• 09 Aralık 2015, Çarşamba 8:38
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

GÖNÜLLER SULTANI HZ.MEVLÂNÂ-1

Cenâb-ı Allah insanı, yaratılmışların en kıymetlisi olarak halk etmiş, onu yeryüzünün en şerefli varlığı ilân etmiş ve her şeyi onun emrine, onun hizme­tine sunmuştur.

 

Hele kendine inanan, güvenen, günde beş vakit huzurunda eğilen, kendi ile frekans bağlantısı kuran, büyüklüğünü takdir eden insanlara başka bir de­ğer veriyor. Onlara kulum diyor. Rahman ve Rahim sıfatlarıyla tecelli ediyor: "Ben hiçbir yere sığmam, sadece mümin kulumun gönlüne sı­ğarım"([1]) hadis-i kudsisi ile ona verdiği şeref ve kudsiyyeti ilân ediyor. Yunus:

 

Gönül Çalab'ın tahtı

Çalab gönüle baktı

İki cihan bedbahtı

Kim gönül yıkar ise

 

Seyrâni'nin de:

Kalbini geniş tut sıkma Seyrâni

RızÂy-ı Bâr^İden çıkma Seyrâni

Gönül beytullahın yıkma Seyrâni

Elinden gelirse inâyet eyle

 

Dörtlüklerinden de anlaşılacağı üzere, mümin kalbi mecaz manada Allah'ın evi telâkki edilerek, gönül incitmenin, hatır yıkmanın, kalp kırmanın neti­cesine dikkat çekilmiştir.

 

 Mevlâna hazretleri, tasavvuf umdelerini bu Hadis-i Kudsi üzerine bina etmiş, Hz. Mûsâ’yı can düşmanı Firavuna gönderirken; "O'na karşı yumu­şak ve güler yüzlü ol, gönlünü incitme”([2]) tenbihinde bulunan Rabbi'nin emirlerini hayat prensibi kabul ederek, kâfir-mümin ayırımı yapmadan, kim­senin gönlünü kırmadan, herkese giderek, herkesi de dergâ­hına çağırarak teb­liğ görevini yerine getirmiştir.

 

  Gönüller sultanı Mevlâna anlayışında "Gönül-kalp" meselesinin ehem­miyetini şu sözleri ne güzel dile getirir.

         Kâbe bünyâd-i Halil-i Âzerest

         Dil nazargâh-ı Celil-i Ekberest

Bir gönül yapan, memnun eden kişi, binlerce defa haccı ekber yapmış gibi sevap alır ve Allah(c.c.)'ı memnun eder. Çünkü Kâbeyi Azer oğlu Hz. İbra­him(a.s.) bina etmiştir. Mümin kulun kalbi ise Allahü Zülcelâlin nazar ettiği, baktığı, kıymet verdiği bir yerdi. Ve O'nun muasırı olan Yunus da bu hu­susta şöyle diyor:

 

Bir kez gönül yıktın ise, o kıldığın namaz değil

Yetmiş iki millet dahi, elin yüzün yumaz değil

 

"Gel, gel, ne olursan ol yine gel. Kâfir, putperest, günahkâr isen de yine gel. Bizin dergâhımız ümitsizlik dergâhı değil" sözlerini de yanlış te'vil ve tefsir etmeye gerek yok.

 

"Yaratığı sevmek lâzım, yaratandan ötürü" felsefesiyle; "Onlarda in­san, onlar da Allah'ın kulu, gelsinler, feyiz alsınlar, onların gönüllerini fet­hedeyim. Onlar bana, benim dergâhıma gelip, Allah aşkı ve şevki ile ya­nardağlar misali kükreyen gönül potama düşünce nasıl olsa eriyecek, arına­cak, Allah'a kul, Resûlüne ümmet olacak. Gelişi başka gidişi başka ola­cak." diyor.

 

 Bunun için gönüller sultanı olmuş.

 Fakat günümüz insanı bir hususta hata ediyor. Bu engin hoşgörüyü, bu sonsuz insan sevgisini, bu hudutsuz tolerans ve müsamahayı Mevlânâ Haz­retlerinin zatına malediyor. Yani şöyle bir imaj doğuyor: Daha önce kimsede böyle bir insan sevgisi, af ve hoşgörü yoktu. Bunu Mevlânâ ihdas ettiği için böyle seviliyor ve tanınıyor.

 

Bu tamamen yanlış bir düşünce tarzı. Rabbimiz'in Rahman, Rahim, Ğafur, Afüvv, Muın gibi birçok sıfatları vardır.

 

Dipnotlar:

1- “Makasıdü’l- Hasene”, Dar’ül Kütüb el-Arabî, 1985 Beyrut, s. 589.

2- Taha Sûresi, 44.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık