• 02 Ocak 2016, Cumartesi 9:52
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

GURUR-KİBİR
 

Hz. Mevlânâ: “Kibir bele bağlanan bir taş gibidir. Onunla ne uçulur, ne yüzülür” demiştir. Gurur ve kibir, Allah ve Resûlünün sıfatlarından de­ğil, şeytanın huy ve hasletlerindendir. Allah’ın ve Resûlünün emir ve nehiylerine rağmen gurur ve kibir illetinden kurtulamayanların akıbetinin de şeytan gibi olacağı bize bildiriliyor. Bu hususa bazı örnekler:

Ordusuna gururlanıp: “gök yere inse mızraklarımızla tutarız” diyen Ma­car Kralı Sigmund un Niğbolu Meydan Muharebesinde, Osmanlı ordusu kar­şısında hezimete uğrayıp kahrolmuştur.([1])

Yine kalabalık Rus ordularına güvenen ve yukarıdaki sözün aynısını söyleyen Rus Çarı Nikola, komünist ihtilalde ailesi ile beraber kurşuna dizil­miştir.([2])

Genç ve gururlu Selçuklu Sultanı Gayaseddin Keyhüsrev de,  Kösedağ savaşında saf saf dizilen ordularını görünce gururlanmış, kibirlenmiş ve yuka­rıdaki sözlere benzer sözler söylemiş ama, Moğol Kumandan Bayçu Noyan karşısında büyük bir hezimet yaşamıştır.([3])

Titanic’in kaptanı Smith: “Bu gemiyi tanrı bile batıramaz” demişti.([4]) Fa­kat ilk seferinde ve bütün dünyaya ibret olacak bir batışla batmış, denizin dibini boylamıştır.

Osmanlı Sultanlarından Yıldırım Bayezid biraz gururlu ve celâlli bir pa­dişah imiş. Malum Ankara Savaşında Timur’a yenilmiş, bir kafesin içinde Akşehir’e kadar götürülmüş, orada vefat etmiştir.

Bu gidiş esnasında belki sırtında gömleği bile olmayan bir çobanın ko­yunlarını yayarken kaval çaldığını görünce: “Çal çoban çal, ne mutlu sana, sanki benim gibi evlâtların bâğı, memleketin zayi mi oldu” dediği rivayet edilir. Birkaç saat önce dünyanın en güçlü ordularının başında ve dünyayı titreten birinin, birkaç saat sonra bir çobanın haline imrenmesi, gıpta etmesi gerçekten ibretli bir olay.([5]) 

Onun için atalar: “Ne oldum demeyeceksin, ne olacağım diye düşüne­cek­sin” demişler.

Bu olaylardan ibret almış olacaklar ki; Osmanlı sultanları Cuma se­lam­lıklarında veya sabah içtimalarında askerlere “mağrur olma sultanım, senden büyük Allah var” diye bağırtırlarmış.([6])

Yavuz Sultan Selim’in Mısır Seferi dönüşündeki uygulaması bu hu­susa çok ibretli bir misaldir: Yavuz Suriye’yi fethetmiş, Şam’da kışlamış, Kudüse uğramış ve Mecid-i Aksa’da namaz kılmış, Sina Çölünü geçmiş, Mısır’ı fet­hetmiş, Kutsal Emanetleri ve Hilâfet unvanını da alarak iki se­neye yakın bir zaman sonra İstanbul’a dönmüştür. Şehrin yakınına kuşluk vakti geldikleri halde girmeyip, akşam giriş emri vermiş, sebebini soranlara da: “Allah’ın nusrat ve yardımı ile birçok zaferler kazandık, topraklar al­dık, İstanbul halkı sahile toplanır, tezahürat yaparda belki nefsime gurur gelir, her şey mahvo­lur, onun için gece kimsenin görmediği bir zamanda girelim” demiştir.

 İşte Osmanlıyı Osmanlı yapan bu mizaç ve karakter idi. Yavuz’un oğlu olan, hem dünyayı idare eden hem de; “Muhıbbî” mahla­sıyla son derece güzel şiirler yazan Kanuni Sultan Süleyman’ın şu beyti ne kadar güzel:

 

 

Sakın aldanma cihâna olmasın sende gurûr

Ne kadar devlet bulursan kendüzini eyle mûr

“Sakın cihanın mevkisine, makamına ve saltanatına aldanma. Bu hu­sus­larda ne kadar yükselirsen yüksel, yine de kendini karınca gibi aşağıda gör, gururlanma”                                                  

Bu hususta söylenmiş güzel sözlerden birkaç tanesini arz edip, makâ­le­mizi bitirelim:

Âhir yine hâk olur bu tenler

Bilmem niye kibr eder edenler  

     Abdullah Vassaf

 

Çeşm-i insaf kadar kamile mizan olmaz

Kişi noksanını bilmek kadar irfan olmaz

 

Hiç kimseye hor bakma

İncitme gönül yıkma

Sen nefsine yan çıkma

Mevla görelim neyler

Neylerse güzel eyler

      İbrahim Hakkı Hazretleri

 

Dipnotlar:

1- Reşat Ekrem Koçu, “YENİÇERİLER”, Doğan Kitap Yay. İst. 2004, s. 26.

2- “Son Söz Ans.” 62.

3- Ahmet Efe, “Sahib Ata”,Konya Valiliği Kültür ve Turizm Müd.Yay. Konya 2003, s.13. 

4- İbrahim Refik, “Hadiselerin İbret Dili”, Albatros Yayınları, İstanbul 7. Baskı, s. 133.

5- Hammer, a. g. e. c. 2, s. 344, Tarih ve Medeniyet Dergisi, sayı: 23, s. 22.

6- Mrs. Max Müller, (Bu bayanın kocası bir İngiliz Milletvekilidir. Kocasıyla birlikte İngilterenin İstanbul sefaretinde görevli oğullarını 1893 yılında ziyarete gelmişler ve müşahedelerini yazmıştır.)“İstanbul’dan Mektuplar” Tercüman 1001 Temel Eser, İst.1978, s. 45.

 

 

 

 

 

 

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık