• 02 Ekim 2015, Cuma 0:00
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

HAC ? HACI

Kâbe’den gelmedi Hacı gibi Vehbî Molla

Arafat’tan sürülüp hemdem-i hüsran geliyor

Han-ı ihsan-ı şerifi yemiş içmiş amma

Gözü açtır herifin ni’mete küfran geliyor

Kâbe’ye gittiğine oldu peşiman, zemzem

İçmedi, neşe-i konyak ile sekrân geliyor

Atmayıp bâr-ı günahı orada artırdı

Vizr ü isyanını, âzâde-i gufran geliyor([1])

 

Hac, İslâm’ın beş şartından biridir. Şartlarına haiz olan­ların yapmaları ge­reken ve hakkıyla yapıldığı tak­dirde -kul hakları hariç- geçmiş günahları af­fettireceği, Allah ve Resülü tarafından bildirilen bir ibadettir.

Fakat halkımız arasında yanlış bir kanaat oluşmuş, teş­bihte hata olmasın, hâşâ Hıristiyanların günah çıkar­maları gibi, belli bir yaşa kadar ne yaparsan yap, sonra git Hac’da dök gel, ondan sonra da biraz dikkat et, işin tamam. Bu çok yanlış bir anlayış, çünkü buradaki af; hukukullaha ait günah­lara müteal­liktir, kul haklarını; tövbe, şehitlik, hac…hiçbir şey affettirmez. Ancak hak sahibi ile helâlleşmek affettirir.

Kul haklarına ve Haccın kurallarına dikkat etmeden, eski dönemlerde de­velerle, bin bir çile ve meşakkatle gi­dip gelenler için ecdadımız; “deveyi yağır etti, parayı gâ­vur etti” demişler ki, çok doğru bir tespit. Şairlerde bu hususa dikkat çekmişler, gerçek Haccın; gönlü beytullah telâkki edilen kul haklarına (tabi bunun içine hayvan hakları da girer) riayet ve gönüller kazanmakla ola­cağını dile getirmişlerdir: 

 

Ben ne Mekke, ne de Kudüs bilirim;

Tanrı’yı gönülde takdis bilirim

Çok hacılar gördüm Kâbe’ye gitmiş;

Çok şeytan taşlamış iblis bilirim.

                                              Şâir Eşref

Yılda bir kez hac olursa Kâbe’de ey hacegan

Gir gönüller Kâbe’sine nice bin haccullah var.                        

Lâ-edrî

Dervişlik baştadır, tacda değildir

Kızdırmak od’dadır sac’da değildir

Ararsan Mevlâ’yı kalbinde ara

Kudüs’te, Mekke’de Hac’da değildir   

                                                  Yunus

 

Beyazid-i Bestamî hac dönüşü İran’ın Hemedan şeh­rine uğrar. Oradan bir çiçek tohumu alır ve memleketine doğru yola çıkar, epeyce yol aldıktan sonra tohumların içinde bir karınca görür; “bu karıncanın yuvası var, yav­rusu var, eşi dostu ve akrabaları var” diye geri dönüp aldığı yere getirir. İşte hayvan haklarına bile Müslü­man’ın bakış açısı bu ol­malı.([2]) 

Adamın biri Hacca gideceğine yakın evlâtlarını top­lamış ve basit basit hatalarını sayarak; “falana şunu öde­yin, falan kişiye az bir borcumuz var ve­rin…”gibi emirler vermeye başlayınca, oğlanlarından biri; “baba sen onları boş ver, bü­yüklere bak, hani atını arabasını gasp ettiği­miz, ekinini yak­tığımız, koyunlarını kestiğimiz kişiler ne olacak?” deyince, adam; “onları helalleşmek  pakler” de­miş. Zihniyet bu olursa o hacdan bir şey anlaşılmaz. Ger­çek huccacı tenzih ederek Hz. İbrahim üzerinden şöyle bir fıkra anlatılır:

Hz. İbrahim Kâbe’yi yaparken, etrafta taşları kesmiş, düzlemiş ve bir eşeğe yükleyip getirmiş. Eşek “İç Harem” denen yere gelince ayakları diremiş ve bir türlü içeri gir­mek istemiyor. Hz. İbrahim sorar; “bana neye eziyet edi­yorsun, derdin ne, girsene içeri” deyince hayvan; “ben bu hâl ve sı­fatımla Allahın evine giremem” demiş, bunun üzerine İbra­him Peygamber; “gel yahu bizden sonra daha senden beter niceleri buraya gelip girecekler” demiş. Al­lah böyle Hac et­mekten hepimizi korusun. 

 

Çanakkale ve İstiklâl Harbi yıllarında büyük yararlıklar gös­teren Cevat Paşa’yı Sultan         Abdül­hamit Han Hicâz’a tayin eder. Paşanın pek memnun ol­madığını görünce sebebini sorar, O şöyle cevap verir; “Sultanım oralara kim gitmek istemez ama dönüşte her­kes bana Hacı Cevat diye­cekler. “Hacı Cevat, Hacı Cevat” derken adımız Hacivat’a dönüşmesin!” demiş.

Vaizlerden birisi kürsüde; “memleketimizde çok fakir fukara var, öksüz ve yetimler var. Hac bir defa farz, nafile hacca gidileceğini fakir gariplerin elinden tutulsa, ihti­yaçları giderilse, gönülleri hoş edilse… Allah bir değil birçok hac sevabı verir. Bakın Peygamberimiz bile kendi doğup büyü­düğü yer olduğu halde, bir defa hacca, bir defa da umreye gitti” deyince dinlemekte olan Temel, yavaş sesle mırıldan­mış: “fazla tekva değilmiş”(!).

 

Dipnotlar:

1- Yusuf Kamil Paşa, İmamzade Vehbi Efendinin hacdan dönüşü  üzerine yazmıştır.

     Hilmi Yücebaş, “Hiciv ve Mizah Edebiyatı  Antolojisi”, L & M Yay. İst. 2004, s. 228.

2- Nezihe Araz, a. g. e. s. 431.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık