• 17 Ağustos 2018, Cuma 7:44
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

Günümüzde Osmanlı Düşmanlığındaki İfratlar (1)

Yılan ile Adamın Dostluğu:

Yukarıdaki misalde olduğu gibi, çok insanla çok büyük toplulukları, milletleri idâre edebilmek için Avrupalılar sömürgelerinde gerçekten akıllara durgunluk veren terör, tedhiş ve soykırımlar uygulamışlar, dünyanın gözünü korkutup uzun yıllar dünyayı sömürmüşlerdir.

 Geçmişte de Avrupalıların zihninde Osmanlı korkusu vardı ama bu korku bizim dedelerimizin yaptıkla­rından dolayı değil, papazlar ve o zamanlar halkını sömüren despotların kara propaganda ve iftiraları neticesi oluşmuştur.

Bu ütopik korku, en güçlü ol­dukları 19. ve 20. Yüzyılda bile devam etmiş,  hâlâ da devam etmektedir. Bu yüzden bizden hâlâ korkmakta, bizi uyandırmamak için ne gerekirse yap­makta, dünyadaki her platformdan bizi dışlamakta, AB, Şengen gibi kurduk­ları topluluklara bizi almamakta ve içten içe büyük bir kin ve nefret duymak­tadırlar.

1901 yılında ABD ye başkan seçilen Theodore Roosveld  başkanlık se­çimleri öncesinde: “Dünyada ezmek isteğim iki güç var. Osmanlı ve İspanya” demiştir.(1)

David Fromkin’in New York Times’deki 9 Mart 2003 târihli yazısı da bu gerçeği ifâde ediyor ve şöyle diyor: “Bir hayalet ABD’yi pençelerine almış, rahat bırakmıyor. Bu, Osmanlı İmparatorluğunun hayaleti.

Irak’da, Sırbis­tan’da, Bosna’da, Kosova’da, Körfez Savaşında, 11 Eylül saldırılarında bu hayalet bizimleydi. Osmanlı hayaletleri aslâ uzaklaşmadı.”(2) Çünkü Balkan­larda, Kafkaslarda, Ortadoğu’da hangi taşı kaldırsan altından Osmanlı Mede­niyetinin izleri çıkıyor, bu âdil ve insancıl medeniyet karşısında da ezilip kah­roluyorlar.

Avusturya’nın Osmanlı hududundaki kalelerinde devletten kadrolu “sur gözetleyicileri” bulunur, bunlar yalnız “Osmanlı geliyor mu?” diye etrafı gözetler, kolaçan ederlermiş. Bunların görevleri 1956 yılına kadar devam etmiş, ancak bu târihte bu kadroları iptal etmişlerdir.(3) 2013 yılında Avus­turya Başbakanı “Osmanlı bitti artık savaş tehlikesi yok, zorunlu askerliği de kaldıralım, bütçeye yük olmasın” teklifi vermiştir.(4) 

Batılı bir parlamenter gurubu ile Kudüs'ü gezerken Abdul­lah Gül “Os­manlı burayı 400 sene barış içinde yönetti” der. İsrail Dışişleri bakanı Şimon Perez “Mısırlılar da bunu söylüyor yani ne demek istiyorsunuz buraları yine size mi verilim” deyince Hemen Alman ve İngiliz parlamenterler büyük bir telaşla “hayır hayır Osmanlı dönemi bitti” diye müdahale ederler.(5)     

NATO eski Genel Sekreteri Willy Celas, komünist blokun çökmesi se­bebiyle yaptığı açıklamada: “Bundan böyle Batının yeni düşmanı İslâmî Fundamantalizmdir. Komünizmin yerini almıştır” demiştir.(6)

Güya ılımlı ve objektif bir târihçi gibi görünen ve gösterilen Çağdaş târihçi Toynbee bile Haçlı Âlemini şöyle i’kaz ediyor ve uyandırmaya çalışıyor: “Panİslâmizm uykudadır. Fakat biz, bu uyuyanın her zaman uyanabileceğini hesaplamamız lâzım.

Şâyet bir gün bu güç Batı egemenliğine karşı çıkıp Batı düşmanlığını parola ederek harekete geçecek olursa, İslâm’ın vurucu esprisi üzerinde öyle bir psikolojik tesir yapacaktır ki, Ashab-ı Kehf gibi uzun bir müddet uyumuş olsalar bile, bir kahramanlık çağını başlatarak uyanacaklar­dır.”(7)

Eski bakanlarımızdan Ali Naili Erdem, Oramiral Hilmi Fırat bana şöyle anlattı diyerek şunları nakleder: “Efendim dün gece Hamburg’ta inşa edilen bir gemimizi teslim aldıktan sonra onuruma verilen ye­mekte çok üst rütbeden bir subay bana hitaben yaptığı konuş­mada, ‘Sayın komutanım, Hıristiyanlar dinlerinin Asya’ya ya­yılmasını engellediğinizden, Slavlar da sıcak denizlere inmele­rini önlediğinizden dolayı sizleri sevmezler. Şimdi siz 50 mil­yonsunuz ve eğer toplum olarak karnı tok, sırtı pek olursanız bu 50 milyon silâh demek­tir ki, bununla dünyanın dengesi bozulur.

Bunu düşmanlarınız gibi, dostları­nız da istemezler. Bu nedenle­dir ki, sizler hep dıştan alacağınız yardımlarla yaşar durumda olmalısınız. Hiçbir zaman kendi ayaklarınız üzerinde durma­ma­lısınız, hep dizlerinizin üzerinde yaşamalısınız. Bunun için de Türkiye de­vamlı bir kargaşa içinde olmalıdır. Bunun nasıl ola­cağını sorarsanız söyleye­yim: “Bu Abaza, bu Çerkez, bu Gürcü, bu Laz, bu Arap, bu Kürt” diyerek bir birine kırdırırız.”(8)

Yakın târihte Avusturyalı bir kız bir Türk genci ile evlenmiş ama kayna­nanın bütün ısrarlarına rağmen Türkiye’ye gelmemekte ısrar edince kaynana sormuş ve gelin şöyle demiş: “korkuyorum, Türklerden de Kara Mustafa Paşa’dan da korkuyorum, çocukken bizi Kara Mustafa Paşa geliyor diye kor­kuturlardı bu korkuyu bir türlü içimden söküp atamadım” demiştir.(9)

Dipnotlar:

1- Târih ve Düşünce Dergisi, Ağustos 2000, Sayı 10, s. 33.

2- Erhan Afyoncu, “Osmanlı’nın Hayaleti”, Yeditepe Yay. Ekim 2005, s. 12.

3- Târih ve Medeniyet Dergisi, sayı 37, s. 61.

4- Nevzat Yalçıntaş, “Hatıralar”, İşaret Yay. İst. 2012, s. 550.

5- Târih ve Düşünce Dergisi,  2001, sayı 7, s. 73.

6- Mustafa Mutlu, “Savaşlarda Kamuoyu Oluşumu”, Okumuş Adam Yay. İst. 2003, s. 288.

7- Bkz: La Civilisation a l’epreuve. Paris, 1951, s. 228.   İhsan Süreyya Sırma, “Târih Şuuruna Doğru”, Seha Neşriyat, İst. (târihsiz) s.113.

8- Bütün Dünya Dergisi, (Başkent Üniver.Kültür Yayını), sayı 2007­/09, s. 36.

9- Sâmiha Ayverdi, “Paşa Hanım”, Kubbealtı Yay. İst. 2009, s. 59.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık