• 05 Mayıs 2015, Salı 0:00
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

GÜL ? ÇİÇEK-2

1919’lu yıllarda Romanya’da Meclis başkanlığı ve baş­bakanlık yapan 1300 kitabı ve 10 binin üzerinde ma­kalesi bulunan büyük tarihçi Nicolae Jorga; “çiçek yetiş­tirmek, gül sevmek, Osmanlıda sanki bir ibadet şekli idi.” demiştir.([1])

Devlet-i Aliyye’nin en fakir olduğu dönemde bile Sultan ll. Abdül­hamit her yıl 30 bin civarında çiçek saksısı aldırır ve çiçek ektirirmiş.([2])

Sultan l. Ahmet Han Aziz Mahmud Hüdayi hazretle­rinin müridi idi. Ba­şında Hz. Peygamberin ayak izini broş olarak taşırdı. “Hz. Peygamberin Mes­cidinde kandillerde zeytin yağı yanmaz” düşüncesi ile Medine’ye devamlı gül yağı gönder­miştir.([3]) Sultan 3. Selim Topkapı Sarayın­daki Peygamberimi­zin ayak izi ile ilgili şöyle demiş:

Sakın taş sanma yahu gevher-i âlem bahadır bu

Gel ey bîçare yüz sür nakş-i pay-i Mustafa’dır bu

Şu şarkı sözleri de ilk bakışta güzel bir kadına, bir sev­giliye, bir mahbu­beye yazılmış gibi görünse de, haki­katte yine bir sevgiliye hitaben yani Pey­gamberimiz için yazılmış­tır:

Kâh güllerde gül nefesin

Kâh bülbülde şakrak sesin

Nere gitsen benimlesin

Gir kalbime gör kendini

    Rıza Polat Akkoyunlu

 

Aşkın ile gündüz gece giryanım efendim

Bülbül gibi gül rûyine hayranım efendim

Mah yüzüne âşıkânım

Taze bitmiş gül fidanım

Efendim nazlı cânânım

Seni gâyet sevdi canım

Severim yoktur yalanım                                                  

       Hammamizade Dede Efendi

“Gül yağını eller sürünür çatlasa bülbül” şarkısının güfte sahibi Osman Nevres Bey, son yıllarında akli den­gesini kaybetmiş, Şehzade Yusuf İzzettin Efendinin em­riyle Hay­darpaşa Hastanesine yatırılmak üzere getirildi­ğinde müthiş bir yağmur yağıyor ve gök gürlüyor, kapının önünde şu be­yitleri o halinde irticalen söylemiştir:

Sille-i dârüşşifâdır, sanmayın gök gürlüyor

Bu yağan yağmur değildir, âsuman ağlar bana ([4])

“Bu sadâyı gök gürültüsü sanmayın, o Darüşşifanın bana olan sillesinin sesidir. Bu yağanda yağmur değil, benim ha­lime ağlayan semanın gözyaşları­dır.”

Ermenekli Şâir Hasan Rüştü (başı kel olduğu için Kel Rüştü diye maruf), Sultan Abdülhamid’in aleyhinde ko­nuştu diye İzmir’e sürgün edilir, Eşrefle tanışır ve bir­birlerini se­verler, sofra yaranı, hiciv yoldaşı olurlar. Bu sürgünü kaste­derek Eşref şöyle yazar:

Yıkmaya pek çok çalıştı rüzgâr

Etti Mevlânâ himaye yıkmadı

İftihar etsin vücudunla vatan

Ermenek’ten senin gibi gül çıkmadı

 

Osmanlıcada “gül” ile “kel” aynı yazılır. Şâir Eşref bu şirini Rüştü var iken gül diye okurmuş, o yok iken kel diye okurmuş!..([5])

 

Dipnotlar:

 

1- Nicolae Jorga, “Yenilmez Türk-Kanuni ve Dönemi” Almancadan  Çev. Nilüfer Epçeli,

        Yeditepe Yay. İst. 2008, s. 93.

2- Mustafa Armağan, “Abdülhamid’in Kurtlarla Dansı-1”,  Timaş Yay. İst. 2009,  s. 87.

3- Ö. Tuğrul İnançer,  “Dinle Neyden”,  İst.  2010, s. 52.

4- Mustafa Rutbay, ”Kafkasya Hatıraları”, Haz. Ahmat Cevdet Canbulat,  TTK Basımevi Ank. 1990,  s. 9.                    

Hoş-bû; Güzel koku, Şive: Şöyleyiş, tarz, Gülzâr: Gül bahçesi, gülistan.

5- Caner Arabacı, “Milli Mücadele Dönemi Konya Öğretmenleri”, Konya 1991, s. 186.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık