• 02 Mayıs 2018, Çarşamba 7:36
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

Güneş Ülkesinin Hasretini Çekenler (2)

Arapların “vuku bulan her şeyde bir hayır vardır” diye atasözleri var. Bu olay da bir hayra vesile oluyor ve Mevlit yazara Süleyman Çelebi bu olay üzerine o hâlâ günümüzde bile zevkle okunan Mevlid kitabını yazıyor.(1)

Sultan 2. Murad Sırp Kralı Barankoviç’in kızı Mara Sultan ile evlenmiş, onun dinine aslâ müdahale etmemiş, 12 sene Osmanlı sarayında Ortodoks bir Hıristiyan olarak yaşamış ve kocasının ölümünden sonra kendi isteğiyle memleketine gitmiştir.(2) Fâtih analığına büyük hediyeler vermiştir.

Fâtih “İstanbul fethedilince niye herkes Müslüman ol­maya zorlanmadı da bu derece müsâmaha gösterildi?” diye propaganda yapan fanatiklere o büyük sultan şöyle cevap vermiştir: “Din-i İslâmı Hz. Şâri’den ziyâde himâye etmek iddiasında bu­lunmak nü büyük vazifesizliktir” Yani: Peygamberin yap­madığını bana yaptırmak isteyen insanlar ne kadar lüzumsuzdur demiştir.(3) Bunu yaptırmak isteyen insanlarda çıkmıştır ama tutmamıştır, meselâ:

M. Sadi Koçaş’ın aktardığı şu olay ne kadar çarpıcı: 1954-55 yılla­rında Bükreş'te, Yugoslavya Büyük Elçiliği mensupla­rından bir Sırp diplomat, 15-20 yabancı diplomatın bulunduğu bir toplan­tıda şöyle demiştir: "Biz Sırplar mevcudiyetimizi Şeyhülislâm Zenbilli Ali Efendi’ye borçluyuz!

Bazı Sırplar Osmanlı pâdişahına yaranmak için Sırbistan'ın tamamen İslâmlaştırılmasını telkin etmek iste­mişlerdi. Yavuz Sultan Selim, Zenbilli Ali Efendiye bu hu­susta fikir sorduğu zaman: "Hâşâ Sultanım! İslâm dininde böyle şey olmaz. Herkes isterse Müslümanlığı kabul eder.  Birkaç kişinin tavassutu ile ve zorla bir kavim ihtida ettirilemez.  Bu İslâmiyet’e aykırıdır!" deyip böyle yanlış bir icraata mâni olmuştu. İşte bu yüzden biz Sırplar varlığımızı Ona borçlu­yuz..."(4)

Osmanlı Sultanlarının fethedilen yerlere (Bosna, Kıbrıs, Galata Hıristi­yanlarına, Fâtih İstanbul’a girince Rumlara gönderdikleri fermanlardan anla­şılıyor ki; fikir ve inanç hürriyeti, insan hakları açısında bugün bile dünyanın birçok yeri, onların standardını yakalayamamıştır. Hattâ kendi memleketimiz bile.

Sultan 2. Mahmud; “Ben tebaamdan Müslümanları câmide, Hıristiyan­ları kilisede, Yahûdileri de havrada görmek iste­rim” demiş.(5) Yani benim için hepsi eşittir eşit haklara sahiptir dememek istemiştir.

Kilise Yaptıran Sultanlar:

Beylerbeyi Sarayı yapılırken Balyan Usta (Ermeni) sabahları işine hep geç kalırmış. Bunu duyan sultan Abdülaziz sebebini öğren­mek isteyince Balyan Usta boynunu büküp: “Hünkârım, ben dindar bir adamım, sabah ibâdetimi Bağlarbaşındaki Ermeni kilisesinde yapıyorum, yolum uzun onun için geç kalıyorum” demiş. Bunun üze­rine Pâdişah kendisine bir kese altın vererek:  “Al şu parayı Kuzgunçuk’da kendine bir kilise yap da bir daha işine geç kalma” emrini vermiş.(6) Sultan Abdülhamid de Sinagog ve Kilise yapı­mına maddî yardımlarda bulunduğu târihlere geçmiştir.(7)

Uzun lafın kısası, Fâtih’in İstanbul’a girdiği yıllarda Hıristiyanlar da En­dülüs İslâm Devletine giriyorlar. Şöyle bir kıyaslama yaparsak:

1-İstanbul’da kimsenin kılına dokunulmamış, Endülüs’te de bir tek Müslüman bırakılmamış, hepsi ya katledilmiş, ya sürgün edilmiş ya da din değiştirmeye mecbur edilmiştir.

2-Hıristiyanlar bütün kitapları ve kütüphâneleri yakmışlar, Fâtih İstan­bul’a girer girmez 8 adet kütüphâne yaptırmıştır.

3-Hıristiyanlar bütün hamamları ve Müslüman eserlerini yıkmışlar, İs­tanbul’da  bugün bile birçok Hıristiyan eseri bulmak mümkündür.

4-Türkler Anadolu’ya gireli takriben 1000 sene, İstanbul’a gireli de 500 sene olduğu halde bugün içimizde Yahûdi, Rum, Ermeni on binlerce vatanda­şımız vardır, Ama Endülüs’te yani İspanyada bir tek Müslüman bırakmamış­lardır.

5-Bu uzun asırlardır içimizdeki azınlıkların mâbetleri, manastırları, aziz ve azize türbeleri mevcut olduğu, ziyarete açık bulunduğu ve inkıtaa uğrama­dan ibâdet edildiği halde, 820 sene İslâm diyârı olan İspanya’da 2003 yılına kadar bir tek câmi açık bulunmamış, ancak 500 yıl aradan sonra dışarıdan gelen Müslümanların açtığı uydurma câmilerde ibâdet edilmeye başlanmış­tır.(8)

“Sultanın engin ülkesinde yalnız değişik dinlere değil, değişik milletlere mensup kişiler barış içinde yan yana yaşamaktadırlar. Gerçi câmi, kiliseye ve sinagoga hakimdir, fakat onları itmemektedir. Katoliklik İstanbul ve İzmirde, Paris ve Lyon’dakinden daha hürdür. Ayinleri ve törenleri kısıtlayan hiçbir kanun yoktur. Cenazenin peşinden mumlar tutmuş kalabalık kortejler ilahiler söyleyerek sokaklardan geçerler…”(9)

Dipnotlar:

1- Ahmed Şimşirgil, “Kayı-4”, KTB Yay. İst. 2013, s. 52.

2- Tahsin Ünal, “Osmanlılarda Fazilet Mücâdelesi”, Nur Yay. İst. 1975 s. 41.

3- Ahmed Rasim, Resimli ve Haritalı Osmanlı Târihi, l, 163.

4- M. Sadi Koçaş, “Târihte Ermeniler ve Türk Ermeni İlişkileri”,  İst. 1990 s. 77.

5- Târih ve Düşünce Dergisi, Nisan 2000 s. 62.

6- Beynun Akyavaş, “Sultanîyegâh İstanbul”, T. D. V. Yayını Ankara 2001 s. 55.

7- Mustafa Armağan, “Abdülhamid’in Kurtlarla Dansı-1”, Timaş Yay. İst. 2009, s. 176.

8- Sur Dergisi, Eylül 2003, sayı 330, s. 38.

9- F. H. A. Ubicini, “Türkiye 1855”, Tercüman 1001 Temel Eser, Cilt-2, İst. 1977, s. 88.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık