• 10 Şubat 2020, Pazartesi 9:13
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

Hamamlar (6)

Bu sözden sonra kadın devamlı baskı ve tazyik yapınca eskici, bilâveled olup oğlu, kızı, eşi, dostu olmadığını düşü­nür ve hanımda giderse, dünya yüzünde yapayalnız kalmak­tan korkup, bütün azaları titrer ve mecbur kalır bir küçük masa, sandalye, yazı takımı ve “Müneccim” levhası ile bir kavşak noktasına tezgâhı kurar ve “Ya Rabbi, durumum sana malum.  Ne olur bu fakir, aciz ve yalnız kulunu daha da yal­nız bırakma, yüzümü kara çıkarma, zor durumda kalan bu kuluna nusrat ve yardımını esirgeme” gibi içten ve samimi birçok dualar eder. 

İlk müşteri olarak zengin bir kadın gelir ve “çok kıymetli elmas taşlı yüzüğünün kaybolduğunu, bunu kimin çaldığını” bulmasını ister.  Eskici baba çok iyi niyetli bir insan olduğu için hemen kadının bu hırsızlık fikrine katılmaz ve kadını bu suizandan uzaklaştırmak için şöyle der: “senin yüzüğün ça­lınmış değil, bir hayvan yutmuş olabilir” Kadın büyük bir heyecanla; “doğru nasılda aklıma gelmedi, geçen gün hamur kardım, elimi yıkayacağımda hamur bula­şıklı yüzüğü çıkarıp çeşme başına koymuştum, hindilerde orada dolaşıyorlardı, onlardan biri yutmuş olabilir” der eve gelip hizmetçilere hindileri kestirip kursaklarını yoklatmaya başlar, gerçekten üçüncü hindide yüzük bulunur.  Bunun üze­rine zenginler ve bürokratlar arasında müthiş bir velvele ko­par, kadın bu olayı duyurmadık yer bırakmaz, sağır sultana bile ulaştırır. 

Olay üzerine eskici babanın popülaritesi tavan yapar ve herkes ondan bahsetmeye başlar.  Müşteriler sıraya girer, her gelene de bir şeyler söyler ama duaların makbul ve müstecab olduğu bir anda dua etmiş olacak ki, her dediği de çıkar, çok zengin olur ama o, fakir eskicilik günlerini unutmaz ve al­dıklarını yine fakir fukaraya tasadduk eder, herkesten dua almaya devam eder. 

Sultan Murat’ın çok değerli, pırlanta aynı zamanda yadi­gâr olan bir yüzüğü kaybolunca, namı-şanı saraya kadar du­yulan müneccimi (eskici babayı) huzura celp ettirir.  Zangır zangır titreyerek saraya varıp durumu öğrenen müneccim! Zaman kazanmak için; “Sultanım bu normal vatandaşların işine benzemez, padişah yüzüğü olunca cinler, periler, huddamlar da nazlanırlar, zorluk çıkarırlar, kendilerini pa­ha­lıya satarlar, bu sebeple bana kırk gün müsaade et” der. 

Padişah kabul eder, bu arada evine kapanan müneccime devamlı yiyecekler, içecekler, hediyeler gönderir.  Bunları getiren zenci harem ağalarından birinin tedirgin hali dikkat çeker. Zamanın dolması yaklaşınca bu harem ağası diğer arkadaşlarını gönderip, eskici babanın ayaklarına kapa­narak; “ben ettim sen etme, bir cahillik, bir hainlik yaptık, ekmeğini yediğim eşiğe işemeye çalıştım, yani yüzüğü ben çaldım ama ne olur Allah, lillâh rızası için canımı kurtar, beni ele verme, yüzüğü al” diye verir.

Eskici baba iyi niyetli ve yufka yürekli bir insan olduğu için acımış ve “bir daha böyle hainlik yapmamak kaydıyla” ağayı affeder ve gün dolunca Padişahın eline yüzüğünü bı­rakır.  Çok çok sevinen padişah “dile benden ne dilersen” diye ısrar eder.  Eskici baba; “sultanım sağlığınızı dilerim, ama illa da bir şey vermek isterseniz şu çekirge semtindeki küçük hamamı ver de benim hanımında dilinden kurtulmuş olayım” der ve istekleri kabul edilir. 

Aradan aylar geçmiş ama eskici baba bir türlü huzur bu­lamamış, “yine bir şey alınır, çalınır, veya gaipten bir haber verme söz konusu olursa halim nice olur?” stresinden ve sı­kıntısından bıkıp usanan, geceleri gözüne uyku girmeyen, paranın pulun çokluğu yanında bir türlü huzura kavuşamayan baba, ne pahasına olursa olsun her şeyin doğrusunu anlatmak niyetiyle saraya varıp padişahla görüşmek ister ama padişahın hamamda olduğunu, şimdi görüşmenin mümkün olmadığını söylerler.  Söylerler ama büyük sıkıntısından bir an önce kurtulmak isteyen Eskici Baba da laf dinlemez ve “ben anla­mam illa ki padişah efendimizle şimdi görüşmek isterim” diye dayatır.  Görevliler onun büyük bir müneccim olduğuna inan­dıkları için isteğini yerine getirmezlerse başlarına bir bela ve musibetin gelebileceği kanaatiyle korka korka padişaha du­rumu anlatırlar.  Padişah da “çok ciddi bir şey olmasa bu kadar ısrar etmez, bir sebebi olmalı” düşüncesiyle hamam­dan çıktığı an, zelzele olur ve hamamın kubbesi çöker.  Bu du­rumu da gören padişah ve görevliler artık onun, “kendisi­nin gerçekte müneccim olmadığı” hususunda söylediği hiçbir söze inanmazlar. 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık