralar karşılığı satılırdı.

Sâdece Osmanlı değil birçok yerde geçerli idi.  Meselâ: Asurlularda, Babillilerde, Mısırlılarda, Yunanlı­larda ve Roma’da geçerli olan bir usul idi. Hattâ Fransa’nın Verdun şehrinde bu ameliyenin yapıldığı hususi ameliyathaneler vardır. Bunlar saraylara büyük paralar karşılığı satılırdı.

 Özellikle Avrupa saraylarına Avrupalı idâreciler bir yere gideceklerinde eşlerine güvenmedikleri için demirden bekâret kemeri takacak kadar tedirgin oldukları için, böylelerini kullanmak işlerine geli­yordu.(4) Bunların hadım edilmesi Osmanlıya âit değildir. Bu ameliye yapılır­ken on kişiden yedisinin öldüğüne dair rivâyetler vardır.

Bütün Osmanlı Şey­hülislâmlarının hadım etmenin meşru ve câiz bir fiil olamayacağına dair kesin fetvaları vardır.(5) Çünkü İslâm Hukukunda bu tamamen haram bir fiildir. Fakat başkaları tarafından hadım edilen beyaz veya siyah kişileri saraylarda istihdam etmişlerdir.

Osmanlı Sultan 3. Ahmed 3. Selim kesin olarak, Osmanlı diyârına bağlı olan Mısır ve Kuzey Afrika devletlerinde de hadım etme ame­liyesini yasaklamışlardır.(6) Bu akağalar’dan Sadrâzamlık makamına kadar yükselenler olmuştur. En meşhurları Yavuzun Hadım Sinan Paşası ve 2.  Beyazid’in Sadrâzamı atik Ali Paşadır. 

Dipnotlar:

1-Gabor Agoston, “Osmanlıda Strateji ve Askeri Güç”, Timaş Yay. İst. 2012.

2-H. A. Munra Butler Johnstone, a. g. e. s. 9.

3-Mustafa Armağan, “Kır Zincirlerini Osmanlı”, Da Yay. 2004, İst. s. 129. 

4-Bu kemerler bugün bile Kurtuba’daki Engizisyon Müzesinde sergilenmektedir.

5-Ahmed Akgündüz-Said Öztürk,“Bilinmeyen Osmanlı”,Osmanlı Araş.Vakfı Yay.1999 İst.s.331.

6-A. Ragıp Akyavaş, “Üstad-ı Hayat-2”, TDV Yay, Ankara 2005, c, 211.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık