• 02 Haziran 2017, Cuma 7:56
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

FETİH VE FÂTİH -5

Kuşatmanın uzaması üzerine Macaristan’dan elçiler gelip, Haçlı ordu­su­nun Tuna’yı geçmek üzere olduğunu söylemeleri, yine Ceneviz ve Vene­dik donanmalarının Sakız adası önlerine kadar geldiklerinin duyulması, Çandarlı Halil Paşanın kuşatma aleyhine bazı davranış ve sözleri… Ordu­nun moralini bozmuş ise de, dervişlerin, velilerin, tasavvuf erbabının ve başta Akşemsettin olmak üzere fethin II. Mehmed’e nasip olacağına dair manevi işaretlerin ol­duğunu ısrarla yaymaları üzerine ordunun morali dü­zelmiştir.

II. Mehmet büyük taarruzdan önce harp divanını toplayıp heyecanlı bir nutuk atıp, savaşta yararlıklar gösteren asker ve kumandanlara parlak mev­kiler vaat etmiştir. 28 Mayıs gecesi bütün surlar boyunca meşaleler yakıp fener alayları düzenlenmiştir.

 29 Mayıs sabahı daha güneş doğmadan II. Mehmed sabah namazını kılmış, atına binmiş, bütün maiyeti ile ön saflara güneş doğmadan gelmiştir. Güneşin ilk ışıkları ile toplar patlamış ve büyük taarruz başlamıştır. Bütün şehrin surlarında aynı anda aynı şiddetle hü­cumlar başlamış, açılan gediklerden içeri girmeye çalışan Türk askerlerin­den binler­cesi şehit olmuş, fakat yerleri hemen doldurulmuştur.

Mehterin coşkun na­meleri arasında, ardı arkası kesilmeyen bu akınların hakkından gelinemeyece­ğini anlayan halk, kaçıp Ayasofya’ya sığınmaya, bazı asker­lerde yerlerini terk etmeye başlayınca, Ulubatlı Hasan isimli bir yiğidin surlara Osmanlı sanca­ğını dikip şehit olmasıyla, Müslüman askerler gale­yana gelip, ölüme bile al­dırmadan sel gibi surların içine akmaya başlamış­lardır.

 Böylece İstanbul 29. kuşatılmasında fethedilmiş ve İslâm Peygambe­rinin asırlar öncesi verdiği müjdesi gerçekleşmiştir.

Fetihten sonra Topkapı’dan beyaz bir at üzerinde şehre giren fatih, her­kesin canının ve malının emniyette olduğunu, düşmanca davranmayan kim­seye dokunulmayacağını, herkesin dininde ve inancında serbest oldu­ğunu söylemiştir.

 Yalnız şehir kılıç zoruyla alındığı için, Ayasofya kilisesi­nin ca­miye tahvilini emretmiş,  Ayasofya’ya girişinde korkularından panik halinde, yerlere kapanarak ağlaşan halka ve Patriğe işaret ederek ayağa kaldırmış ve : “Ben Sultan Mehmed. Sana, arkadaşlarına ve halkına söylüyorum. Kimse benim gazabımdan korkmasın. Malınız, canınız ve na­musunuz emniyet altın­dadır” demiş ve kumandanlarına da ayni mealde kesin emirlerini vermiştir.

 Herkesin din ve vicdan hürriyetine sahip oldu­ğuna, kendilerine ticaret serbes­tisi tanındığına dair fermanlar sokaklarda okunmuştur.([1]) Böylece Ortaçağ kapanmış, Yeni Çağ başlamıştır. 

Osmanlı Tarihinde bir teâmül vardır. Fethedilen yerlerde hemen bir cami yaptırılır ve ilk Cuma namazı orada kılınır. Bazen de bu durum zaman alacağı için münasip bir bina camiye çevrilir, orada ilk Cuma kılınır. Sa­vaşla alının yerlerde bu genellikle “Kılıç Hakkı” diye bir kilise olurdu.

Hatta Tuğrul Bey fethettiği bir yere cami yapmadan, kendine ikamet ede­cek saray yaptırmazmış.([2]) İstanbul’un fethinden sonra da böyle olmuş ve Ayasofya kiliseye tahvil edilerek, 1 Haziran 1453 Cuma günü burada ilk Cuma namazı kılınmıştır. Hutbeyi Fâtih adına Akşemsettin okumuş ve İstanbul’un Devlet-i Âliye’nin başkenti olmasına karar verilmiştir.([3]) 

Fatih İstanbul’u sadece fethetmekle kalmamış, Orayı her yönden imar ettirmiş, birçok medreseler, Camiler, İmarethaneler, Bimarhaneler, sebiller, köprüler, hanlar ve kervansaraylar yaptırmak suretiyle dünyanın en mamur şehri haline getirmiştir.

Ayrıca, başta Ali Kuşçu olmak üzere, dünyada sa­yılı ilim adamlarını cazip tekliflerle İstanbul’a getirmiş ve bu beldeyi dün­yanın en gözde ilim ve kültür merkezi haline sokmuştur. Ortodoks patriğine büyük yetkiler vermiş,  onu taltif ederek din ve vicdan hürriyeti hususunda büyük toleranslar tanımıştır.

 Feth-i Mübin büyük sansasyon yapmış ve bütün dünya Osmanlının dünyanın en büyük ve en kudretli devleti oldu­ğunu kabul etmek mecburiyetinde kalmıştır. Fatih Osmanlı Devletinin ku­rucusu değil ama Os­manlı İmparatorluğunun kurucusu olmuştur.([4])

Feth-i Mübin’in Müslüman Türk’e ve âlem-i İslâm’a hayırlı olmasını, en çok muhtaç olduğumuz şu günlerde yeni yeni fatihler göndermesini, yeni fetihler nasip etmesini, Cenâb-ı Allah'dan niyaz ederim.

Dipnotlar:

1- Abdurrahman Küçük, “Fetih ve Fâtih”, Diyanet Aylık Dergisi, sayı 29, s. 20.

2- Ergun Göze, “Son Sözleri Ansiklopedisi”, Boğaziçi Yay. s. 26. 

3- Mitat Sertoğlu, “Fatih ve Fetih”, İst. 1986. s. 78.

4- İ. Hâmi Dânişmend, a. g. e. c. 1, s. 235.

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık